Trump’ın yardakçısı olan aşırı sağa karşı mücadelenin en ön saflarında yer alacağız. Önümüzdeki günlerin mücadelesi budur: Bizi bekleyenlere hazırlanmak üzere militan güçleri yeniden örgütlemek için stratejik tartışmaya ve fikirler mücadelesine ağırlık vermek. Gelecek şimdi belirleniyor.
Lula ikinci turda kazanabilir ve seçilebilir: Eksik olan oyları kazanmak için önümüzde 20 günden az bir süre kaldı. Öte yandan, ilk tur sonuçlarının ülke genelinde aşırı sağın önemli bir zafer kazandığını ortaya koyduğu da bir gerçek. Dolayısıyla Flávio Bolsonaro’nun yarışa bir adım önde başladığı ikinci tur mücadelesinin son derece çetin geçeceği görülüyor. Seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmelerimizi yaparken zaman kaybetmiyor, bu mücadele için militan hareketin bütününü örgütlemek ve seferber etmek üzere şimdiden kolları sıvamış bulunuyoruz. Bu hafta için toplantılar, genel kurullar, yürüyüşler ve başka seferberlik faaliyetleri hazırlanmaya başlandı bile.
PSOL tarihî bir seçim başarısı elde ederek parlamento gruplarını hem güçlendirdi hem de nitelik bakımından geliştirdi. Birçok eyalette en fazla oy alan partiler arasına girdi ve ülke genelinde en çok oy alan beş parlamenterden bazıları da PSOL saflarından çıktı. Buna rağmen, bolsonarizmin güçlenmesine katkıda bulunan ve çoğulculuğu kısıtlayan mevcut siyasal rejimin antidemokratik mekanizmaları şimdi de PSOL’a karşı kullanılma tehdidi oluşturuyor. Bu ünlü seçim barajı[1], her şeyden önce antikapitalist solun gelişmesini engellemek amacıyla oluşturuldu. Espírito Santo eyaletinde Sosyal Demokrat Parti’nin (PSD) kadın kotalarının uygulanmasında yaptığı usulsüzlükler ve Sergipe eyaletinde PSOL’a karşı alınan antidemokratik önlemler olmasaydı, parti bu kısıtlamaları aşmak için ihtiyaç duyduğu dokuzuncu eyalette de gerekli başarıyı elde etmiş olacaktı.
PSOL’un seçim sonuçlarındaki tek önemli çelişki budur. PSOL’un halk için gerekli bir parti olduğu apaçık ortadayken, bu engel saçmalık sınırına dayanıyor. Seçim barajı gibi önlemlerle getirilen kısıtlamalar, ancak demokrasi düşmanlarının savunabileceği bir saldırı niteliğindedir. Bu mesele artık hem siyasi hem de hukuki bir mücadelenin konusu hâline gelmiştir.
Önümüzdeki haftalarda örgütümüzün yetkili organları, içinden geçtiğimiz siyasal sürecin, seçimlerden çıkarılan ilk derslerin ve genel dinamiklerin daha kapsamlı bir değerlendirmesini yapmak üzere toplanacaktır. Burada amacımız, MES ve PSOL militanlarını seçim sonucunu tersine çevirmek, Lula’nın yeniden seçilmesini sağlamak ve neofaşizmin iktidara gelmesini engellemek için durmaksızın mücadele etmeye yönlendirmeyi sürdürmektir. Şimdi mücadele zamanı, şimdi siyasal savaş zamanı.
