İmdat Freni

Trump

ABD’nin Stratejisi, Dünya Halkları için Bir Tehdit – Ana C. Carvalhaes

Açıkça üstünlükçü, sömürgeci ve ırkçı-yabancı düşmanı olan Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi, yeni ya da yeniden formüle edilmiş tehditler içeriyor. Bu, ABD’nin hegemonik gücüne yönelik güncel meydan okumalarla başa çıkmak üzere uyarlanmış, eski tarz bir emperyalizmdir.

Uluslararası durumu izleyenler için 5 Aralık’ta yayımlanan belge sürpriz değildir. Zira ikinci Trump yönetimi, neredeyse bir yıldır Beyaz Saray tarafından nihayet ortaya konan bu fikirler üzerine inşa ediliyordu; İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından ABD’nin oynadığı rolü yeniden ele geçirmeyi amaçlayan, küresel ölçekte bir MAGA anlayışı söz konusudur. Elbette söylediği her şeyin gerçekleştirilebilir olduğunu da varsayamayız. Trump’ın istediği bir şeydir, elde edebileceği başka bir şey. Yine de hedeflerini bilmek, yeni aşırı sağa ve emperyalizme karşı mücadelede yararlı ve gereklidir.

Yeni Bir Doktrin

Trump ve onu destekleyen milyarderler, uluslar arasındaki eşitsizliği ya da en zengin ve en güçlü olanların diğerleri üzerindeki sömürüsünü yeni icat etmiyor. Öncekiler de emperyalistti. Yeni olan, dünyayı algılama ve dünyada hareket etme biçimlerinde radikal bir yön değişikliğine gitmeleri ve önceki belge versiyonlarını zayıf ve yetersiz bularak bunu açıkça dile getirmeleridir. Amaç, yeni bir sömürü ve baskı modeli dayatmaktır.

Ekonomik çıkarlar, dünya ölçeğinde “demokrasiyi yayma” yönündeki her türlü irade görüntüsünün yerini alıyor. Trump’ın kendi dışındaki rejimlere saygı gösterilmesini savunduğu ( Avrupa’daki iktidarlardan haricinde) noktada bu durum net biçimde ortaya konuyor. Teknolojik ve enerji üstünlüğünün, tüm ulaşım yollarının ve tedarik zincirlerinin önünün açılmasını gerektirdiğini belirtiyor. Yapay zekâ ve atom teknolojisiyle desteklenen askerî güç, söz konusu toprak neresi olursa olsun, fosil ve fosil olmayan kaynaklara ve kritik minerallere tam erişimi sağlamak için kullanılacaktır. Küresel ısınma ise zararlı bir ideoloji olarak görülmektedir.

ABD Cıkarlarını Şiddetle Savunmak

Batı Yarımküre (yani esasen Kanada dâhil Amerika ve Rio Grande’nin güneyindeki her şey) on yıllardır sahip olmadığı bir öncelik kazanmaktadır. “Monroe Doktrini’ne Trump Eki”, ABD’nin “narko-teröristlere, kartellere ve diğer ulusötesi suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan hükümetlere sahip bir Yarımküre istediğini; düşmanca yabancı müdahaleden ya da kilit varlıkların yabancı mülkiyetinden arınmış, kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istediğini; ve kilit stratejik konumlara sürekli erişimimizi güvence altına almak istediğini” ortaya koymaktadır. İlgilendikleri egemenlik, kendi egemenlikleridir.

“Kilit varlıkların mülkiyeti” vurgusunu özellikle not etmek gerekir. Çin’in yükselişini nasıl gördükleri ve buna nasıl karşılık vereceklerini anlattıkları uzun bölümde, meselenin Ejderha ile ticaret yapmak olduğu açıkça görülüyor; ancak bunun karşılığında yatırımların ABD’ye yöneltilmesi, ticaretin yeniden dengelenmesi ve Çinli şirketlerin düşük gelirli ülkelere (Latin Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya) yayılmasının durdurulması talep ediliyor. Metin, ABD’nin teknoloji ile kritik enerji ve maden kaynakları üzerindeki hegemonyasını garanti altına almanın yanı sıra, Çin’in Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı üzerindeki hegemonyasını da engellemeyi öneriyor; bunun için Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın silahlandırılmasını, ayrıca bölgede bir rakip olarak Hindistan’ın güçlendirilmesini savunuyor.

Yeni bir Egemenlik Çağı

Müttefik Avrupa söz konusu olduğunda ise kışkırtıcı teşhisler dikkat çekiyor; göç ve hükümetlerin “zayıflığı” nedeniyle yaşandığı öne sürülen bir “medeniyetin silinmesi” tanımı bunlardan biri. Metnin, kıta üzerindeki Rus tehdidini küçümseyerek ele alması da aynı derecede küçümseyici bir ton taşıyor. Strateji, küresel ortakların —özellikle de Avrupa’nın— güvenlik harcamalarını paylaşmasını talep ediyor ve Eski Kıta’nın batı kesimini, özellikle yükselişini memnuniyetle karşıladığı “yurtsever partiler” söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğüne yönelik iddia edilen saldırılar nedeniyle eleştiriyor.

Trump ve etrafındaki şahinlerin stratejisi, hem ekonomik işbirliği hem de göç açısından önceki dönemin sona erdiğini ilan ediyor. Yeniden formüle edilen bu emperyalizm, emeğin dolaşımına hiçbir alan tanımıyor; beyaz olmayan, Hristiyan olmayan işçileri yeni dönemin temel düşmanları hâline getiriyor. Bu strateji, bu örnekte olduğu gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana ABD ve sermaye tarafından kullanılan ilke, hedef ve araçları yeniden tanımlıyor. Bu devasa dönüşümle şimdiden karşı karşıyayız. Trump’ın ve yeni küresel aşırı sağın hedeflerine ulaşıp ulaşamayacağı kesin değil; zira attıkları adımlar yeni ve güçlü çelişkiler yaratıyor. Ancak başlamış olan mücadelenin sert geçeceği açık.

12 Aralık 2025

Ana Cristina Carvalhes Brezilya’lı bir sosyalist ve IV. Enternasyonal Yürütme Komitesi üyesidir.