İmdat Freni

Brezilya Seçimleri: “Mücadele Çok Çetin Geçecek” – Valerio Arcary

Brezilya cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu 4 Ekim’de yapılacak. Tarihçi ve militan Valério Arcary, Luiz Inácio Lula da Silva ile Bolsonaro kampını karşı karşıya getiren ve birbirine zıt iki siyasi ve medeniyet projesini temsil eden bu seçimin önemini analiz ediyor.

Bu seçim, Latin Amerika’nın en büyük ülkesi için olduğu kadar tüm kıta için de belirleyici olacak. On üç adayın yarıştığı seçimde, tüm anketlerde diğerlerinden çok önde olan iki isim arasında bir mücadele yaşanacak: 80 yaşında dördüncü dönem için İşçi Partisi’nden (PT) aday olan mevcut başkan Luiz Inácio Lula da Silva; ve onun karşısında, aşırı sağın himayesindeki, Liberal Parti (PL) üyesi ve eski başkan Jair Bolsonaro’nun (2019-2023) oğlu 45 yaşındaki Flavio Bolsonaro. 

“Lulizm” ve “Bolsonarizm” arasındaki çatışma üzerine yeni bir kitap yayınlayan Valerio Arcary’ye göre, seçimlere gidecek ülke parçalanmış bir ülke. Ülke, radikal solun bakış açısından bir dizi sınırlamaya sahip olan PT (İşçi Partisi) tarafından uygulanan demokratik ve sosyal reformları derinleştirmek ile Donald Trump, Javier Milei ve Benjamin Netanyahu tarafından desteklenen Bolsonaro klanının savunduğu devasa bir geri adım arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

Bu röportaj Guy Zurkinden tarafından Le Courrier için yapılmış  ve  28 Ağustos 2026 tarihinde yayınlanmıştır. 

***

Başkanlık seçimleri Lula ve Flavio Bolsonaro arasında geçecek. İlk turdan altı hafta önce bir eğilim belirleyebilir miyiz?

Valerio Arcary:  Sonuç tamamen açık. Anketler hızla geliyor. İlk turda Lula’nın açık bir üstünlüğü olduğunu gösteriyorlar. Ancak ikinci turda iki aday başa baş gidiyor. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Brezilya derin bir bölünmüşlük içinde. 

Flavio Bolsonaro erkek oylarının çoğunluğuna güvenebilecekken, kadınların %50’sinden fazlası Lula’yı destekliyor; görevdeki başkan [Lula] siyah ve melez nüfusun oylarını alırken, Bolsonaro kendini beyaz olarak tanımlayanların oylarını alıyor. Lula, asgari ücretin iki katından (500 euroya denk geliyor) daha az kazanan işçiler arasında çok popülerken, Bolsonaro daha yüksek gelir grupları tarafından tercih ediliyor; Lula Katolikler arasında kazanırken, Bolsonaro Evanjeliklerin desteğine sahip, vb. 

Bu parçalanma, 210 milyondan fazla nüfusa sahip bu ülke-kıtayı oluşturan farklı bölgeler arasında da görülüyor. Hegemonya kuzeydoğuda Lula ve sol kanatta, güneyde ise Bolsonaro’da.  

Bu bağlamda, seçim kampanyasının geleceğine dair beklentiler nelerdir?

Önümüzdeki haftalarda yaşanacak siyasi mücadele belirleyici olacak. Brezilya’da bir seçim kampanyası, tanımı gereği tahmin edilemezdir. Son aylarda, Bolsonaro ailesini finanse eden bankacı Daniel Vorcaro’yu içeren büyük bir skandala; Bolsonaro’nun seçim ortağı Alfredo Gaspar’a yönelik tecavüz iddialarına; ve Lula’nın oğluna karşı açılan polis soruşturmasına zaten tanık olduk. 

Ve bu, özellikle ikinci tura kalma ihtimali yüksek olan bir seçimde, oldukça çetin geçecek bir mücadelenin sadece başlangıcı. Jair Bolsonaro’nun Ocak 2023’te darbe planlamak suçlamasıyla şu anda gözaltında olduğunu ve siyasi kampının intikam hırsıyla yanıp tutuştuğunu hatırlamakta fayda var. Bu yıl yıkıcı olması beklenen El Niño fenomeniyle bağlantılı iklim olayları da seçim kampanyasında rol oynayabilir.

Rekabet halindeki siyasi programlar nelerdir?

