İmdat Freni

Brezilya

Brezilya: İkinci Turda Neofaşizme karşı Oylar Lula’ya – MES/PSOL

Trump’ın yardakçısı olan aşırı sağa karşı mücadelenin en ön saflarında yer alacağız. Önümüzdeki günlerin mücadelesi budur: Bizi bekleyenlere hazırlanmak üzere militan güçleri yeniden örgütlemek için stratejik tartışmaya ve fikirler mücadelesine ağırlık vermek. Gelecek şimdi belirleniyor.

Lula ikinci turda kazanabilir ve seçilebilir: Eksik olan oyları kazanmak için önümüzde 20 günden az bir süre kaldı. Öte yandan, ilk tur sonuçlarının ülke genelinde aşırı sağın önemli bir zafer kazandığını ortaya koyduğu da bir gerçek. Dolayısıyla Flávio Bolsonaro’nun yarışa bir adım önde başladığı ikinci tur mücadelesinin son derece çetin geçeceği görülüyor. Seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmelerimizi yaparken zaman kaybetmiyor, bu mücadele için militan hareketin bütününü örgütlemek ve seferber etmek üzere şimdiden kolları sıvamış bulunuyoruz. Bu hafta için toplantılar, genel kurullar, yürüyüşler ve başka seferberlik faaliyetleri hazırlanmaya başlandı bile.

PSOL tarihî bir seçim başarısı elde ederek parlamento gruplarını hem güçlendirdi hem de nitelik bakımından geliştirdi. Birçok eyalette en fazla oy alan partiler arasına girdi ve ülke genelinde en çok oy alan beş parlamenterden bazıları da PSOL saflarından çıktı. Buna rağmen, bolsonarizmin güçlenmesine katkıda bulunan ve çoğulculuğu kısıtlayan mevcut siyasal rejimin antidemokratik mekanizmaları şimdi de PSOL’a karşı kullanılma tehdidi oluşturuyor. Bu ünlü seçim barajı[1], her şeyden önce antikapitalist solun gelişmesini engellemek amacıyla oluşturuldu. Espírito Santo eyaletinde Sosyal Demokrat Parti’nin (PSD) kadın kotalarının uygulanmasında yaptığı usulsüzlükler ve Sergipe eyaletinde PSOL’a karşı alınan antidemokratik önlemler olmasaydı, parti bu kısıtlamaları aşmak için ihtiyaç duyduğu dokuzuncu eyalette de gerekli başarıyı elde etmiş olacaktı.

PSOL’un seçim sonuçlarındaki tek önemli çelişki budur. PSOL’un halk için gerekli bir parti olduğu apaçık ortadayken, bu engel saçmalık sınırına dayanıyor. Seçim barajı gibi önlemlerle getirilen kısıtlamalar, ancak demokrasi düşmanlarının savunabileceği bir saldırı niteliğindedir. Bu mesele artık hem siyasi hem de hukuki bir mücadelenin konusu hâline gelmiştir.

Önümüzdeki haftalarda örgütümüzün yetkili organları, içinden geçtiğimiz siyasal sürecin, seçimlerden çıkarılan ilk derslerin ve genel dinamiklerin daha kapsamlı bir değerlendirmesini yapmak üzere toplanacaktır. Burada amacımız, MES ve PSOL militanlarını seçim sonucunu tersine çevirmek, Lula’nın yeniden seçilmesini sağlamak ve neofaşizmin iktidara gelmesini engellemek için durmaksızın mücadele etmeye yönlendirmeyi sürdürmektir. Şimdi mücadele zamanı, şimdi siyasal savaş zamanı.

4 Ekim’de aşırı sağın zaferi

Flávio Bolsonaro ve aşırı sağ, ilk turun en büyük galipleri oldu. Bolsonaro ailesini ve Tarcísio Freitas’a bağlı akımı bir araya getiren aşırı sağ blok ezici bir zafer kazandı. Flávio, bütün anketlerin aksine, geçerli oyların %47’sini alırken Lula %45’te kaldı. Aradaki fark iki milyonun biraz üzerinde gerçekleşti. Eyalet valilikleri ve Senato seçimleri de bu büyük zaferi doğruladı. Önemli eyaletlerin neredeyse tamamında sonuçlar ilk turda belirlendi. PL (Liberal Parti) 7 vali çıkardı ve Flávio’nun destekçileri şu eyaletlerde seçimi kazandı: Rio Grande do Sul (Zucco), Santa Catarina (Jorginho), Paraná (Moro), Mato Grosso do Sul (Riedel), Mato Grosso (Pivetta), São Paulo (Tarcísio), Minas Gerais (Cleitinho), Pará (Dr. Daniel), Roraima (Arthur), Rondônia (Marcos). Tarcísio ve Cleitinho’nun zaferlerinin yanı sıra, Rio’da Ruas’ın beklenmedik yükselişinin de altını çizmek gerekir. Garotinho’nun oylarının iptal edilmesi durumunda Ruas’ın galip ilan edilmesi mümkün. PL, Senato’da yenilenen 54 sandalyenin 19’unu kazanarak bu meclisin en büyük grubunu oluşturdu. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nde 121 milletvekiliyle bugüne kadar seçilmiş en büyük parlamento grubunu oluşturarak Kongre’de tarihî bir rekor kırdı. Bunlar, gerçek bir “silindir gibi ezip geçme” etkisini yansıtan çarpıcı rakamlar.

Seçimlere ilişkin ilk değerlendirme, güç dengelerinde olumsuz bir değişimin yaşandığını şimdiden gösteriyor.

Flávio ve aşırı sağ, “Kolombiya usulü” bir zafer kazandı. Başka bir deyişle, seçmenlere ulaşma kapasiteleri sayesinde yeterince isabetli olmayan anketlerin birkaç puan üzerine çıkarak yeni bir güç dengesi dayattılar. Böylece Lula etrafında oluşan siyasal bloka birden fazla cephede yenilgi yaşattılar. Bu sonuç, ilk turda zafer kazanmayı umacak kadar ileri giden PT (İşçi Partisi) yöneticilerinin gerçekçilikten uzak analizleriyle keskin bir karşıtlık oluşturdu.