4 Ekim’de aşırı sağın zaferi
Flávio Bolsonaro ve aşırı sağ, ilk turun en büyük galipleri oldu. Bolsonaro ailesini ve Tarcísio Freitas’a bağlı akımı bir araya getiren aşırı sağ blok ezici bir zafer kazandı. Flávio, bütün anketlerin aksine, geçerli oyların %47’sini alırken Lula %45’te kaldı. Aradaki fark iki milyonun biraz üzerinde gerçekleşti. Eyalet valilikleri ve Senato seçimleri de bu büyük zaferi doğruladı. Önemli eyaletlerin neredeyse tamamında sonuçlar ilk turda belirlendi. PL (Liberal Parti) 7 vali çıkardı ve Flávio’nun destekçileri şu eyaletlerde seçimi kazandı: Rio Grande do Sul (Zucco), Santa Catarina (Jorginho), Paraná (Moro), Mato Grosso do Sul (Riedel), Mato Grosso (Pivetta), São Paulo (Tarcísio), Minas Gerais (Cleitinho), Pará (Dr. Daniel), Roraima (Arthur), Rondônia (Marcos). Tarcísio ve Cleitinho’nun zaferlerinin yanı sıra, Rio’da Ruas’ın beklenmedik yükselişinin de altını çizmek gerekir. Garotinho’nun oylarının iptal edilmesi durumunda Ruas’ın galip ilan edilmesi mümkün. PL, Senato’da yenilenen 54 sandalyenin 19’unu kazanarak bu meclisin en büyük grubunu oluşturdu. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nde 121 milletvekiliyle bugüne kadar seçilmiş en büyük parlamento grubunu oluşturarak Kongre’de tarihî bir rekor kırdı. Bunlar, gerçek bir “silindir gibi ezip geçme” etkisini yansıtan çarpıcı rakamlar.
Seçimlere ilişkin ilk değerlendirme, güç dengelerinde olumsuz bir değişimin yaşandığını şimdiden gösteriyor.
Flávio ve aşırı sağ, “Kolombiya usulü” bir zafer kazandı. Başka bir deyişle, seçmenlere ulaşma kapasiteleri sayesinde yeterince isabetli olmayan anketlerin birkaç puan üzerine çıkarak yeni bir güç dengesi dayattılar. Böylece Lula etrafında oluşan siyasal bloka birden fazla cephede yenilgi yaşattılar. Bu sonuç, ilk turda zafer kazanmayı umacak kadar ileri giden PT (İşçi Partisi) yöneticilerinin gerçekçilikten uzak analizleriyle keskin bir karşıtlık oluşturdu.
Seçim kampanyası, hükümeti zayıflatan ve daha önce INSS/Lulinha skandalı etrafında yoğunlaşan rejime yönelik suçlamaları daha da güçlendiren Federal Yüksek Mahkeme (STF) krizinin patlak vermesine kadar sakin bir ortamda ilerledi. Moraes’in ve STF’nin hedef alınması, Dark Horse olayının ilk kez ortaya çıkmasıyla Flávio’nun içine düştüğü savunma pozisyonunu tamamen ortadan kaldırdı. Böylece “Vorcaro” kozu etkisizleşerek doğrudan “Yeni Cumhuriyet” rejiminin kendisine karşı dönen bir unsura dönüştü. (*)
Seçim kampanyasının son düzlüğünde bir dizi siyasal önlem hayata geçirildi: Bolsa Família programının kapsamının genişletilmesi, çevrimiçi bahislerin yasaklanması, borçların yeniden yapılandırılmasına yönelik yeni bir Desenrola (borçların müzakeresi) programı, Brezilya Ulusal Piskoposlar Konferansı (CNBB) ile ittifak kurulması ve STF’deki tartışmanın yasaklanması. Bunlara, militanların seferberliğinin artırılması ve seçim kampanyası tarafından, bizzat Lula’nın da katılımıyla düzenlenen büyük sokak gösterileri eklendi. Bu da seçmenlerin ve destekçilerin sokaklardaki görünürlüğünü artırdı.
Bolsonarizm ise önceki dönemlerden farklı olarak daha geri planda kalmayı tercih etti ve sessiz çoğunluğa bel bağladı. Centrão’nun (merkez partiler koalisyonu) bazı kesimlerini ve klientelist partileri kendi safına çekerek güçlü bir seçim çoğunluğu elde etti. Sağcı adayların varlığı Flávio’nun yükselişini durdurmaya yetmedi. STF krizinin ardından Cury’nin desteği eridi ve Renan’ın gösterdiği direnç bile yaklaşık %2’lik bir tavana takıldı.
PT, önceki seçimlere kıyasla daha düşük bir düzeyde olsa da Kuzeydoğu’daki hegemonyasını koruyarak yönetimde olduğu üç eyalette, Piauí, Ceará ve Bahia’da zafer kazandı. Yine PT’nin yönetimde olduğu Rio Grande do Norte eyaletinde ise partinin adayı Cadu, seçim kampanyasının son düzlüğünde iyi bir performans göstererek ikinci tura kalabilecek bir konuma yükseldi. Amapá ve Pará eyaletlerinde ise iktidarın adayları yenilgiye uğradı.