Lula, kendi mirasını, Flavio’nun kendi mirası olarak sahiplendiği Jair Bolsonaro’nun felaketlerle dolu başkanlık dönemiyle karşılaştırarak savunacak. Açlık ve yoksullukla mücadele, eğitime ve üniversitelere erişimin iyileştirilmesi ve kamu sağlık sisteminin güçlendirilmesindeki başarılarını vurgulayacak. Ayrıca, düşük ve orta gelirli çalışanlar için vergi muafiyetleri gibi daha yeni başarıları da vurgulayacak ve eğer Kongre tarafından seçiminden önce onaylanırsa, işçi hareketinin uzun süredir devam eden bir talebi olan çalışma haftasının kısaltılmasını da gündeme getirecek. 

Lula, seçim kampanyasının başlangıcında, özellikle eğitim alanında reformların derinleştirileceğini duyurdu. Kadın cinayetleriyle mücadeleyi ön plana çıkardı ve Brezilya’nın egemenliğini savundu. Aynı zamanda, aşırı sağın bir dönem daha iktidarda kalmasının büyük bir tehlike oluşturacağının altını çizdi.

Flavio Bolsonaro neyi savunuyor?

Milei’nin programına benzer bir programı savunuyor; devlete saldırıyor ve kamu harcamalarında kesintiler ile borç azaltımı vaat ediyor. Aynı zamanda, kendisini hukuk ve düzen ile baskının garantörü olarak göstermeye çalışacak: polise daha fazla yetki, yüksek güvenlikli hapishanelerin inşası, cinsel suçluların kimyasal hadım edilmesi vb.

Dış politikada Donald Trump ile tam bir uyum içinde. Bolsonaro özellikle Pentagon’un himayesinde 18 Latin Amerika devletinden oluşan “Amerika Kalkanı” koalisyonuna katılmayı amaçlıyor. Organize suçla mücadele adı altında bu işbirliği, ABD’nin kıtaya askeri müdahalesini kolaylaştıracak.

Flavio Bolsonaro, şu anda hapiste olan babası Jair’den daha “ılımlı” biri olarak kendini göstermeye çalışıyor. Bu inandırıcı mı?

Hayır. Flavio, proto-faşist bir hareket olan Bolsonar hareketinin bir parçasıdır. Amacı açık: 1984’te askeri diktatörlüğün sona ermesinden sonra elde edilen tüm demokratik ve sosyal kazanımlara saldırmak. 

Bu, büyük ölçekli özelleştirmeleri, kamu sağlığı ve eğitim sistemlerine, emeklilik sistemine yönelik saldırıları ve yarın da “Bolsa Família” gibi sosyal programların geriletilmesini (2003 yılında başlatılan ve on milyonlarca Brezilyalıyı aşırı yoksulluktan kurtaran gelir transfer programı, editörün notu) içeriyor.

Bu programı uygulamak, örgütlü ve mücadeleci kalmaya devam eden sol kesime, sendikalara ve halk hareketlerine, ayrıca 2013’ten bu yana önemli bir canlanma yaşayan feminist, LGBTQ+, çevre, siyah hareket gibi sosyal hareketlere tarihi bir yenilgi yaşatmayı gerektiriyor. Eğer Flavio seçilirse, Covid-19 pandemisi nedeniyle geri kalan babasından daha ileri gidecektir.

Bu girişimde Flavio, Lula’ya ve İşçi Partisi’ne karşı derin bir kin besleyen Brezilya iktidar sınıfının büyük çoğunluğunun desteğine güvenebilir. 

Bu kızgınlığın temelinde ne yatıyor?

PT, 2016 ile 2022 yılları arasındaki kesinti dışında, 2003’ten bugüne kadar Brezilya’yı yönetti. Bu dönem, iki büyük dönüşüme denk geldi.

Ülke tarihinde ilk kez, sivil ve sendikal özgürlükleri güvence altına alan ve solun yasal olarak seçimlere katılabildiği demokratik bir rejimin sağlamlaşmasına tanık olduk.

Lula, paralel olarak, sınırlılıklarına rağmen gerçek sosyal reformları hayata geçirmeyi başardı. Dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmaya devam etse de, Brezilya 25 yıl öncesine göre daha az yoksul. Kamusal, evrensel ve ücretsiz sağlık sistemi, kırılganlığını korusa da güçlendirildi. Son olarak, emekli maaşlarının asgari ücrete endekslenmesi, emeklilik yaşına ulaşmış 41 milyon insanın yaşam koşullarında önemli bir iyileşme sağladı. Bu büyük bir değişiklik: 1980’lerde Brezilya’da ortalama yaşam süresi 45 yıldı.