Seçim kampanyası, hükümeti zayıflatan ve daha önce INSS/Lulinha skandalı etrafında yoğunlaşan rejime yönelik suçlamaları daha da güçlendiren Federal Yüksek Mahkeme (STF) krizinin patlak vermesine kadar sakin bir ortamda ilerledi. Moraes’in ve STF’nin hedef alınması, Dark Horse olayının ilk kez ortaya çıkmasıyla Flávio’nun içine düştüğü savunma pozisyonunu tamamen ortadan kaldırdı. Böylece “Vorcaro” kozu etkisizleşerek doğrudan “Yeni Cumhuriyet” rejiminin kendisine karşı dönen bir unsura dönüştü. (*)

Seçim kampanyasının son düzlüğünde bir dizi siyasal önlem hayata geçirildi: Bolsa Família programının kapsamının genişletilmesi, çevrimiçi bahislerin yasaklanması, borçların yeniden yapılandırılmasına yönelik yeni bir Desenrola (borçların müzakeresi) programı, Brezilya Ulusal Piskoposlar Konferansı (CNBB) ile ittifak kurulması ve STF’deki tartışmanın yasaklanması. Bunlara, militanların seferberliğinin artırılması ve seçim kampanyası tarafından, bizzat Lula’nın da katılımıyla düzenlenen büyük sokak gösterileri eklendi. Bu da seçmenlerin ve destekçilerin sokaklardaki görünürlüğünü artırdı.

Bolsonarizm ise önceki dönemlerden farklı olarak daha geri planda kalmayı tercih etti ve sessiz çoğunluğa bel bağladı. Centrão’nun (merkez partiler koalisyonu) bazı kesimlerini ve klientelist partileri kendi safına çekerek güçlü bir seçim çoğunluğu elde etti. Sağcı adayların varlığı Flávio’nun yükselişini durdurmaya yetmedi. STF krizinin ardından Cury’nin desteği eridi ve Renan’ın gösterdiği direnç bile yaklaşık %2’lik bir tavana takıldı.

PT, önceki seçimlere kıyasla daha düşük bir düzeyde olsa da Kuzeydoğu’daki hegemonyasını koruyarak yönetimde olduğu üç eyalette, Piauí, Ceará ve Bahia’da zafer kazandı. Yine PT’nin yönetimde olduğu Rio Grande do Norte eyaletinde ise partinin adayı Cadu, seçim kampanyasının son düzlüğünde iyi bir performans göstererek ikinci tura kalabilecek bir konuma yükseldi. Amapá ve Pará eyaletlerinde ise iktidarın adayları yenilgiye uğradı.

Lula, attığı ürkek adımlarla hükümetine yönelik hoşnutsuzluk eğilimini tersine çevirmeyi başaramadı. Medya, özellikle Globo’daki tartışma krizinin ardından, Globo, Folha ve Estadão gibi çoğunlukla Bolsonaro yanlısı olmayan kuruluşlar da dahil olmak üzere, hükümet üzerinde baskı kuran bir çizgi benimsedi. Daha sert bir kemer sıkma politikasını savunmak ve gelecekteki bir hükümeti vesayet altına almak amacıyla yöneltilen eleştirileri öne çıkardı.

Bu sonucu anlamak için Lula’nın yıpranmasının, zaman zaman savunma konumuna düşse de dirençliliğini koruyan aşırı sağı nasıl beslediğini kavramak gerekir. Jair’in hapiste olduğu, Flávio’nun burjuvaziyi ve onun partilerini birleştirmeyi başaramadığı unutulmamalıdır. Lula’nın ve onun etrafında oluşan siyasal kampın yenilgisi, hem genel hem de özgül etkenlerden kaynaklanmaktadır. Genel etkenler açısından üçlü bir tükenişten söz edebiliriz: (I) Liberal aydın Maria Hermínia Tavares’in birkaç hafta önce Folha’da isabetli biçimde yazdığı gibi, STF krizinin grotesk bir tezahürünü oluşturduğu Yeni Cumhuriyet rejiminin tükenişi; (II) siyasal bir figür olarak Lula’nın kendisinin (ve dolayısıyla partisinin) tükenişi, bir tür “malzeme yorgunluğu”; (III) PT’nin Yeni Cumhuriyet döneminden bu yana benimsediği, sınıf çatışmalarını “kurumsal” yollarla çözmeye dayanan stratejinin tükenişi.

Yeni Cumhuriyet’in son dayanakları da sarsıldı: 8 Ocak’taki darbe girişimi ve Trump’ın müdahaleleri karşısında ilerici bir rol oynamış olan STF ile bütçe ödeneklerine ilişkin değişiklikler sayesinde güç kazanmış olan “Centrão”. Ancak gücünü yitirmeye başlayan Centrão, seçmenlerin cezalandırıcı oylarıyla karşı karşıya kaldı ve aşırı sağın etkisi altına girdi. Bu durum, birkaç yıl önce São Paulo’da PSDB’nin Tarcísio karşısında yaşadığı sürece benzerlik göstermektedir.

Brezilya tarihinin en büyük devlet adamı, ülkenin yakın dönem siyasal tarihini tek başına temsil eden bir figür olan Lula, perspektif eksikliğinin yarattığı zayıflamayla birlikte, aşırı sağın yükselişini durdurabilecek kadar güçlü bir dinamik yaratmak üzere yeniden inisiyatif almayı başaramıyor.

Son olarak, sınıflar arası uzlaşma stratejisi, yozlaşmış bir STF’ye ve Centrão’ya bağımlılık yarattığı gibi, hükümetin Merkez Bankası Başkanı Gabriel Galípolo tarafından yürütülen ve halkın taleplerine yanıt veremeyen kemer sıkma politikasına da bağımlılık yaratmıştır. Başka bir deyişle, PT karşıtlığının başlıca dayanağını oluşturan Flávio ve destekçilerine verilen halk oylarının büyük bölümü, hükümetin halkın yaşam koşullarındaki kötüleşmeye yanıt verememesi nedeniyle duyulan tepkinin sonucudur. Aynı zamanda bu oylar, bütünüyle yozlaşmış olarak algılanan rejime yönelik bir tepkiyi de yansıtmaktadır. Flávio ise “sisteme” karşı yürüttüğü ikiyüzlü söylemle bu tepkiyi körüklemektedir.


Lula, kurduğu ittifakların sınırları içinde iktidarını sürdürüyor ve halkta bir tepkiye yol açıyor. Bu tepki de aşırı sağ muhalefeti ve Centrão ile burjuvazinin bir kesiminin hükümet üzerindeki vesayetini güçlendirerek, trajik biçimde kendini tekrarlayan bir kısır döngü yaratıyor.

Flávio, Tarcísio’yu geride bırakarak Bolsonaro Klanı’nın adayı olarak kendisini kabul ettirdi ve babasını 2018’de iktidara taşıyan toplumsal ittifakı yeniden etrafında topladı. Bu ittifak, burjuvazinin ve finans çevrelerinin bir kesiminden tarım endüstrisinin büyük güçlerine, doğal kaynakların çıkarılmasına (ekstraksyonuna) dayalı sektörlerdeki ve madencilikteki büyük şirketlerden teknoloji şirketlerine, askerî ve sivil baskı aygıtlarının bir bölümünden Moro ve benzerleri gibi devlet aygıtının muhafazakâr katmanlarına ve Evanjelik çevrelerin geniş kesimlerine kadar uzanıyor.