Lula, attığı ürkek adımlarla hükümetine yönelik hoşnutsuzluk eğilimini tersine çevirmeyi başaramadı. Medya, özellikle Globo’daki tartışma krizinin ardından, Globo, Folha ve Estadão gibi çoğunlukla Bolsonaro yanlısı olmayan kuruluşlar da dahil olmak üzere, hükümet üzerinde baskı kuran bir çizgi benimsedi. Daha sert bir kemer sıkma politikasını savunmak ve gelecekteki bir hükümeti vesayet altına almak amacıyla yöneltilen eleştirileri öne çıkardı.
Bu sonucu anlamak için Lula’nın yıpranmasının, zaman zaman savunma konumuna düşse de dirençliliğini koruyan aşırı sağı nasıl beslediğini kavramak gerekir. Jair’in hapiste olduğu, Flávio’nun burjuvaziyi ve onun partilerini birleştirmeyi başaramadığı unutulmamalıdır. Lula’nın ve onun etrafında oluşan siyasal kampın yenilgisi, hem genel hem de özgül etkenlerden kaynaklanmaktadır. Genel etkenler açısından üçlü bir tükenişten söz edebiliriz: (I) Liberal aydın Maria Hermínia Tavares’in birkaç hafta önce Folha’da isabetli biçimde yazdığı gibi, STF krizinin grotesk bir tezahürünü oluşturduğu Yeni Cumhuriyet rejiminin tükenişi; (II) siyasal bir figür olarak Lula’nın kendisinin (ve dolayısıyla partisinin) tükenişi, bir tür “malzeme yorgunluğu”; (III) PT’nin Yeni Cumhuriyet döneminden bu yana benimsediği, sınıf çatışmalarını “kurumsal” yollarla çözmeye dayanan stratejinin tükenişi.
Yeni Cumhuriyet’in son dayanakları da sarsıldı: 8 Ocak’taki darbe girişimi ve Trump’ın müdahaleleri karşısında ilerici bir rol oynamış olan STF ile bütçe ödeneklerine ilişkin değişiklikler sayesinde güç kazanmış olan “Centrão”. Ancak gücünü yitirmeye başlayan Centrão, seçmenlerin cezalandırıcı oylarıyla karşı karşıya kaldı ve aşırı sağın etkisi altına girdi. Bu durum, birkaç yıl önce São Paulo’da PSDB’nin Tarcísio karşısında yaşadığı sürece benzerlik göstermektedir.
Brezilya tarihinin en büyük devlet adamı, ülkenin yakın dönem siyasal tarihini tek başına temsil eden bir figür olan Lula, perspektif eksikliğinin yarattığı zayıflamayla birlikte, aşırı sağın yükselişini durdurabilecek kadar güçlü bir dinamik yaratmak üzere yeniden inisiyatif almayı başaramıyor.
Son olarak, sınıflar arası uzlaşma stratejisi, yozlaşmış bir STF’ye ve Centrão’ya bağımlılık yarattığı gibi, hükümetin Merkez Bankası Başkanı Gabriel Galípolo tarafından yürütülen ve halkın taleplerine yanıt veremeyen kemer sıkma politikasına da bağımlılık yaratmıştır. Başka bir deyişle, PT karşıtlığının başlıca dayanağını oluşturan Flávio ve destekçilerine verilen halk oylarının büyük bölümü, hükümetin halkın yaşam koşullarındaki kötüleşmeye yanıt verememesi nedeniyle duyulan tepkinin sonucudur. Aynı zamanda bu oylar, bütünüyle yozlaşmış olarak algılanan rejime yönelik bir tepkiyi de yansıtmaktadır. Flávio ise “sisteme” karşı yürüttüğü ikiyüzlü söylemle bu tepkiyi körüklemektedir.
Lula, kurduğu ittifakların sınırları içinde iktidarını sürdürüyor ve halkta bir tepkiye yol açıyor. Bu tepki de aşırı sağ muhalefeti ve Centrão ile burjuvazinin bir kesiminin hükümet üzerindeki vesayetini güçlendirerek, trajik biçimde kendini tekrarlayan bir kısır döngü yaratıyor.
Flávio, Tarcísio’yu geride bırakarak Bolsonaro Klanı’nın adayı olarak kendisini kabul ettirdi ve babasını 2018’de iktidara taşıyan toplumsal ittifakı yeniden etrafında topladı. Bu ittifak, burjuvazinin ve finans çevrelerinin bir kesiminden tarım endüstrisinin büyük güçlerine, doğal kaynakların çıkarılmasına (ekstraksyonuna) dayalı sektörlerdeki ve madencilikteki büyük şirketlerden teknoloji şirketlerine, askerî ve sivil baskı aygıtlarının bir bölümünden Moro ve benzerleri gibi devlet aygıtının muhafazakâr katmanlarına ve Evanjelik çevrelerin geniş kesimlerine kadar uzanıyor.
Teknoloji şirketlerinin bu ittifaktaki varlığı, günümüz siyasetinin kurucu unsurlarından biridir. Meta, Starlink ve diğer büyük teknoloji şirketleri (Big Tech), Lula’yı yenilgiye uğratmak ve Flávio’nun seçilmesini sağlamak için faaliyet yürütüyor ve yürüttüler. Peter Thiel, Buenos Aires’ten Brezilya’daki gelişmeleri takip ediyor ve birkaç ay önce São Paulo’ya da gitti. Burada, Cebrap araştırmacılarının tanımladığı şekliyle, “yeni türden bir parti”yi, bir “dijital bolsonarist parti” fikrini destekleyen örgütlü bir faaliyet söz konusu.
Trump da bu mücadele için seferber oldu ve Brezilya’daki mücadele dünya çapındaki mücadelenin bir parçasını oluşturuyor. Büyükelçiliklerin kapatılması alınan önlemlerden biriydi, ancak gerçek şu ki Trump, bir yıldır Lula’yı seçimler yoluyla iktidardan uzaklaştırmak için kararlılıkla hareket ediyor. Milei’yi kullanıyor, ancak milyarderler tarafından finanse edilen, bir tür mücadele odaklı düşünce kuruluşu olan BlackBridge şirketinin finansmanı gibi başka araçlara da sahip. Moraes ve Pix üzerindeki baskılar: Trump ve siyonizm zamana karşı bir yarış içinde. Yaklaşan ABD seçimlerinin belirsiz görünümü ve bölgedeki aşırı sağ hükümetlerin yıpranması karşısında “Brasília’nın fethedilmesi” bu proje açısından hayati önem taşıyor. Bunun bir domino etkisi olacaktır: Şili, Venezuela, Peru, Kolombiya ve şimdi de Brezilya.
Bu sürecin daha derin olduğunu kavramak gerekiyor. Çünkü Flávio ve aşırı sağ, yalnızca iktidara gelmekle sınırlı olmayan, daha kapsamlı bir stratejiye sahip. Bu, gerçekte bir karşıdevrim olan bir “devrim” stratejisidir.
Senatörleri seçtirerek Yüksek Mahkeme’yi kuşatmak, iktidarı klanın elinde yoğunlaştırmak, Jair için af çıkarmak ve otoriter önlemleri hayata geçirmek; böylece ülkeyi kendi stratejileri ve programları doğrultusunda yeniden şekillendirerek bir sömürge gibi Trump’a teslim etmek: Yeni hükümetin eylem planı budur.
Nunes Marques, Bolsonaro’nun affını şimdiden gündeme aldı. Buna, geçen pazar günkü seçim sonuçları karşısında borsalarda ve finans dünyasında yaşanan coşkunun da gösterdiği üzere, piyasalardan gelen işaretleri eklemek gerekiyor.
Bu süreci açıklayan özgül etkenler arasında PT’nin siyasal yönelimindeki ciddi hatalar, ilk turda zafer kazanma olasılığına ilişkin yanlış değerlendirmesi, özellikle Rio Grande do Sul ve São Paulo eyaletlerinde felaketle sonuçlanan, zayıf adaylar etrafında oluşturulan “geniş cephe” stratejisi ve Minas Gerais eyaletinde adayın belirlenmesinde yaşanan gecikme gibi unsurlar yer alıyor.