Ancak egemen sınıfın gözünde, bu demokratik ve sosyal ilerlemeler çok yüksek bir bedelle geliyor. Buna ek olarak, Brezilyalı kapitalistlerin işçi sınıfına karşı duyduğu derin korku da var. Bu burjuvazi, işçilerin aşırı sömürülmesine dayanarak olağanüstü ayrıcalıklar biriktirmiştir. Onların gözünde, eski bir metal işçisinin başkan olması bir tehdit oluşturuyor.

Dolayısıyla iktidardaki sınıfın çoğunluğu “Lulaizm”e son vermek istiyor. Ancak bu elit kesim de bölünmüş durumda: Bazıları isteksizce de olsa Lula’ya oy verecek, çünkü demokrasiye daha bağlılar ve Bolsonaro ailesinin Brezilya burjuvazisinin en geri ve acımasız kesimini temsil ettiğinin farkındalar. 

Anketlere göre, nüfusun yaklaşık %40’ı ikinci turda Flavio Bolsonaro’ya oy verecek. Babası Jair’in iktidarı döneminde açlık patlaması, çevresel felaket ve pandemi sırasında 700.000 Brezilyalının ölümü yaşanmışken, bu kadar yüksek bir oran nasıl açıklanabilir?

Bolsonarizm gerçekten de kitlesel bir bileşene sahip. Küçük mülk sahipleri ve esnaflardan oluşan orta sınıf içinde çoğunluk görüşü olmakla birlikte, işçi sınıfının belirli kesimlerinde de yaygın. İşçi sınıfı ise aslında derin bir bölünme içinde. Toplumun en yoksul kesimleri arasında Lula, neredeyse mesihvari bir desteğe sahip. Buna karşılık, yüksek gelir elde eden ve sosyal güvenlikten yararlanan işçilerin önemli bir kısmı aşırı sağa oy veriyor.

Bu kadar yaygın bir şekilde radikal sağa yönelmenin nedenini nasıl açıklayabiliriz?

Daha yüksek gelirleri sayesinde, işgücünün bu kesimi tüketim mallarına daha kolay erişebiliyor. Bu da onlara özel sağlık sigortası satın alma ve çocuklarını özel okullara gönderme olanağı tanıyarak kamu sektörünün eksikliklerini gidermelerini sağlıyor. Bu işçiler, egemen sınıfların savunduğu ideolojiyle daha güçlü bir şekilde özdeşleşiyorlar. Hatta bazıları, toplumun en yoksul kesimine fayda sağlayan sosyal yardım programlarını bile eleştiriyor.

Son on yılda, nüfusun bu kesimi ekonomik durgunluk ve enflasyondan ağır şekilde etkilendi ve bu durum yaşam koşullarını olumsuz yönde etkiledi. Tüm bunlar, partiyi yolsuzlukla suçlayan sağ kanattan gelen yaygın bir kampanya ile körüklenen PT’ye karşı hoşnutsuzluğu artırıyor.

Buna ek olarak, aşırı sağla bağlantılı neo-Pentekostal kiliselerin etkisi de söz konusu. Brezilya’da yetişkin nüfusun %27,5’i artık kendisini Evanjelik olarak tanımlıyor. Yapısal ırkçılık da önemli bir etken. 

Bolsonarizm’e verilen destekte ırkçılığın rolü nedir?

Brezilya, 1888’de köleliği kaldıran dünyadaki son ülkelerden biriydi. Ülke, Afrika dışında en büyük siyah nüfusa sahip olmasına rağmen, bu nüfus uzun süre yoksulluğa mahkum edildi. Bu durum, Brezilya’da siyah bir orta sınıfın ortaya çıkmasıyla son yirmi beş yılda değişti. 

Bu ilerleme, ülkedeki ekonomik dönüşümlerle bağlantılıdır. Ancak öncelikle, tarihsel olarak ayrımcılığa uğramış nüfusların yüksek öğrenime erişimini kolaylaştıran PT hükümetleri tarafından uygulanan kota sisteminden kaynaklanmaktadır. Siyahlar artık doktor, mühendis, mimar ve öğretmen gibi pozisyonlarda yer alıyorlar. Tüketim mallarına erişebiliyorlar, uçakla seyahat edebiliyorlar, pembe dizilerde merkezi roller üstleniyorlar ve benzeri imkanlara sahipler.