Teknoloji şirketlerinin bu ittifaktaki varlığı, günümüz siyasetinin kurucu unsurlarından biridir. Meta, Starlink ve diğer büyük teknoloji şirketleri (Big Tech), Lula’yı yenilgiye uğratmak ve Flávio’nun seçilmesini sağlamak için faaliyet yürütüyor ve yürüttüler. Peter Thiel, Buenos Aires’ten Brezilya’daki gelişmeleri takip ediyor ve birkaç ay önce São Paulo’ya da gitti. Burada, Cebrap araştırmacılarının tanımladığı şekliyle, “yeni türden bir parti”yi, bir “dijital bolsonarist parti” fikrini destekleyen örgütlü bir faaliyet söz konusu.

Trump da bu mücadele için seferber oldu ve Brezilya’daki mücadele dünya çapındaki mücadelenin bir parçasını oluşturuyor. Büyükelçiliklerin kapatılması alınan önlemlerden biriydi, ancak gerçek şu ki Trump, bir yıldır Lula’yı seçimler yoluyla iktidardan uzaklaştırmak için kararlılıkla hareket ediyor. Milei’yi kullanıyor, ancak milyarderler tarafından finanse edilen, bir tür mücadele odaklı düşünce kuruluşu olan BlackBridge şirketinin finansmanı gibi başka araçlara da sahip. Moraes ve Pix üzerindeki baskılar: Trump ve siyonizm zamana karşı bir yarış içinde. Yaklaşan ABD seçimlerinin belirsiz görünümü ve bölgedeki aşırı sağ hükümetlerin yıpranması karşısında “Brasília’nın fethedilmesi” bu proje açısından hayati önem taşıyor. Bunun bir domino etkisi olacaktır: Şili, Venezuela, Peru, Kolombiya ve şimdi de Brezilya.

Bu sürecin daha derin olduğunu kavramak gerekiyor. Çünkü Flávio ve aşırı sağ, yalnızca iktidara gelmekle sınırlı olmayan, daha kapsamlı bir stratejiye sahip. Bu, gerçekte bir karşıdevrim olan bir “devrim” stratejisidir.

Senatörleri seçtirerek Yüksek Mahkeme’yi kuşatmak, iktidarı klanın elinde yoğunlaştırmak, Jair için af çıkarmak ve otoriter önlemleri hayata geçirmek; böylece ülkeyi kendi stratejileri ve programları doğrultusunda yeniden şekillendirerek bir sömürge gibi Trump’a teslim etmek: Yeni hükümetin eylem planı budur.

Nunes Marques, Bolsonaro’nun affını şimdiden gündeme aldı. Buna, geçen pazar günkü seçim sonuçları karşısında borsalarda ve finans dünyasında yaşanan coşkunun da gösterdiği üzere, piyasalardan gelen işaretleri eklemek gerekiyor.

Bu süreci açıklayan özgül etkenler arasında PT’nin siyasal yönelimindeki ciddi hatalar, ilk turda zafer kazanma olasılığına ilişkin yanlış değerlendirmesi, özellikle Rio Grande do Sul ve São Paulo eyaletlerinde felaketle sonuçlanan, zayıf adaylar etrafında oluşturulan “geniş cephe” stratejisi ve Minas Gerais eyaletinde adayın belirlenmesinde yaşanan gecikme gibi unsurlar yer alıyor.

Bununla birlikte, bize göre, ulusal düzeyde ve eyaletlerde en çok oy alan adaylar arasında solun da yer aldığı bir kutuplaşma söz konusu. Bu mücadele aynı zamanda kuşaklar arası bir boyut da taşıyor: Nikolas Ferreira ve Pavanato’nun karşısında Érika Hilton ve Sâmia Bomfim; Minas Geraisli genç Ana Elise’nin PT açısından bütün oy rekorlarını kırması; Federal Bölge’de (DF) en fazla oy alan adayın Fábio Felix olması… Bunların hepsi, “redpill” çevrelerinin muhafazakâr oylarına karşıt ideolojik örnekler oluşturuyor.

Kitle hareketinin çoğunluk eğilimlerini temsil eden önderliklerin kaygıları ve yönelim kaybı nedeniyle etkisi sınırlansa da canlı bir enerji mevcut. Bu enerji, örneğin Lula’nın kazandığı São Paulo ve Porto Alegre gibi eyalet başkentlerinde kendini gösteriyor. Seçim kampanyasının son düzlüğünde düzenlenen mitinglerde, “Klan”ın yeni bir hükümetinin neofaşist niteliğinin farkına varılmasında ve aynı zamanda Lulacı stratejinin sınırlarına ilişkin belirli bir bilincin gelişmesinde bu enerjiyi görmek mümkün.

PSOL ve seçim barajına karşı mücadele

PSOL seçim barajına karşı mücadele etmelidir. Seçim sonuçlarının çelişkisi burada yatıyor: PSOL, seçilmiş temsilcileriyle sandıktan zaferle çıkmış, böylece kitlelerin belirli kesimlerinin siyasette yenilenme ve radikallik arzusunu ifade etmiş olmasına rağmen, seçim barajını aşamadığı gerekçesiyle bir dizi hakkını kaybetmesine yol açabilecek, partinin işleyişini kısıtlayıcı önlemlerin uygulanması tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Geçen haftaki başyazımızda[2] bu mücadelenin Lula’nın ve adaylarımızın seçilmesini sağlama mücadelesi kadar önemli olduğunu vurgulamıştık:

Aynı derecede önemli olan ikinci görev, seçmenleri milletvekilliği ve senatörlük için PSOL adaylarına oy vermeye ikna etmektir. PSOL, rejimin çok sayıdaki antidemokratik mekanizmasından biri olan seçim barajını aşmalıdır.

Sergipe eyaletinde PSOL/Rede federasyonunun aday listesinin bu duruma özgü olarak geliştirilmiş hukuki bir hileyle geçersiz kılınmasının ardından, zorluk, dokuzuncu eyalet için geriye yalnızca üç ya da dört seçeneğin kalmış olmasından kaynaklanıyordu. Bunlar arasında PSOL yönetimi tarafından en yüksek olasılığa sahip görülen eyalet Santa Catarina’ydı. Burada alınan olumsuz sonuç, bizi Espírito Santo’ya bel bağlamak zorunda bıraktı. Bu eyalette ilk oy sayımında yalnızca 185 oy farkla yarışın dışında kaldık. Şimdi hâlâ gündemde olan mesele, eyaletteki klientelist partilerin toplumsal cinsiyet kotasına ilişkin gerçekleştirdiği çeşitli usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu usulsüzlüklerin tespit edilmesi, oyların yeniden sayılmasına ve PSOL’un Espírito Santo eyaletinde Temsilciler Meclisi seçimleri için gerekli %1,50 oy oranına ulaşmasına olanak sağlayacaktır. Benzer bir dava birkaç yıl önce olumlu sonuçlanmış, zorunlu kadın kotasında usulsüzlük yapan bir aday listesinin iptal edilmesinin ardından oyların yeniden sayılması sayesinde PSOL, Belém Belediye Meclisi’nde bir sandalye daha kazanmıştı.

Neofaşizme karşı geleceğe dönük bir projeyi temsil eden ve milyonlarca Brezilyalının dayanışma ve desteğine sahip olan PSOL’a karşı bu son derece ağır önlemin uygulanmasını engellemek için var gücümüzle mücadele ediyoruz.

Partimiz parlamenter düzeyde gelişme kaydetti: Rede partisiyle oluşturduğumuz federasyon, ülkenin beş coğrafi bölgesinden dördünde ilk kez olmak üzere toplam 15 federal milletvekili çıkardı. Lulacılığın doğduğu ve ülkenin başlıca ekonomik merkezi olan São Paulo eyaletinde PT’nin oluşturduğu federasyonu geride bıraktık. Partimiz, gerici güçlerle mücadele eden ve kolektif mücadeleye ağırlık veren tutarlı ve mücadeleci bir alternatif olarak, feminist ve ırkçılık karşıtı bir kimlikle gelişti. Eyalet yasama meclislerinde de ilerleme sağlayarak birçok eyalette parlamento gruplarını güçlendirdi.

Bu çelişki karşısında, Espírito Santo’daki seçim usulsüzlüklerine ilişkin kanıtları göz önünde bulundurarak, PSOL’un televizyon ve radyodaki yayın sürelerini koruyabilmesi, faaliyetlerini eksiksiz sürdürebilmesi ve Ulusal Kongre’de bütün haklarını kullanabilmesi için Brezilya toplumuna yönelik büyük bir kampanya çağrısında bulunuyoruz. PSOL’u, Brezilya halkının büyük mücadelelerini sahiplenen, vazgeçilmez bir parti olarak güçlendirelim ve bu niteliğini ortaya koyalım.

Bugünün mücadelesi geleceği belirliyor – MES/PSOL içindeki rolümüz

Şimdiden bütün militanlarımızı ve sempatizanlarımızı ikinci tur seçim kampanyasına daha güçlü biçimde katılmaya çağırıyoruz. Emekçi halkın bilincine dayanarak, Lula ile Flávio arasındaki oy farkını kapatmak için mücadele edecek sürekli bir kolektif hareket yaratmak üzere toplumsal enerjiyi büyütmeli ve geliştirmeliyiz. Üniversitelerin sürece dahil edilmesi ve geniş katılımlı genel toplantıların düzenlenmesi izlenmesi gereken örneklerdir.

Söylemimiz basit olmalı ve kentlerin çeperlerinde yaşayanlara, ne Lula’ya ne de Flávio’ya oy verenlere, hatta hiç oy kullanmamış olanlara seslenmelidir: Ya hep ya hiç, ya evet ya hayır! Haftada altı gün çalışma ve bir gün dinlenmeye dayalı 6×1 sistemine son vermek için, kadınların yaşamları için, Brezilya’nın Trump’ın himayesi altındaki bir ülkeye dönüşmemesi için, Brezilya ekonomisinin çökmesini ve yeniden kemik kuyruklarına (fila do osso) mahkûm olmamızı önlemek için, Bolsa Família programını kısıtlayabilecek ya da ortadan kaldırabilecek, sendikaları kapatmak ve üniversiteleri kuşatmak isteyen güçleri durdurmak için mücadele etmeliyiz. Gençler arasında eğitim, demokratik özgürlükler ve iklim krizinin aciliyeti üzerine tartışmayı da ihmal etmeden, borç batağına saplanmış, yüksek faiz oranlarının ve finans kapitalin esiri hâline gelmiş milyonlarca Brezilyalının yüreğine ve zihnine nasıl ulaşabiliriz?

Bu çağrıyı, MES’in elde ettiği sonuçlardan gurur duyarak, başımız dik bir şekilde yapıyoruz. Örgütümüz, radikalliği geniş bir toplumsal erişimle birleştirmeye ağırlık verdiği için gelişti. Üç federal milletvekili seçtirdik: Sâmia, Fábio ve Fernanda. Sâmia, yaklaşık 600 bin oyla Brezilya’nın en çok oy alan beş kadın milletvekili arasına girerek gerçek bir başarıya imza attı. Fernanda Melchionna, eyaleti kasıp kavuran aşırı sağ seçim dalgasına rağmen oylarını artırarak 276 bin oyla Rio Grande do Sul’un en çok oy alan adayları arasına girdi. Fábio Felix, Federal Bölge’nin (DF) tamamında en çok oy alan aday olurken, oy oranı bakımından da ülke genelinde en yüksek desteği alan adaylar arasında yer aldı.

Üç eyalet milletvekilini yeniden seçtirdik: Luciana Genro ve Camila Valadão, sırasıyla Rio Grande do Sul ve Espírito Santo eyaletlerinde en çok oy alan adaylar arasında yer aldı. Mônica Seixas ve Pretas (kolektif milletvekilliği), 200 bin oya yaklaşarak önceki bütün seçim sonuçlarını geride bıraktı.

Bazı gerilemeler de yaşadık. Örneğin Rio’nun mücadeleci milletvekili Josemar Carvalho, oylarını artırıp 40 bin sınırını aşmasına rağmen yeniden seçilemedi. Rio Grande do Sul eyaletinde PSOL, ikinci bir sandalye kazanmak için gereken oy sayısına çok az farkla ulaşamadı. Roberto Robaina ise partinin bu eyalette en çok oy alan ikinci adayı oldu.

İki yeni kadın milletvekili seçtirdik: Filodaki rolüyle uluslararası düzeyde tanınan ve 124 binden fazla oy alarak MES’in São Paulo’daki parlamento grubunu güçlendiren Mariana Conti ile Federal Bölge Yasama Meclisi’nde sandalye kazanan ilk siyah solcu kadın olan, MES ve PSOL yöneticisi Keka Bagno.

Seçilememiş olsalar da Vivi ve öğretmen Ângela, Pará ve Paraná eyaletlerinde önemli oy oranlarına ulaşarak parti açısından başlıca referans isimler arasında yerlerini aldılar. Ayrıca MES ve PSOL bayrağı altında milletvekilliği ve senatörlük seçimlerine katılan onlarca yoldaşımızla, seçim kampanyalarını desteklediğimiz ve aktif biçimde katıldığımız diğer yoldaşlarımızla da gurur duyuyoruz.

Kutuplaşma, dünyanın her yerinde olduğu gibi devam edecek ve keskinleşecektir. Trump, ABD’de yaklaşan Kongre seçimlerini kaybedebilir; gençliğin yeni seferberlikleri İspanya ve Fransa’yı sarsıyor; siyasal uçlar güç kazanıyor. Almanya’da neofaşistler AfD ile yeniden kitlesel bir ağırlık kazanırken Berlin, Die Linke’nin zaferiyle buna yanıt veriyor. ABD’de DSA (Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri), Trump’a karşı mücadele ediyor ve kitlesel bir siyasal güç olarak gelişiyor. Keiko Fujimori’nin Peru’sunda solcu lider Verónika Mendoza, kısa süre önce Cusco valisi seçildi. Burada, Brezilya’da ise PSOL’a bağlanan umutlar, yenilenmiş bir antikapitalist sola duyulan arzuyu ifade ediyor.

Trump’ın yardakçısı neofaşist Flávio’ya karşı en ön saflarda mücadele edeceğiz. Önümüzdeki günlerde verilmesi gereken mücadele budur: Bizi bekleyenlere hazırlanmak üzere stratejik tartışmaya, fikirler mücadelesine ve militan güçlerin yeniden örgütlenmesine ağırlık vermek. Gelecek şimdi belirleniyor.

MES-PSOL Ulusal Sekreterliği (Sosyalist Sol Hareketi, PSOL’un kurucu siyasi örgütlerinden biri).

6 Ekim 2026 tarihinde Revista Movimento tarafından yayımlanmıştır.

(*) INSS skandalı, Brezilya Ulusal Sosyal Güvenlik Kurumu üzerinden emeklilerin aylıklarından usulsüz kesintiler yapılmasına ilişkin yolsuzluk soruşturmasıdır. Soruşturma kapsamında Lula’nın oğlu Lulinha hakkında da nüfuz ticareti iddiaları gündeme gelmiştir. Dark Horse olayı ise Jair Bolsonaro hakkında hazırlanan aynı adlı filmin, mali usulsüzlüklerle suçlanan Banco Master’ın eski sahibi Daniel Vorcaro tarafından finanse edilmesine ve Flávio Bolsonaro’nun bu finansmandaki rolüne ilişkin skandaldır. “Vorcaro kozu”, bu bağlantıların Flávio’ya karşı siyasal bir silah olarak kullanılmasını ifade eder. Ancak Vorcaro ile Federal Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes arasındaki ilişkilerin ortaya çıkması, tartışmanın yönünü değiştirerek yargının kendisini hedef hâline getirmiştir. (Ç-N)

1. Kamu kaynaklarına ve radyo-televizyon yayın sürelerine erişimi belirleyen, belirli bir asgari sayıdaki eyalette ulaşılması gereken oy barajı (cláusula de barreira).

2. “Her oy önemlidir” (Cada voto importa), Israel Dutra, 2 Ekim 2026, Revista Movimento.

Tercüme: İmdat Freni Çeviri Kolekifi

Brezilya Seçimleri: “Mücadele Çok Çetin Geçecek” – Valerio Arcary

Brezilya cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu 4 Ekim’de yapılacak. Tarihçi ve militan Valério Arcary, Luiz Inácio Lula da Silva ile Bolsonaro kampını karşı karşıya getiren ve birbirine zıt iki siyasi ve medeniyet projesini temsil eden bu seçimin önemini analiz ediyor.

Bu seçim, Latin Amerika’nın en büyük ülkesi için olduğu kadar tüm kıta için de belirleyici olacak. On üç adayın yarıştığı seçimde, tüm anketlerde diğerlerinden çok önde olan iki isim arasında bir mücadele yaşanacak: 80 yaşında dördüncü dönem için İşçi Partisi’nden (PT) aday olan mevcut başkan Luiz Inácio Lula da Silva; ve onun karşısında, aşırı sağın himayesindeki, Liberal Parti (PL) üyesi ve eski başkan Jair Bolsonaro’nun (2019-2023) oğlu 45 yaşındaki Flavio Bolsonaro. 

“Lulizm” ve “Bolsonarizm” arasındaki çatışma üzerine yeni bir kitap yayınlayan Valerio Arcary’ye göre, seçimlere gidecek ülke parçalanmış bir ülke. Ülke, radikal solun bakış açısından bir dizi sınırlamaya sahip olan PT (İşçi Partisi) tarafından uygulanan demokratik ve sosyal reformları derinleştirmek ile Donald Trump, Javier Milei ve Benjamin Netanyahu tarafından desteklenen Bolsonaro klanının savunduğu devasa bir geri adım arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

Bu röportaj Guy Zurkinden tarafından Le Courrier için yapılmış  ve  28 Ağustos 2026 tarihinde yayınlanmıştır. 

***

Başkanlık seçimleri Lula ve Flavio Bolsonaro arasında geçecek. İlk turdan altı hafta önce bir eğilim belirleyebilir miyiz?

Valerio Arcary:  Sonuç tamamen açık. Anketler hızla geliyor. İlk turda Lula’nın açık bir üstünlüğü olduğunu gösteriyorlar. Ancak ikinci turda iki aday başa baş gidiyor. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Brezilya derin bir bölünmüşlük içinde. 

Flavio Bolsonaro erkek oylarının çoğunluğuna güvenebilecekken, kadınların %50’sinden fazlası Lula’yı destekliyor; görevdeki başkan [Lula] siyah ve melez nüfusun oylarını alırken, Bolsonaro kendini beyaz olarak tanımlayanların oylarını alıyor. Lula, asgari ücretin iki katından (500 euroya denk geliyor) daha az kazanan işçiler arasında çok popülerken, Bolsonaro daha yüksek gelir grupları tarafından tercih ediliyor; Lula Katolikler arasında kazanırken, Bolsonaro Evanjeliklerin desteğine sahip, vb. 

Bu parçalanma, 210 milyondan fazla nüfusa sahip bu ülke-kıtayı oluşturan farklı bölgeler arasında da görülüyor. Hegemonya kuzeydoğuda Lula ve sol kanatta, güneyde ise Bolsonaro’da.  

Bu bağlamda, seçim kampanyasının geleceğine dair beklentiler nelerdir?

Önümüzdeki haftalarda yaşanacak siyasi mücadele belirleyici olacak. Brezilya’da bir seçim kampanyası, tanımı gereği tahmin edilemezdir. Son aylarda, Bolsonaro ailesini finanse eden bankacı Daniel Vorcaro’yu içeren büyük bir skandala; Bolsonaro’nun seçim ortağı Alfredo Gaspar’a yönelik tecavüz iddialarına; ve Lula’nın oğluna karşı açılan polis soruşturmasına zaten tanık olduk. 

Ve bu, özellikle ikinci tura kalma ihtimali yüksek olan bir seçimde, oldukça çetin geçecek bir mücadelenin sadece başlangıcı. Jair Bolsonaro’nun Ocak 2023’te darbe planlamak suçlamasıyla şu anda gözaltında olduğunu ve siyasi kampının intikam hırsıyla yanıp tutuştuğunu hatırlamakta fayda var. Bu yıl yıkıcı olması beklenen El Niño fenomeniyle bağlantılı iklim olayları da seçim kampanyasında rol oynayabilir.

Rekabet halindeki siyasi programlar nelerdir?

Lula, kendi mirasını, Flavio’nun kendi mirası olarak sahiplendiği Jair Bolsonaro’nun felaketlerle dolu başkanlık dönemiyle karşılaştırarak savunacak. Açlık ve yoksullukla mücadele, eğitime ve üniversitelere erişimin iyileştirilmesi ve kamu sağlık sisteminin güçlendirilmesindeki başarılarını vurgulayacak. Ayrıca, düşük ve orta gelirli çalışanlar için vergi muafiyetleri gibi daha yeni başarıları da vurgulayacak ve eğer Kongre tarafından seçiminden önce onaylanırsa, işçi hareketinin uzun süredir devam eden bir talebi olan çalışma haftasının kısaltılmasını da gündeme getirecek. 

Lula, seçim kampanyasının başlangıcında, özellikle eğitim alanında reformların derinleştirileceğini duyurdu. Kadın cinayetleriyle mücadeleyi ön plana çıkardı ve Brezilya’nın egemenliğini savundu. Aynı zamanda, aşırı sağın bir dönem daha iktidarda kalmasının büyük bir tehlike oluşturacağının altını çizdi.

Flavio Bolsonaro neyi savunuyor?

Milei’nin programına benzer bir programı savunuyor; devlete saldırıyor ve kamu harcamalarında kesintiler ile borç azaltımı vaat ediyor. Aynı zamanda, kendisini hukuk ve düzen ile baskının garantörü olarak göstermeye çalışacak: polise daha fazla yetki, yüksek güvenlikli hapishanelerin inşası, cinsel suçluların kimyasal hadım edilmesi vb.

Dış politikada Donald Trump ile tam bir uyum içinde. Bolsonaro özellikle Pentagon’un himayesinde 18 Latin Amerika devletinden oluşan “Amerika Kalkanı” koalisyonuna katılmayı amaçlıyor. Organize suçla mücadele adı altında bu işbirliği, ABD’nin kıtaya askeri müdahalesini kolaylaştıracak.

Flavio Bolsonaro, şu anda hapiste olan babası Jair’den daha “ılımlı” biri olarak kendini göstermeye çalışıyor. Bu inandırıcı mı?

Hayır. Flavio, proto-faşist bir hareket olan Bolsonar hareketinin bir parçasıdır. Amacı açık: 1984’te askeri diktatörlüğün sona ermesinden sonra elde edilen tüm demokratik ve sosyal kazanımlara saldırmak. 

Bu, büyük ölçekli özelleştirmeleri, kamu sağlığı ve eğitim sistemlerine, emeklilik sistemine yönelik saldırıları ve yarın da “Bolsa Família” gibi sosyal programların geriletilmesini (2003 yılında başlatılan ve on milyonlarca Brezilyalıyı aşırı yoksulluktan kurtaran gelir transfer programı, editörün notu) içeriyor.

Bu programı uygulamak, örgütlü ve mücadeleci kalmaya devam eden sol kesime, sendikalara ve halk hareketlerine, ayrıca 2013’ten bu yana önemli bir canlanma yaşayan feminist, LGBTQ+, çevre, siyah hareket gibi sosyal hareketlere tarihi bir yenilgi yaşatmayı gerektiriyor. Eğer Flavio seçilirse, Covid-19 pandemisi nedeniyle geri kalan babasından daha ileri gidecektir.

Bu girişimde Flavio, Lula’ya ve İşçi Partisi’ne karşı derin bir kin besleyen Brezilya iktidar sınıfının büyük çoğunluğunun desteğine güvenebilir. 

Bu kızgınlığın temelinde ne yatıyor?

PT, 2016 ile 2022 yılları arasındaki kesinti dışında, 2003’ten bugüne kadar Brezilya’yı yönetti. Bu dönem, iki büyük dönüşüme denk geldi.

Ülke tarihinde ilk kez, sivil ve sendikal özgürlükleri güvence altına alan ve solun yasal olarak seçimlere katılabildiği demokratik bir rejimin sağlamlaşmasına tanık olduk.

Lula, paralel olarak, sınırlılıklarına rağmen gerçek sosyal reformları hayata geçirmeyi başardı. Dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmaya devam etse de, Brezilya 25 yıl öncesine göre daha az yoksul. Kamusal, evrensel ve ücretsiz sağlık sistemi, kırılganlığını korusa da güçlendirildi. Son olarak, emekli maaşlarının asgari ücrete endekslenmesi, emeklilik yaşına ulaşmış 41 milyon insanın yaşam koşullarında önemli bir iyileşme sağladı. Bu büyük bir değişiklik: 1980’lerde Brezilya’da ortalama yaşam süresi 45 yıldı.

Ancak egemen sınıfın gözünde, bu demokratik ve sosyal ilerlemeler çok yüksek bir bedelle geliyor. Buna ek olarak, Brezilyalı kapitalistlerin işçi sınıfına karşı duyduğu derin korku da var. Bu burjuvazi, işçilerin aşırı sömürülmesine dayanarak olağanüstü ayrıcalıklar biriktirmiştir. Onların gözünde, eski bir metal işçisinin başkan olması bir tehdit oluşturuyor.

Dolayısıyla iktidardaki sınıfın çoğunluğu “Lulaizm”e son vermek istiyor. Ancak bu elit kesim de bölünmüş durumda: Bazıları isteksizce de olsa Lula’ya oy verecek, çünkü demokrasiye daha bağlılar ve Bolsonaro ailesinin Brezilya burjuvazisinin en geri ve acımasız kesimini temsil ettiğinin farkındalar. 

Anketlere göre, nüfusun yaklaşık %40’ı ikinci turda Flavio Bolsonaro’ya oy verecek. Babası Jair’in iktidarı döneminde açlık patlaması, çevresel felaket ve pandemi sırasında 700.000 Brezilyalının ölümü yaşanmışken, bu kadar yüksek bir oran nasıl açıklanabilir?

Bolsonarizm gerçekten de kitlesel bir bileşene sahip. Küçük mülk sahipleri ve esnaflardan oluşan orta sınıf içinde çoğunluk görüşü olmakla birlikte, işçi sınıfının belirli kesimlerinde de yaygın. İşçi sınıfı ise aslında derin bir bölünme içinde. Toplumun en yoksul kesimleri arasında Lula, neredeyse mesihvari bir desteğe sahip. Buna karşılık, yüksek gelir elde eden ve sosyal güvenlikten yararlanan işçilerin önemli bir kısmı aşırı sağa oy veriyor.

Bu kadar yaygın bir şekilde radikal sağa yönelmenin nedenini nasıl açıklayabiliriz?

Daha yüksek gelirleri sayesinde, işgücünün bu kesimi tüketim mallarına daha kolay erişebiliyor. Bu da onlara özel sağlık sigortası satın alma ve çocuklarını özel okullara gönderme olanağı tanıyarak kamu sektörünün eksikliklerini gidermelerini sağlıyor. Bu işçiler, egemen sınıfların savunduğu ideolojiyle daha güçlü bir şekilde özdeşleşiyorlar. Hatta bazıları, toplumun en yoksul kesimine fayda sağlayan sosyal yardım programlarını bile eleştiriyor.

Son on yılda, nüfusun bu kesimi ekonomik durgunluk ve enflasyondan ağır şekilde etkilendi ve bu durum yaşam koşullarını olumsuz yönde etkiledi. Tüm bunlar, partiyi yolsuzlukla suçlayan sağ kanattan gelen yaygın bir kampanya ile körüklenen PT’ye karşı hoşnutsuzluğu artırıyor.

Buna ek olarak, aşırı sağla bağlantılı neo-Pentekostal kiliselerin etkisi de söz konusu. Brezilya’da yetişkin nüfusun %27,5’i artık kendisini Evanjelik olarak tanımlıyor. Yapısal ırkçılık da önemli bir etken. 

Bolsonarizm’e verilen destekte ırkçılığın rolü nedir?

Brezilya, 1888’de köleliği kaldıran dünyadaki son ülkelerden biriydi. Ülke, Afrika dışında en büyük siyah nüfusa sahip olmasına rağmen, bu nüfus uzun süre yoksulluğa mahkum edildi. Bu durum, Brezilya’da siyah bir orta sınıfın ortaya çıkmasıyla son yirmi beş yılda değişti. 

Bu ilerleme, ülkedeki ekonomik dönüşümlerle bağlantılıdır. Ancak öncelikle, tarihsel olarak ayrımcılığa uğramış nüfusların yüksek öğrenime erişimini kolaylaştıran PT hükümetleri tarafından uygulanan kota sisteminden kaynaklanmaktadır. Siyahlar artık doktor, mühendis, mimar ve öğretmen gibi pozisyonlarda yer alıyorlar. Tüketim mallarına erişebiliyorlar, uçakla seyahat edebiliyorlar, pembe dizilerde merkezi roller üstleniyorlar ve benzeri imkanlara sahipler.

Bu gelişme, ayrımcılığa dayalı mahallelerde yaşamaya ve siyahi insanları ev hizmetçileri olarak görmeye alışmış beyaz burjuvazinin ve orta sınıfın bir kesimi için kabul edilemezdir. Bu ırkçılık, onları Bolsonaro’ya oy vermeye itiyor.

Sol, aşırı sağın zaferini nasıl engelleyebilir?

Hazır bir tarif yok.

Seçimlerin büyük ölçüde ülkenin güneydoğusunda, São Paulo, Minas Gerais ve Rio de Janeiro eyaletlerinin oluşturduğu stratejik üçgen içinde belirleneceği biliniyor. Solun bu yoğun nüfuslu eyaletlerin başkentlerinde zemin kazanabilmesi, bölgenin geri kalanındaki zayıflığını telafi etmek için çok önemli olacak.

Lula için kadın seçmenler arasındaki çoğunluğunu artırmak da önemli olacak. Aynı zamanda, PT adayı, yoksul seçmenlerden oluşan sosyal tabanına hitap etmeye devam etmeli ve işçi sınıfı içindeki bölünmeleri aşmaya çalışmalıdır. Bunu yapmak için sadece kendi geçmişini anlatmak yeterli olmayacak: Lula, daha derin reformlar için mücadele etme ve Brezilyalılar için daha iyi bir yaşamı garanti etme konusundaki kararlılığını da göstermelidir.

Başka bir deyişle, kesinlikle sol görüşlü bir kampanya yürütmeli. Ve Bolsonaro’nun bir dönem daha iktidarda kalmasının, son elli yılda zorlukla kazanılan demokratik, ekonomik ve sosyal haklara nasıl bir tehdit oluşturacağını açıklamalı. Bunlar, birbirine zıt iki dünya görüşünün çarpışmasıdır. 

Brezilya’daki başkanlık seçimleri, önemli ölçüde değişen bir Latin Amerika siyasi ortamında gerçekleşiyor… 

Kıta genelinde, ilerici güçler olumsuz bir siyasi bağlamla karşı karşıya. 2025’te aşırı sağ, Ekvador ve Bolivya’daki başkanlık seçimlerini ve Arjantin’deki yasama seçimlerini kazandı. 2026’da ise Trump’ın müttefikleri José Antonio Kast, Keiko Fujimori ve Abelardo de la Espriella, Şili, Peru ve Kolombiya’nın başına geçti.

3 Ocak’ta Amerika Birleşik Devletleri Caracas’ı bombaladı ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i gözaltına aldı. O zamandan beri Delcy Rodrigues hükümeti üzerinde kontrol kurdular. Bu arada Donald Trump, Küba’ya eşi benzeri görülmemiş bir enerji kısıtlaması uygulayarak ülkeye diz çöktürüyor. Böylece, tüm Amerikan kıtasının ABD egemenliği altında olması gerektiğini savunan “Monroe Doktrini”ni uygulamaya koyuyor.

Bu gelişmeler küresel bir eğilimin parçasıdır: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra marjinalleşen aşırı sağ, şimdi iktidarı ele geçirmeyi hedefleyen kitlesel seçim partilerine sahip.

Bu bağlamda, Brezilya seçimlerine yabancı müdahale riski var mı?

Evet. Donald Trump, birkaç aydır Brezilya’ya karşı provokasyonlarını ve müdahalelerini artırıyor. 

Temmuz 2025’te, Brezilya’dan ABD’ye yapılan ithalata %50 gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulundu. O zamanki amacı Jair Bolsonaro’nun mahkumiyetini engellemekti. Daha sonra geri adım attı. Ancak bu yaz, Brezilya ürünlerinin neredeyse dörtte birine %25 ve %12,5 oranında gümrük vergisi uygulayacağını duyurdu. Örtük mesajı şu: Eğer Lula seçilirse, misillemeler olacaktır. Bu, nüfusun bir kesiminde korku salmaya yardımcı oluyor.

Lula kazanırsa, Flavio Bolsonaro büyük olasılıkla seçim sonuçlarına itiraz edecektir. Ve Donald Trump’ın da ona katılması mümkün. Bu büyük bir değişimi temsil eder: 2022’de Başkan Joe Biden, PT adayının zaferini hızla tanıdı; ancak Jair Bolsonaro, askeri yüksek komuta içindeki bir fraksiyonun desteğiyle 8 Ocak 2023’te bir darbe girişimi planladı. Trump’ın desteğiyle, böyle bir senaryonun tekrarlanma tehlikesi gerçektir.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin Lula’ya defalarca yönelttiği hakaretler, onun da sürece müdahale etmek istediğini gösteriyor. 

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi

#ForaBolsonaro: Brezilya Emekçi Halkıyla Dayanışma

Pandemi inkarcısı, ırkçı, kadın ve emekçi düşmanı Bolsonaro’ya karşı Brezilya halkıyla dayanışmak üzere yapılan uluslararası çağrı üzerine Başlangıç Kolektifi, İşçi Demokrasisi Partisi, Sosyalist Emekçiler Partisi ve Sosyalist Demokrasi için Yeniyol 19 Haziran’da İstanbul’da Brezilya Başkonsolosluğu önünde toplanarak bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamanın metnini okurlarımızın ilgisine sunuyoruz:

Latin Amerika emekçilerin, gençliğin, kadınların, yerlilerin toplumsal eylemleriyle sarsılmaya devam ediyor. Bunun son örneği ırkçı, kadın ve emekçi düşmanı Bolsonaro’ya karşı ayağa kalkan Brezilyalı emekçilerin, gençliğin ve kadınların mücadelesidir. Göreve geldiğinden bu yana emekçilerin haklarına, ezilen kimliklere, yerlilere, doğaya saldırma konusunda hız kesmeyen Bolsonaro’ya karşı toplumdan güçlü bir “#ForaBolsonaro ” sesi yükseliyor.

29 Mayıs’ta Brezilya genelinde yaklaşık 100 bin kişi iktidarın Covid-19 salgınına karşı yaklaşımını protesto etmek için sokakları doldurmuştu. Krizin faturasını kapitalistlere ödetmek, herkes için güvenli ve yaygın aşı talepleriyle seferber olan kitleler, 2019 yılından bu yana Bolsonaro rejimine karşı büyük eylemler gerçekleştirmiştir. 

Pandeminin başından bu yana salgın önlemlerini almamakta direten Bolsonaro büyük bir sağlık krizinin önünü açıyor. Bugüne dek aşı tedarikini ve aşılama kampanyasını sabote eden rejim on binlerce insanın ölümünün doğrudan sorumluluğunu taşıyor. Brezilya günlük 80 binleri bulan vaka sayısıyla en kötü dönemini yaşamaktadır. Alınmayan önlemler nedeniyle özellikle yoksul emekçi sınıfların büyük çoğunluğu, ölümün kucağına itilmektedir. Brezilya, yarım milyona yaklaşan ölüm sayısıyla ABD’nin ardından salgında ölüm oranları konusunda en kötü ikinci ülke konumundadır.

Öte yandan uygulanan piyasacı ekonomi politikaları, özellikle eğitim ve sağlık gibi sosyal haklarda gerçekleşen kesintiler, pandeminin başından bu yana on milyonlarca kişinin işini ve gelirini kaybetmesi toplumsal krizi derinleştirmektedir. 

Bolsonaro’yu iktidara taşıyan kapitalist sınıflar, yoksul emekçileri daha büyük bir krizin içine itmek pahasına ondan daha fazla özelleştirme, kesinti, piyasa reformu beklemektedir. Toplumsal tabanı eriyen rejim ise attığı her adımda karşısında emekçi sınıfları daha da radikalleşmiş ve kitleselleşmiş olarak buluyor.

Rejim, sağcı ortakları ile birlikte göstermelik Covid Parlamento Araştırma Komisyonu kurulması gibi adımlarla muhalefetin tepkisini dindirmeye ve sokakları pasifize etmeye çalışıyor. Amaçları su alan gemiyi bir şekilde yüzdürmek ve 2022’de gerçekleşecek seçimleri kurtarmaya çalışmaktır. 

Ancak öfke giderek büyümektedir. Latin Amerika’nın piyasacı, aşırı sağcı rejimlerine karşı birçok ülkede yükselen isyanlar Brezilya’da da toplumsal muhalefete ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Eylemlerde toplumun yoksul emekçi kesimlerinin kendilerini açlık ve ölüm ikilemi arasında bırakan Bolsonaro karşıtı öfkeyle nasıl dolup taştığı kendisini açık bir şekilde göstermektedir.

Bolsonaro’ya karşı yükselen toplumsal öfkeye karşı, Brezilya’da 2003-2011 yılları arasında devlet başkanlığı yapan İşçi Partisi lideri Lula da Silva bir alternatif olarak parlatılmaktadır. 1970’li yıllardan itibaren sendikal işçi hareketi içerisinde yer alan ve 2000’lerin başında tüm Latin Amerika’yı saran muhalefet dalgasının etkisiyle iktidara yükselen reformist figürlerden biri olan Lula görevi bıraktığında arkasında birçok rüşvet ve yolsuzluk iddiası, piyasa ve emperyalizmle dost bir miras bırakmıştı. Arkasından seçilen Dilma Roussef de bu konuda selefini aratmamıştı. 2003-2016 yılları arasında süren İşçi Partisi iktidarı boyunca Brezilyalı emekçilerin yaşamlarında değişen çok az şey olmuş ve yoksulluğun pençesine itilmeye devam etmişlerdir. Yarattıkları derin hayal kırıklığı Bolsonaro’nun yükselişinin önünü açmıştı. 

Toplumsal muhalefetin yükselişinden ve radikalleşmesinden ürken Brezilyalı egemenler yeniden yumuşak, piyasa dostu bir Lula iktidarıyla kendilerini güvence altına almaya çalışmaktadırlar. 

Tüm dünyada kapitalizmin krizi derinleşirken Latin Amerika’da yükselen isyan ateşi hepimize ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Son dönemde Kolombiya’dan Peru’ya, Şili’den Paraguay’a, Ekvador’dan Brezilya’ya emekçi halklar kapitalizmin yaratmış olduğu enkaza ve baskıcı rejimlere karşı seferberlik halindeler. Tüm Latin Amerika halkları için kurtuluşun yolu uluslararası dayanışmadan ve herkes için eşitlik, özgürlük ve refah getirecek sosyalist bir dünyanın inşasından geçmektedir. Bu yolda Türkiyeli devrimci Marksistler olarak bu mücadeleyle en içten bir devrimci heyecanla dayanışmayı yükseltmek tarihsel görevimizdir. Brezilya Halkının mücadelesi bizim de mücadelemizdir.
#ForaBolsonaro