Bununla birlikte, bize göre, ulusal düzeyde ve eyaletlerde en çok oy alan adaylar arasında solun da yer aldığı bir kutuplaşma söz konusu. Bu mücadele aynı zamanda kuşaklar arası bir boyut da taşıyor: Nikolas Ferreira ve Pavanato’nun karşısında Érika Hilton ve Sâmia Bomfim; Minas Geraisli genç Ana Elise’nin PT açısından bütün oy rekorlarını kırması; Federal Bölge’de (DF) en fazla oy alan adayın Fábio Felix olması… Bunların hepsi, “redpill” çevrelerinin muhafazakâr oylarına karşıt ideolojik örnekler oluşturuyor.
Kitle hareketinin çoğunluk eğilimlerini temsil eden önderliklerin kaygıları ve yönelim kaybı nedeniyle etkisi sınırlansa da canlı bir enerji mevcut. Bu enerji, örneğin Lula’nın kazandığı São Paulo ve Porto Alegre gibi eyalet başkentlerinde kendini gösteriyor. Seçim kampanyasının son düzlüğünde düzenlenen mitinglerde, “Klan”ın yeni bir hükümetinin neofaşist niteliğinin farkına varılmasında ve aynı zamanda Lulacı stratejinin sınırlarına ilişkin belirli bir bilincin gelişmesinde bu enerjiyi görmek mümkün.
PSOL ve seçim barajına karşı mücadele
PSOL seçim barajına karşı mücadele etmelidir. Seçim sonuçlarının çelişkisi burada yatıyor: PSOL, seçilmiş temsilcileriyle sandıktan zaferle çıkmış, böylece kitlelerin belirli kesimlerinin siyasette yenilenme ve radikallik arzusunu ifade etmiş olmasına rağmen, seçim barajını aşamadığı gerekçesiyle bir dizi hakkını kaybetmesine yol açabilecek, partinin işleyişini kısıtlayıcı önlemlerin uygulanması tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Geçen haftaki başyazımızda[2] bu mücadelenin Lula’nın ve adaylarımızın seçilmesini sağlama mücadelesi kadar önemli olduğunu vurgulamıştık:
Aynı derecede önemli olan ikinci görev, seçmenleri milletvekilliği ve senatörlük için PSOL adaylarına oy vermeye ikna etmektir. PSOL, rejimin çok sayıdaki antidemokratik mekanizmasından biri olan seçim barajını aşmalıdır.
Sergipe eyaletinde PSOL/Rede federasyonunun aday listesinin bu duruma özgü olarak geliştirilmiş hukuki bir hileyle geçersiz kılınmasının ardından, zorluk, dokuzuncu eyalet için geriye yalnızca üç ya da dört seçeneğin kalmış olmasından kaynaklanıyordu. Bunlar arasında PSOL yönetimi tarafından en yüksek olasılığa sahip görülen eyalet Santa Catarina’ydı. Burada alınan olumsuz sonuç, bizi Espírito Santo’ya bel bağlamak zorunda bıraktı. Bu eyalette ilk oy sayımında yalnızca 185 oy farkla yarışın dışında kaldık. Şimdi hâlâ gündemde olan mesele, eyaletteki klientelist partilerin toplumsal cinsiyet kotasına ilişkin gerçekleştirdiği çeşitli usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu usulsüzlüklerin tespit edilmesi, oyların yeniden sayılmasına ve PSOL’un Espírito Santo eyaletinde Temsilciler Meclisi seçimleri için gerekli %1,50 oy oranına ulaşmasına olanak sağlayacaktır. Benzer bir dava birkaç yıl önce olumlu sonuçlanmış, zorunlu kadın kotasında usulsüzlük yapan bir aday listesinin iptal edilmesinin ardından oyların yeniden sayılması sayesinde PSOL, Belém Belediye Meclisi’nde bir sandalye daha kazanmıştı.
Neofaşizme karşı geleceğe dönük bir projeyi temsil eden ve milyonlarca Brezilyalının dayanışma ve desteğine sahip olan PSOL’a karşı bu son derece ağır önlemin uygulanmasını engellemek için var gücümüzle mücadele ediyoruz.
Partimiz parlamenter düzeyde gelişme kaydetti: Rede partisiyle oluşturduğumuz federasyon, ülkenin beş coğrafi bölgesinden dördünde ilk kez olmak üzere toplam 15 federal milletvekili çıkardı. Lulacılığın doğduğu ve ülkenin başlıca ekonomik merkezi olan São Paulo eyaletinde PT’nin oluşturduğu federasyonu geride bıraktık. Partimiz, gerici güçlerle mücadele eden ve kolektif mücadeleye ağırlık veren tutarlı ve mücadeleci bir alternatif olarak, feminist ve ırkçılık karşıtı bir kimlikle gelişti. Eyalet yasama meclislerinde de ilerleme sağlayarak birçok eyalette parlamento gruplarını güçlendirdi.
Bu çelişki karşısında, Espírito Santo’daki seçim usulsüzlüklerine ilişkin kanıtları göz önünde bulundurarak, PSOL’un televizyon ve radyodaki yayın sürelerini koruyabilmesi, faaliyetlerini eksiksiz sürdürebilmesi ve Ulusal Kongre’de bütün haklarını kullanabilmesi için Brezilya toplumuna yönelik büyük bir kampanya çağrısında bulunuyoruz. PSOL’u, Brezilya halkının büyük mücadelelerini sahiplenen, vazgeçilmez bir parti olarak güçlendirelim ve bu niteliğini ortaya koyalım.
Bugünün mücadelesi geleceği belirliyor – MES/PSOL içindeki rolümüz
Şimdiden bütün militanlarımızı ve sempatizanlarımızı ikinci tur seçim kampanyasına daha güçlü biçimde katılmaya çağırıyoruz. Emekçi halkın bilincine dayanarak, Lula ile Flávio arasındaki oy farkını kapatmak için mücadele edecek sürekli bir kolektif hareket yaratmak üzere toplumsal enerjiyi büyütmeli ve geliştirmeliyiz. Üniversitelerin sürece dahil edilmesi ve geniş katılımlı genel toplantıların düzenlenmesi izlenmesi gereken örneklerdir.
Söylemimiz basit olmalı ve kentlerin çeperlerinde yaşayanlara, ne Lula’ya ne de Flávio’ya oy verenlere, hatta hiç oy kullanmamış olanlara seslenmelidir: Ya hep ya hiç, ya evet ya hayır! Haftada altı gün çalışma ve bir gün dinlenmeye dayalı 6×1 sistemine son vermek için, kadınların yaşamları için, Brezilya’nın Trump’ın himayesi altındaki bir ülkeye dönüşmemesi için, Brezilya ekonomisinin çökmesini ve yeniden kemik kuyruklarına (fila do osso) mahkûm olmamızı önlemek için, Bolsa Família programını kısıtlayabilecek ya da ortadan kaldırabilecek, sendikaları kapatmak ve üniversiteleri kuşatmak isteyen güçleri durdurmak için mücadele etmeliyiz. Gençler arasında eğitim, demokratik özgürlükler ve iklim krizinin aciliyeti üzerine tartışmayı da ihmal etmeden, borç batağına saplanmış, yüksek faiz oranlarının ve finans kapitalin esiri hâline gelmiş milyonlarca Brezilyalının yüreğine ve zihnine nasıl ulaşabiliriz?
Bu çağrıyı, MES’in elde ettiği sonuçlardan gurur duyarak, başımız dik bir şekilde yapıyoruz. Örgütümüz, radikalliği geniş bir toplumsal erişimle birleştirmeye ağırlık verdiği için gelişti. Üç federal milletvekili seçtirdik: Sâmia, Fábio ve Fernanda. Sâmia, yaklaşık 600 bin oyla Brezilya’nın en çok oy alan beş kadın milletvekili arasına girerek gerçek bir başarıya imza attı. Fernanda Melchionna, eyaleti kasıp kavuran aşırı sağ seçim dalgasına rağmen oylarını artırarak 276 bin oyla Rio Grande do Sul’un en çok oy alan adayları arasına girdi. Fábio Felix, Federal Bölge’nin (DF) tamamında en çok oy alan aday olurken, oy oranı bakımından da ülke genelinde en yüksek desteği alan adaylar arasında yer aldı.
Üç eyalet milletvekilini yeniden seçtirdik: Luciana Genro ve Camila Valadão, sırasıyla Rio Grande do Sul ve Espírito Santo eyaletlerinde en çok oy alan adaylar arasında yer aldı. Mônica Seixas ve Pretas (kolektif milletvekilliği), 200 bin oya yaklaşarak önceki bütün seçim sonuçlarını geride bıraktı.
Bazı gerilemeler de yaşadık. Örneğin Rio’nun mücadeleci milletvekili Josemar Carvalho, oylarını artırıp 40 bin sınırını aşmasına rağmen yeniden seçilemedi. Rio Grande do Sul eyaletinde PSOL, ikinci bir sandalye kazanmak için gereken oy sayısına çok az farkla ulaşamadı. Roberto Robaina ise partinin bu eyalette en çok oy alan ikinci adayı oldu.
İki yeni kadın milletvekili seçtirdik: Filodaki rolüyle uluslararası düzeyde tanınan ve 124 binden fazla oy alarak MES’in São Paulo’daki parlamento grubunu güçlendiren Mariana Conti ile Federal Bölge Yasama Meclisi’nde sandalye kazanan ilk siyah solcu kadın olan, MES ve PSOL yöneticisi Keka Bagno.
Seçilememiş olsalar da Vivi ve öğretmen Ângela, Pará ve Paraná eyaletlerinde önemli oy oranlarına ulaşarak parti açısından başlıca referans isimler arasında yerlerini aldılar. Ayrıca MES ve PSOL bayrağı altında milletvekilliği ve senatörlük seçimlerine katılan onlarca yoldaşımızla, seçim kampanyalarını desteklediğimiz ve aktif biçimde katıldığımız diğer yoldaşlarımızla da gurur duyuyoruz.
Kutuplaşma, dünyanın her yerinde olduğu gibi devam edecek ve keskinleşecektir. Trump, ABD’de yaklaşan Kongre seçimlerini kaybedebilir; gençliğin yeni seferberlikleri İspanya ve Fransa’yı sarsıyor; siyasal uçlar güç kazanıyor. Almanya’da neofaşistler AfD ile yeniden kitlesel bir ağırlık kazanırken Berlin, Die Linke’nin zaferiyle buna yanıt veriyor. ABD’de DSA (Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri), Trump’a karşı mücadele ediyor ve kitlesel bir siyasal güç olarak gelişiyor. Keiko Fujimori’nin Peru’sunda solcu lider Verónika Mendoza, kısa süre önce Cusco valisi seçildi. Burada, Brezilya’da ise PSOL’a bağlanan umutlar, yenilenmiş bir antikapitalist sola duyulan arzuyu ifade ediyor.
Trump’ın yardakçısı neofaşist Flávio’ya karşı en ön saflarda mücadele edeceğiz. Önümüzdeki günlerde verilmesi gereken mücadele budur: Bizi bekleyenlere hazırlanmak üzere stratejik tartışmaya, fikirler mücadelesine ve militan güçlerin yeniden örgütlenmesine ağırlık vermek. Gelecek şimdi belirleniyor.
MES-PSOL Ulusal Sekreterliği (Sosyalist Sol Hareketi, PSOL’un kurucu siyasi örgütlerinden biri).
6 Ekim 2026 tarihinde Revista Movimento tarafından yayımlanmıştır.
(*) INSS skandalı, Brezilya Ulusal Sosyal Güvenlik Kurumu üzerinden emeklilerin aylıklarından usulsüz kesintiler yapılmasına ilişkin yolsuzluk soruşturmasıdır. Soruşturma kapsamında Lula’nın oğlu Lulinha hakkında da nüfuz ticareti iddiaları gündeme gelmiştir. Dark Horse olayı ise Jair Bolsonaro hakkında hazırlanan aynı adlı filmin, mali usulsüzlüklerle suçlanan Banco Master’ın eski sahibi Daniel Vorcaro tarafından finanse edilmesine ve Flávio Bolsonaro’nun bu finansmandaki rolüne ilişkin skandaldır. “Vorcaro kozu”, bu bağlantıların Flávio’ya karşı siyasal bir silah olarak kullanılmasını ifade eder. Ancak Vorcaro ile Federal Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes arasındaki ilişkilerin ortaya çıkması, tartışmanın yönünü değiştirerek yargının kendisini hedef hâline getirmiştir. (Ç-N)
1. Kamu kaynaklarına ve radyo-televizyon yayın sürelerine erişimi belirleyen, belirli bir asgari sayıdaki eyalette ulaşılması gereken oy barajı (cláusula de barreira).
2. “Her oy önemlidir” (Cada voto importa), Israel Dutra, 2 Ekim 2026, Revista Movimento.
Tercüme: İmdat Freni Çeviri Kolekifi