Bu gelişme, ayrımcılığa dayalı mahallelerde yaşamaya ve siyahi insanları ev hizmetçileri olarak görmeye alışmış beyaz burjuvazinin ve orta sınıfın bir kesimi için kabul edilemezdir. Bu ırkçılık, onları Bolsonaro’ya oy vermeye itiyor.

Sol, aşırı sağın zaferini nasıl engelleyebilir?

Hazır bir tarif yok.

Seçimlerin büyük ölçüde ülkenin güneydoğusunda, São Paulo, Minas Gerais ve Rio de Janeiro eyaletlerinin oluşturduğu stratejik üçgen içinde belirleneceği biliniyor. Solun bu yoğun nüfuslu eyaletlerin başkentlerinde zemin kazanabilmesi, bölgenin geri kalanındaki zayıflığını telafi etmek için çok önemli olacak.

Lula için kadın seçmenler arasındaki çoğunluğunu artırmak da önemli olacak. Aynı zamanda, PT adayı, yoksul seçmenlerden oluşan sosyal tabanına hitap etmeye devam etmeli ve işçi sınıfı içindeki bölünmeleri aşmaya çalışmalıdır. Bunu yapmak için sadece kendi geçmişini anlatmak yeterli olmayacak: Lula, daha derin reformlar için mücadele etme ve Brezilyalılar için daha iyi bir yaşamı garanti etme konusundaki kararlılığını da göstermelidir.

Başka bir deyişle, kesinlikle sol görüşlü bir kampanya yürütmeli. Ve Bolsonaro’nun bir dönem daha iktidarda kalmasının, son elli yılda zorlukla kazanılan demokratik, ekonomik ve sosyal haklara nasıl bir tehdit oluşturacağını açıklamalı. Bunlar, birbirine zıt iki dünya görüşünün çarpışmasıdır. 

Brezilya’daki başkanlık seçimleri, önemli ölçüde değişen bir Latin Amerika siyasi ortamında gerçekleşiyor… 

Kıta genelinde, ilerici güçler olumsuz bir siyasi bağlamla karşı karşıya. 2025’te aşırı sağ, Ekvador ve Bolivya’daki başkanlık seçimlerini ve Arjantin’deki yasama seçimlerini kazandı. 2026’da ise Trump’ın müttefikleri José Antonio Kast, Keiko Fujimori ve Abelardo de la Espriella, Şili, Peru ve Kolombiya’nın başına geçti.

3 Ocak’ta Amerika Birleşik Devletleri Caracas’ı bombaladı ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i gözaltına aldı. O zamandan beri Delcy Rodrigues hükümeti üzerinde kontrol kurdular. Bu arada Donald Trump, Küba’ya eşi benzeri görülmemiş bir enerji kısıtlaması uygulayarak ülkeye diz çöktürüyor. Böylece, tüm Amerikan kıtasının ABD egemenliği altında olması gerektiğini savunan “Monroe Doktrini”ni uygulamaya koyuyor.

Bu gelişmeler küresel bir eğilimin parçasıdır: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra marjinalleşen aşırı sağ, şimdi iktidarı ele geçirmeyi hedefleyen kitlesel seçim partilerine sahip.

Bu bağlamda, Brezilya seçimlerine yabancı müdahale riski var mı?

Evet. Donald Trump, birkaç aydır Brezilya’ya karşı provokasyonlarını ve müdahalelerini artırıyor. 

Temmuz 2025’te, Brezilya’dan ABD’ye yapılan ithalata %50 gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulundu. O zamanki amacı Jair Bolsonaro’nun mahkumiyetini engellemekti. Daha sonra geri adım attı. Ancak bu yaz, Brezilya ürünlerinin neredeyse dörtte birine %25 ve %12,5 oranında gümrük vergisi uygulayacağını duyurdu. Örtük mesajı şu: Eğer Lula seçilirse, misillemeler olacaktır. Bu, nüfusun bir kesiminde korku salmaya yardımcı oluyor.

Lula kazanırsa, Flavio Bolsonaro büyük olasılıkla seçim sonuçlarına itiraz edecektir. Ve Donald Trump’ın da ona katılması mümkün. Bu büyük bir değişimi temsil eder: 2022’de Başkan Joe Biden, PT adayının zaferini hızla tanıdı; ancak Jair Bolsonaro, askeri yüksek komuta içindeki bir fraksiyonun desteğiyle 8 Ocak 2023’te bir darbe girişimi planladı. Trump’ın desteğiyle, böyle bir senaryonun tekrarlanma tehlikesi gerçektir.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin Lula’ya defalarca yönelttiği hakaretler, onun da sürece müdahale etmek istediğini gösteriyor. 

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi