Koronavirüs salgını, liberal kahinlerin “elveda” diyerek uğurladığı proletaryanın ortadan kalkmadığını, aksine dünyanın hiç olmadığı kadar sınıfsal ayrımlarla bölündüğünü göstermiştir. Dünyanın kaynaklarını elinde tutan yüzde 1 azınlık kendini güvenceye alırken, yüzde 99 ölüme terk edilmiş, özellikle Türkiye’de emekçiler her gün ölüme gönderilmiştir. Patronların partisi AKP, bu süreçte sadece burjuvaziye kol kanat gerer, sadece onun keyfini dert edinirken, halka maske dağıtmayı bile becerememiş, izne çıkartılan işçileri asgari ücretin altında bir ücretle açlığa mahkum etmiştir. Kapitalizmin vahşi yüzünü gizlemek için giydiği bütün maskeler dökülmüştür. İnsanlığın geleceği eşitlik ve özgürlük mücadelesine yani sosyalizme bağlıdır.
Koronavirüs, kapitalist düzenin ekolojik sistemin katledilmesinde birincil fail olduğunu kanıtlamıştır. Küresel ısınma, ormanların yok olması, su kaynaklarının azalması gibi genel tehditlerin yanında koronavirüs tehdidi küçük bir ön gösterimdir. Doğayı katleden ve bunun sonuçları karşısında öncelikle kendilerini korumayı dert edinen sermayedarlar, ekolojinin yok oluşa doğru gidişini önleyemez, anca hızlandırabilirler. İlerideki nesillerin nefes alabileceği bir dünya ancak kapitalizmin yıkılmasıyla mümkündür. Çünkü dünyanın sonunu hazırlayan “büyü ya da öl” diyen kapitalist mantık ve onun plansız, azgın üretim anlayışıdır. Bugün proletaryanın önünde yalnızca eşitlikçi bir dünya kurma görevi değil, dünyayı insanlık için elverişli kılma görevi de bulunmaktadır. Yüzde 1’in yıktığını, yüzde 99 onaracaktır.
Kapitalizmin bugünkü egemen formu yarı-faşist, sağ popülist ve otoriter yönetimlerdir. 2008 kriziyle birlikte sol ve antikapitalist muhalefetinin yükselmesinin ve yenilgiye uğramasının ardından, krizin devam ettiği koşullarda faşizan siyasetçilere yol açılmıştır. Emekçi, Göçmen, Kadın, LGBT+ düşmanı politikaların ortaya çıkarttığı, bütün dünyada daha fazla şiddet tehdidi, daha fazla faşist terördür. Ülkemizde de LGBT+’ların ve feministlerin devletin üst kademelerinin ağzından hedef gösterilmesi, iktidar eliyle yükseltilen ırkçı, homofobik, seksist faşist histeri, bu faşizan yönetimlerin kapitalizmin salahiyeti için her şeyi göze aldığını göstermektedir. Ancak bunların karşısında yer alan enternasyonalizm sadece işçi sınıfının sahip olabileceği bir değerdir. Bu 1 Mayıs’ta da, dünyanın pek çok ülkesinden emekçinin, internet yardımıyla, hep bir ağızdan Enternasyonal ve Çav Bella söylediğini, işçi sınıfının tarihsel simgelerinin bütün ülkelerden insanlar tarafından paylaşıldığını gördük. Bu bizim sermaye sınıfının yaydığı nefrete karşı bağışıklığımızdır. Emin olun, biz onlardan daha kalabalığız. Başka bir dünyayı yaratacak güce sahibiz.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Sosyalizm!
Yaşasın İşçilerin Uluslararası Birliği ve Dayanışması!
Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Adana’da 17 yaşındaki mülteci işçi Ali El Hemdan’ın polis tarafından öldürülmesi üzerine bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Hemdan’ın katlinin, göçmen düşmanlığı ve koronavirüs koşullarında işçileri ölüme yollayan sistemin ortak bir suçu olduğu dile getirildi. İnisiyatif, Hemdan’ın öldürülmesinde sorumluluğu bulunanların cezalandırılmasını talep etti.
Yayınladıkları ortak deklarasyonda Başlangıç Kolektifi, Emekçi Hareket Partisi, İşçi Demokrasisi Partisi, İşçinin Kendi Partisi, Sosyalist Demokrasi için Yeniyol ve Sosyalist Emekçiler Partisi COVİD-19 pandemisiyle mücadelenin, kapitalizme ve onun sömürü politikalarına karşı mücadeleyle iç içe geçtiğini vurguladı. İmzacı örgütler işsizlere asgari bir yaşam geliri sağlamak için patronlardan bir servet vergisinin alınmasının da dahil olduğu bir dizi acil talep etrafında birleşik bir kampanya çağrısında bulundu.
Zor günlerden geçiyoruz. Kimilerinin faşizm, kimilerinin Erdoğanizm, kimilerinin kötülüğün iktidarı dediği, insanlığın siyasi ve toplumsal birikimini hiçe sayan, kendi dar kalıplarına uymayan herkese ve her şeye savaş açan bir tek adam rejimi altında, hepimiz önem verdiğimiz değerlerimiz için mücadele ediyoruz.
Ertuğrul Mavioğlu’nun Masis Kürkçügil ile yaptığı ve 14.02.2006 tarihli Radikal gazetesinde basılmış olan bu mülakatı Ermeni Soykırımının 105. yıl dönümü vesilesiyle tekrar yayınlıyoruz.
Adım Adem, soyadım Ademoğlu[1]. Dünyaca ünlü bir kurye firmasında kurye olarak çalışıyorum. Mesleğimde 20 yılı geride bıraktım. Askerden sonra bu işi bulunca hemen üstüne atladım. Mahalledeki bakkal Hamdi’nin yeğeni de burada şoför olarak çalışıyormuş. Sağ olsun, o vesile oldu burada çalışmama. İstanbul’un her ilçesinde görev yaptım; Bağcılar, Eminönü, Kadıköy, Beyoğlu, Şişli, Adalar, Üsküdar, Pendik… İstanbul’un 20 yılda nasıl değiştiğinin de şahidiyim.
20 yılda binlerce insanla muhatap oldum, binlerce kapris çektim,
binlerce koli taşıdım. Teşekkür de ettiler, azarladılar da, can da kurtardım,
insan da üzdüm. 11 Eylül saldırısından sonra dünyanın artık eskisi gibi
olmayacağını söylemişti HUB[2]
müdürü Cezmi Bey. Doğruydu, havacılık camiası ciddi bir krize girmişti.
Binlerce uçak iptal oldu, binlerce yolcu uçmaktan vazgeçti. Bizim işler de
düştü o aralar.. neyse, konumuz bu
değil, konumuz başka..
Mahmut Mahmutoğlu’nun şirketiydi burası. Daha sonra gavurluktan bir
şirket gelip ortak olmuş. Biz tabii sendika bilmezken, burası sendikalaştı. Çok
zor süreçler atlattık. maaşları yarım yarım alırken, maaşları sendika
aracılığıyla müzakere ettiğimiz günlere geldik: Yemek kartımız, sosyal
haklarımız, yakacak yardımımız oldu.
Hiç unutmuyorum,
Çinli bir Müşteri, Çin’deki tanıdığına maske gönderecekmiş. Düşünün, Çin’de
maske kalmamış, buralardan gönderiyor! Hey benim büyük ülkem, kıymetini
bilmeyenler utansın! Ama bende yalan
yoktur! Böceğe bakar gibi bakmıştım, korkmuştum kadını görünce. Kadın da, güzel
Türkçesiyle “Bana herkes böcek gibi bakıyor. Ben virüs taşımıyorum, neden böyle
oluyor ki?” diye serzenişte bulunmuştu. 2 ay sonra bana da böcek gibi bakacaklarını
nereden bilebilirdim?
İlk Corona vakası görüldüğünde hepimizi transfer merkezinin önüne
topladılar ve İSİG uzmanı bize eğitim verdi. Bu namussuz virüs kargodan bulaşmıyormuş.
Biraz rahatladım.
Dursun: Sağ olasın
Refet! Çoluk çocuk dün toplattık, anamın evinin önünde 1 tane besili koç kurban
ettik. Teyzemgiller, Amcamgiller, İmamgiller hepsi geldiler.
Fakire fukaraya
dağıttık eti.
Refet: İyi yaptın
Dursun. Allah hayrınızı kabul etmiş.
Dursun’un sülale köpek sürüsü kadar çoktur! Eyvah eyvah, anası virüs
kapmış olmasa bari. İSİG uzmanı hepimize, önerilerde bulundu. Akla ve mantığa
yatkın şeyler söyledi. Daha sonra genel müdür aldı sazı eline, bizim ne kadar
kıymetli işler yaptığımızı, ne kadar önemli olduğumuzu anlatmaya başladı.
İlk Corona virüs vakası Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından dün
duyuruldu. Henüz kaygılı değilim. 30 kişi servislere doluştuk ve aktarma
merkezine doğru yoldayız. herkesin dilinde Corona virüs var. Günde 100
paket topluyor, 60 uğrama yapıyor, 100
paket de dağıtıyorum. Yaklaşık 200 insanla da temas ettiğimi düşünürsek, risk
bir hayli fazla gözüküyor. Servisten indik ve merkeze doğru yürümeye başladık.
HUB müdürü Cezmi Bey
hepimizle konuşacağını söyledi. Konuşmasında panik olmamamızı söyledi, virüsün gripten
daha öldürücü olmadığından bahsetti. Devletin bütün imkanları ile seferber
olduğunu, dünyadaki bütün salgınlar gibi bunun da kontrol altına alınacağını
anlattı. Daha önce Veba bile kontrol altına alınmış! Hepimiz arabalarımıza
bindik ve dağıtıma çıktık. Benim araçta 50 tane Çin’den gelen paket olduğunu
görünce eldivenlerimi yanıma aldım. Allah korusun!
Sağlık Bakanı vakaların arttığını, bütün temaslıların izlendiğini ve
izole edildiğini belirtti. Öyle olduğunu umuyorum. Paketleri dağıtmak için uğradığım
şirket sahipleri, salgın arttığı takdirde işlerinin olumsuz etkileneceğini
söyledi. Doğruydu, iş olacak para kazanacaklar ki, işçilerin maaşları da
ödenecekti. Vurgulu bir teşekkür
ettiler, çay ve kahve ikram ettiler. Biz olmasak ihracatın hali ne olacaktı?
İkinci uğramamda Nazif LTD şirketine 10 paket bıraktım, ihracat için 10 paket
aldım. Güvenlik görevlisi, “Gardaş bu Corona gençlere bir şey yapmıyormuş!
Korkmaya gerek yok. İhtiyarlar düşünsün” dedi ve gevrek gevrek güldü.
Evdeki annem babam geldi aklıma. Ya bu gevrek gevrek gülen adamdan bir virüs
kaparsam? Bakan dememiş miydi, “Hastanelerin kapasitesinin zorlanmaması
bizim için çok önemli. İspanya’daki görüntüleri burada yaşamayalım”.
Şirket, kuryelere
eldiven ve maske vermeye karar verdi. Bizi temastan koruyacak herhangi adım
henüz atılmadı. Müşterilere paketleri aşağıya bırakın diye herhangi bir
bildirimde bulunmadılar. Belki bu şekilde biraz olsun temastan kaçınabilirdik. Bizim meslekte ne
kadar kaçınabileceğin de ayrı bir tartışma konusu. Akdeniz insanı kardeşim!
Dokunmadan olmuyor! Eldivenin yanına maske de vermeye karar verdiler.. Bizim
şirkette sendikanın olması bizim için büyük avantaj. Adamlar en azından
arıyorlar, soruyorlar. Yalnız transfer
merkezinde personel azaltmaya başladılar. Yıllık izni olan personellerin yıllık
izinleri eritilmeye başlandı. Zorla izin kullandırıyorlar. Ancak ithalat
yükünün yoğun olduğu günlerde az personel ile çok zorlanıyorlar. Paketleri
elleçlemek bile bir zulüm olmaya başladı. HUB müdürü Cezmi Bey aradılar.
Bahçelievler kuryesi yıllık izne gönderilmiş. Onun bölgesine de ben bakacağım.
Hem Bahçelievler hem de Cevizlibağ bölgesinde aynı anda
çalışmak zorlamaya başladı. Aklımda çocuklarım ve yaşlı annem ve babam var.
Kendimi düşünüyorsam şerefsizim! Ya onlara bulaşırsa ne yapacağım? Artık paketleri
uzaktan vermeye çalışıyorum. Bu sefer müşteriler kızmaya ve bozulmaya başladı:
“Virüslüymüşüm gibi davranma bana! 10 gündür evdeyim!” diyorlar. Oysa operasyon
müdürümüz daha yeni yurtdışından geldi… O hiç izole olmadı. Sürekli burnunu
çekip de durdu. Umarım ondan bir gol yemem. Adam beni yanına çağırıp 10 dakika
konuştu. İnanılır gibi değil.
Az önce Cezmi Bey
aradı, müşterilerin bazıları şirketi arayıp, “Kuryeler maske ve eldiven
taksın” demiş. Peki ben takayım da, sen takıyor musun? Bana virüslüymüşüm gibi davranıyorsun, ama
sen bu toplumdan izole misin? Çinli müşteriye ben de böyle yapmıştım. onun
içeride olduğunu gördüğüm gibi hemen dışarı çıkmıştım. Gördün mü Adem, ne etkiysen
onu biçiyorsun. Sadece bizi önlem almaya davet etmek de nedir? Sen hiç bir
önlem almıyorsun ama bana virüslü gibi davranıyorsun. Paketi aldırmak için beni
yukarı çıkartıyorsun. En azından paketleri aşağıya bıraktır, kapı önüne
koyarsın.
Bugün tam 100 tane
paket dağıttım, 100 tane paket aldım. Önümüzdeki günlerde işlerin düşeceği
kesin. Şirketler yavaş yavaş kepenk indirmeye başlamış.
Dağıttığımız kargoların envanterini çıkardım bugün. Bu salgın zamanında
acaba insanlar ne alıyor diye ciddi ciddi düşünmeye başladım.
1) Hüseyin Bey Sokak – 1 adet prezervatif ve kayganlaştırıcı. Bunlara ihtiyacınız varsa neden marketten
almıyorsunuz? Neden bize fazla iş yükü bindiriyorsunuz? Neyse, size kolay
gelsin. Bol şans.
2) Numeyiş Sokak – Siyah marka pantolon ve gömlek. Siparişi veren delikanlı “Abi biz de sipariş vermezsek, siz aç
kalırsınız bee!” dedi. Çocuğum yaşındaydı, çocuğumdan utandım.
3) Emre Sokak – Kütüphane. Ne
lazımdı acaba bu salgında kütüphane? Yerde dursa ne olurdu kitaplara? Tam 6 kat
yukarı çıkardım. “Nerde kaldın kardeşim? İlla müşteri hizmetlerini mi
aramam lazım?” diyerek yüzüme çemkirdi. İsmimi aldı, “Nüfus cüzdanımı
da vereyim mi?” dedim. “Seni şikayet edeceğim!” dedi.
4) Aydın Sokak – Yaşlı bir teyze kedisine mama, kendi
için de çamaşır deterjanı almış. Paketi teslim ederken, “Kusura kalma
yavrum. Bacaklarımda platin var; 3 kat çıkaramıyorum” dedi. Teyzemin
kibarlığına kurban olurum.
5) Ülkü Sokak – Murat isimli huysuz bir ihtiyara denk
geldim. Torununun doğum günü için oyun konsolu sipariş etmiş. Müşteri
hizmetlerinden aradılar, müdür yalvardı ve paketi teslim etmemi rica etti. Bu
paket geç kalsaymış beni işten kovduracakmış. Ailemi düşündüm ve sustum..
Babamın ilaç masrafları var, diyalizde… Çocuk 1 gün geç alsa ne olur şu
konsolu?
6) Keten Sokak: Youtuber şımarık kız makyaj malzemeleri sipariş etmiş. Eğer bugün
videoyu koyamazsa para alamazmış. Bizim yüzümüzden rezil olacakmış. Oysa çok
yoruldum, salgından çok korkuyorum. Umuyorum, hastalanmayacağım. En çok karımı
ve çocuklarımı düşünüyorum. Anam ne yapar bensiz, babam diyaliz hastası…
7) Nurten Sokak: Halı sipariş etmiş. Eşek ölüsü gibi
ağırdı. Eski bir Rum apartmanının 5’inci katına çıkmak zorunda kaldım. Şu ana kadar yaşlı teyzenin kedisinin kumu ve
deterjan dışında önemli hiç bir şey dağıtmadım. Ne maske, ne siperlik, ne
dezenfektan, ne sabun… Kurye arkadaşlarımın bazıları temizlik malzemesi
dağıtmışlar.
8) Bahçelievler’de yemek yeme fırsatı buldum. Telefon çaldı.
Bir tane adam genel müdüre şikayet etmiş, paketi 3 gündür teslim edilemiyormuş.
Gümrük işlemleri yeni bitmiş ama anlamıyor… Ben salgına yakalanmaktan çok
korkuyorum! Küçükken zatürre olmuştum. Acaba ben risk grubunda mıyım? Neyse, o
adamın paketini verdim. İçinde 1 adet çorap varmış, numuneymiş, üretim için
sipariş etmiş. Diğer kurye firması daha hızlı getiriyormuş. “Bana ne!
Verseydin öbür firmaya” diyemedim. Genel müdürün motivasyon videosu
telefonuma düştü. “Çalışmak zorunda olan arkadaşlarım mutlaka gözlüklerini
taksınlar.” diyerek konuşmaya başlamış.
Ben salgına yakalanmaktan çok korkuyorum. Bizim dağıtım yapmamız çok ama
çok elzemmiş! Acaba sadece temizlik ve yaşam malzemeleri dışındaki kargolar
kabul edilmese ne olur? Len Adem! İşine bak oğlum. Daha 5 uğraman var.
9) Kardanadam Sokak:
Megafondan şirret bir ses geldi, Allah ömür versin, annemin sesine benziyor:
“Sen maske taktın mı? Kapının önüne bırak çabuk! Ablacım, o pakete benden
önce 20 kişinin eli değdi. Uçakların kargo bölümleri en pis yerlerden. Sana
kolay gelsin…
Dağıtımların hepsi bitti, evime gitmeden önce telefonumdan Facebook’a girdim. Bir arkadaşım kargo işçilerinin marşını paylaşmış. Kendisiyle 1 Mayıs’ta tanıştım, fena çocuk değildir: “Almanya’da Jan Böhmermann isimli komedi program yapımcısı, yeni işçi sınıfının sömürüsüne karşı ancak bir yeni işçi marşı yapabiliriz diye kargo işçileriyle, bir işçi marşı uyarlaması yapmış. cidden de çok hoş olmuş”.
Marşı dinlemeye
başladım…
Bir Kargo İşçisi
[1] Bu yazı başka bir kargo işçisinin hakiki deneyimlerinden yola çıkarak kaleme alınmıştır.
Lenin Marksist düşünceye emperyalizm, milli sorunlar, devrimci strateji ve sosyalist demokrasi adına önemli katkılarda bulundu. Fakat örgütler kendilerini “Leninist” olarak adlandırdıklarında genellikle örgütsel biçimleri kastederler. Bu tür örgütlerin oldukça çeşitli örgütsel deneyim ve pratiğe sahip olduklarını da görüyoruz. Leninizm’i örgütsel biçimiyle özgül kılan nedir?
Bu makale, Mayıs 2020 sayısının Mart ayına ait Aylık İnceleme’dir. Basılı sürüm, makale bitiminde bugünün tarihi olan 27 Mart 2020 ile aynı tarihi taşıyacaktır. Aylık incelemeyi, bir bütün olarak yayımlanmasından bir aydan fazla bir süre önce çevrimiçi olarak yayımlamak bizim için eşi görülmemiş bir durumdur ve mevcut acil durumun ispatıdır. Tüm dergi, 1 Mayıs’ta çevrimiçi olarak yayımlandığı zaman, makaleye ufak güncellemelerin ekleneceğini tahmin ediyoruz.- [Monthly Review] Editör Ekibi
“Bu salgın, bizleri kapitalizmin ötesine taşıyacak bir şekilde kâra karşı nasıl yaşamı destekleyeceğimize dair solun önüne somut bir ajanda koyacağı bir moment olabilir ve olmalıdır.”
Tez 1: Kapitalizm yaşama değil, kârlılığa öncelik vermektedir: Bunu tersine çevirmek istiyoruz.
Bu salgın ve buna egemen sınıfın cevabı, toplumsal yeniden üretim teorisinin bağrındaki fikrin açık ve trajik bir resmini sunmaktadır: Yaşamımız, kâr etme önceliklerine kurban edilmektedir.
Kapitalizmin kendi yaşamını devam ettireceği kan olan kâr üretme becerisi, işçilerin günlük “üretimine” bağlıdır. Bu, tam olarak ve anında kontrol edemediği veya baskın olmadığı yaşamı devam ettirme süreçlerine bağlı olduğu anlamına gelir. Aynı zamanda birikimin temel mantığı, üretimin devam etmesini destekleyecek mümkün olan en düşük ücret ve vergilerle hayatın düzenlemesi üzerinedir. Bu kapitalizmin kalbindeki en büyük çelişkidir. Tam da toplumsal refahı sağlayanları; hemşireleri ve sağlık hizmetlerindeki diğer çalışanları, tarım işçilerini, gıda fabrikalarındaki işçileri, süpermarket çalışanlarını, kuryeleri, atık toplayıcıları, öğretmenleri, çocuk bakıcılarını, yaşlı bakım hizmetlerini sağlayanları aşağılamakta ve değersizleştirmektedir. Bunlar, kapitalizmin düşük ücretle ve çoğu zaman tehlikeli çalışma koşulları ile aşağılayıp damgaladığı ırksallaştırılmış, kadınlaştırılmış işçilerdir. Ancak şu anki salgın, toplumumuzun onlarsız yaşayamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Toplum, kârlılık için rekabet eden ve hayatta kalabilme hakkımızı sömüren ilaç şirketleri ile de ayakta kalamaz. Ve ‘piyasanın görünmez elinin’, mevcut pandeminin de gösterdiği gibi, insanlığın ihtiyaç duyduğu, küresel çapta bir sağlık altyapısı oluşturmayacağı ve işletemeyeceği açıktır.
Bu nedenle sağlık krizi sermayeyi, sağlık, sosyal bakım, gıda üretimi ve dağıtımı gibi yaşam ve yaşamı sürdürme çalışmalarına odaklanmaya zorluyor. Sağlık, eğitim ve diğer yaşamsal faaliyetlerin ticarileştirilmekten çıkarılmasını ve herkes tarafından erişilebilir hale getirilmesini, pandemi geçtikten sonra da bunun devam etmesini talep ediyoruz.
Tez 2: Toplumsal yeniden üretim işçileri yaşamın temelindeki işçilerdir: Kalıcı olarak böyle kabul edilmelerini talep ediyoruz.
Eksik istihdamla emtia üreten şirketlerin çoğu, kârlarının ve stok değerlerinin hızla düştüğünü görürken, kendilerinin insani kuruluşlara, topluluklara, hane halklarına ve bireylere bağlı olduklarını fark ettiler. Ancak, kapitalizmin hayatı öncelemeye nazaran kârlılığa öncelik verme ihtiyacı göz önüne alındığında, bu tür örgütler, topluluklar, hane halkı ve bireyler bu meydan okumayı karşılayacak kadar donanımlı değiller. Covid-19 yalnızca sağlık, toplu taşıma ve market işçileri, çeşitli toplum gönüllüleri ve diğerleri üzerindeki durumu kötüleştirmekle kalmadı; yıllar yılı kemer sıkma adına tüm temel sosyal hizmetlerin parçalanması da toplumsal yeniden üretimi sağlayan iş gücünün eskisinden çok daha küçülmesine ve toplumsal örgütlülüklerinin de gittikçe daha az kaynak bulabilmesine sebep oldu.
Onlarca yıl ihmal edilmiş bir krizi telafi etmek için birçok kapitalist devlet ve şirket önceliklerini ancak kısmi ve geçici olarak değiştiriyor. Hane halklarına çekler gönderiyorlar, güvencesiz işçilere işsizlik sigortası sunuyorlar, otomobil üreticilerinin otomobil üretmekten maske ve vantilatör üretmeye geçmelerini istiyorlar. İspanya’da devlet geçici olarak kâr odaklı özel hastaneleri devraldı; ABD’de sigorta şirketleri Covid-19 testi için ödemeleri yapmak durumunda kalıyor. Her şeyi bir kenara bırakırsak, bu durum bize siyasi bir irade olduğunda insanların ihtiyaçlarını gerçekten karşılayacak kaynakların ne kadar hazır ve bol olduğunu göstermektedir.
Toplumsal yeniden üretim sektörlerindeki hemşirelerin, hastane temizliği işçilerinin, öğretmenlerin, atık toplama işçilerinin, gıda üretenlerin ve süpermarket çalışanlarının yaptıkları işlerin temel hizmet olarak kalıcı bir biçimde tanımlanmasını ve ücretlerinin, sosyal yardımlarının ve sosyal konumlarının sürdürülebilirlikteki önemini yansıtacak şekilde iyileştirilmesini talep ediyoruz.
Tez 3: Bankaları değil insanları kurtarın.
Egemenler, kapitalist değerin tamamen çöküşünü ortadan kaldırma çabasıyla şirketleri kurtarmak için çok daha fazla kaynak ayırıyorlar. Ürettiğiniz kârların, toplumsal yeniden üretim emeğinin sağladığı emek gücü tarafından yapıldığını size hatırlatıyoruz. Otel ve restoran zincirlerinin, teknoloji ve havayolu şirketlerinin ve daha fazlasının CEO’ları milyonlarca işçiyi işten çıkarırken, büyük ölçüde kendi aşırı şişirilmiş maaşlarını ve haklarını koruyorlar. Çünkü kapitalist sistem, yaşam ve ücretli emek arasındaki çelişkinin, insanların yaşamlarından ziyade daima sermayenin yararına çözülmesini öncelemektedir.
Tüm finansal kaynakların ve teşvik paketlerinin kapitalist şirketleri çalışır durumda tutmak yerine yaşamı devam ettiren işlere aktarılmasını talep ediyoruz.
Tez 4: Sınırları açın, hapishaneleri kapatın.
Bu salgın, göçmenleri ve tutukluları çok sert vuruyor: Bunlar; uygun hijyenik şartlara ve sağlık hizmetlerine sahip olmayan hapishanelerde veya gözaltı merkezlerinde kapalı kalanlardır; belgesiz ve aynı zamanda sınır dışı edilme korkusuyla yardım talebinde sessiz kalanlardır; yaşamı var eden alanlarda (sağlık ve sosyal bakım hizmetleri, tarım, vb. ) çalışıp enfekte olma riski daha fazla olan, çünkü (yeterli veya herhangi bir koruyucu ekipmanı olmadan) işe gitmekten başka seçenekleri olmayanlardır; ailelerine ulaşmaya çalışan ve ülkeler arasında transit geçiş yapmakta olanlar ve seyahat yasakları ve yaptırımlar nedeniyle ülkelerinden ayrılamayanlardır.
Pandemi olsa da olmasa da Trump, enfeksiyon oranlarının ve ölümlerin hızla arttığı İran’a karşı yaptırımları korumaktadır. Ne Trump ne de Avrupa Birliği, İsrail’e Gazze’de abluka altındaki 2 milyon insanı en çok ihtiyaç duyulan tıbbi malzemelerden yoksun bıraktığı yaptırımları kaldırması için baskı yapacaktır. Pandemiye karşı bu ötekileştirilmiş eşitsiz tepki, kapitalizmin bel altı olan ırkçı ve sömürgeci zulme dayanmakta ve onu güçlendirmektedir.
Göçmenlik yasalarına göre sağlık hizmetlerinin öncelikli olmasını, pek çok suç için hapsedilenlerin derhal serbest bırakılmasını ve hasta tutsaklar için alternatif insani kısıtlı yerlerin bulunmasını, yaşamsal ihtiyaçları beslemek yerine disiplini hedefleyen gözaltı ve tutukevlerinin kapatılmasını istiyoruz.
Tez 5: Silahımız dayanışma: Sermayeye karşı kullanalım
Salgın, bütün dünyaya kriz durumunda çalışan insanların çeşitli ve yaratıcı hayatta kalma stratejileriyle her daim nasıl geçinebildiğini göstermiştir. Pek çoğu için bu en yakın aile ve arkadaşlara yaslanmak anlamına gelmiştir. Fakat bazıları karşılıklı yardım inisiyatifleriyle sorunun üstesinden gelmektedir. Evsizler ve kapitalist toplumun bir yük olarak görüp reddettiği insanlar için destek, başkalarına yaşama hakkından daha azını sunmayan toplumsal yeniden üretim gönüllülerinin muazzam inisiyatiflerinden gelmiştir. Birleşik Krallık’ın dört bir yanında mahalleler, en korunmasız kesimlerle irtibatta olabilmek ve gıda ve ilaç alabilmelerini sağlamak için Whatsapp grupları oluşturmaktadır. Okullar ücretsiz yemek hakkına sahip çocukları olan yoksul ailelere yiyecek kuponları göndermektedir. Gıda bankaları ve hayır kurumları gönüllü sayısının arttığına tanık olmaktadır. Acil bir ihtiyaç olarak toplumsal yeniden üretim müşterekleri ortaya çıkmaktadır. Fakat aynı zamanda geçmişten dersler de aldık: Kapitalist hükümetlerin toplumsal yeniden üretim müştereklerini devletin sorumluluklarından kaçmasının aracı olarak kullanmalarına izin vermeyeceğiz.
Sosyalist feministler olarak daha fazlasını zorlamaya, insan yaşamının iyileştirilmesi için gerekli olan her şey üzerinde kamu hükmü talebi için birlikte çaba göstermeye ihtiyacımız vardır. Bu, eşitsiz biçimde etkilenmiş ve eşitsiz kaynaklara sahip farklı topluluklar arasında dayanışma inşa etmek anlamına gelmektedir. Bu, en çok marjinalleştirilmişlere destek vermek, toplumsal kaynağı olanların – sendikalar, sivil toplum örgütleri, halk örgütlenmeleri – olmayanlarla paylaşmalarını ve onları desteklemelerini savunmaktır. Bu, devletin toplumsal yeniden üretim işini toplumsal varlığın temel taşı olarak tanımasını talep etmektir.
Hükümetlerin halktan ders almalarını ve sıradan insanların birbirine destek ve dayanışma göstermek için yaptıkları şeyleri politika düzeyinde tekrarlamalarını talep ediyoruz.
Tez 6: Ev içi şiddete karşı feminist dayanışma
Covid-19’un yayılmasını önlemek için pek çok ülke tarafından alınan eve kapanma önlemleri, bir yandan bütünüyle gerekliyken, diğer yandan istismara dayalı bir ilişki içinde yaşayan milyonlarca insan için ciddi sonuçlar doğurmuştur. Salgın süresince mağdurlar şiddet uygulayan partnerler veya aile bireyleriyle ev içinde kalmaya zorlandığından, kadınlara ve LGBTQ’lara yönelik ev içi şiddet vakaları katlanmıştır. Ev içi istismarın özgün durumunu dikkate almayan “evde kal” kampanyaları, şiddete karşı sığınak ve hizmetlerden bütçelerin çekilmesi anlamına gelen ve yıllardır süregiden azgın neoliberalizm bağlamında bilhassa endişe vericidir.
Hükümetlerden şiddetle mücadele hizmetlerde yıllardır uyguladıkları bütçe kesintilerini derhal geri çekmelerini ve destek hatlarını sürdürmek ve geniş ölçüde görünür kılmak zorunda olan aktörlere kaynaklar sağlamalarını talep ediyoruz.
Tez 7: Toplumsal yeniden üretim işçilerinin toplumsal gücü vardır: Bu gücü toplumu yeniden örgütlemek için kullanabiliriz.
Bu salgın, bizleri kapitalizmin ötesine taşıyacak bir şekilde kâra karşı nasıl yaşamı destekleyeceğimize dair solun önüne somut bir ajanda koyacağı bir moment olabilir ve olmalıdır. Bu salgın, kapitalizmin ücretli ya da ücretsiz, hastanelerde ve altyapı işlerinde, hane içinde ve topluluklarda toplumsal yeniden üretim işçilerine ne kadar ihtiyaç duyduğunu hâlihazırda bizlere göstermiştir. Bunu ve bu işçilerin ellerinde tuttukları toplumsal gücü kendimize sürekli hatırlatalım. Bu, toplumsal yeniden üretim işçileri olarak bizlerin, ulusal bağlamda, bizi ayıran sınırlarda ve yerkürenin her yanında elimizdeki toplumsal güce dair bilinci geliştirmemiz gereken andır.
Eğer biz durursak dünya durur. Bu anlayış yaptığımız işe saygı duyan politikaların temeli olabilir; aynı zamanda kâr elde etmenin değil hayatı var etmenin toplumlarımıza yön verdiği, yenilenmiş bir antikapitalist gündemin altyapısını inşa edecek politik eylemin de temeli olabilir.
3 Nisan 2020
Çeviri: Meriç Dıraz, Sanem Öztürk
Marksist Feminist Kolektif, Tarihsel Materyalizm Konferansı’nda Marksist Feminist Akım’ın örgütleyicileri olan Tithi Bhattacharya, Svenja Bromberg, Angela Dimitrakaki, Sara Farris ve Susan Ferguson’dan oluşmaktadır.
Fransa’daki sağlık krizi başladığı tarihten itibaren, Kuzey Marsilya’da
aşırı güvencesiz bir hayatın hüküm sürdüğü mahallerde insanlar ciddi bir
yoksulluğa gömülmüş durumdalar. Fransa’da işsizlik oranı yüzde 8.5 olarak
hesaplanıyor, bu mahallelerde ise işsizlik oranı yüzde 25’e çıkmış durumda ve
mahalli nüfusun yüzde 39’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Hükümetin aldığı sınırlayıcı tedbirlerin tetiklediği ekonomik durgunluk,
kayıt-dışı işçilerin eline geçen üç kuruşu da öğüttü ve tabii son durum, mahallelerdeki
güvencesiz yaşamı daha da kötüleştirdi. Salgın günlerinde mahallelerdeki
insanlar, gıda gibi en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlar. Maison
Blanche mahalle derneği üyesi Nair Abdallah’ın bu vahim durumu şöyle
özetliyor: “Aileler bize artık yiyecek herhangi bir şeylerinin kalmadığını
anlatıyorlar. Bir anne, çocuklarına üç gündür soğan çorbasından başka verecek
hiçbir yemeğinin olmadığını söyledi.”
Mahallelerdeki birçok kolektif, en yoksul kesime gıda kolileri dağıtmaya
başladılar. Gün geçtikçe daha fazla insan, gönüllerden yardım talep ediyorlar.
Hükümetin sosyal hizmetler müdürlüğü dahi, yoksul insanları bu kolektiflere
yönlendirmeye başladı.
Bu acil yardım talebini karşılamak için mahalli kolektifler tarafından
desteklenen McDonald’s’ın Saint Barhelemy şubesindeki işçiler ve Marsilya Halk
Birliği Derneği, restoranı ele geçirmeye karar verdiler. Dükkân sahipleri,
yerel halk ve gıda yardım bankası restoranda istiflenmiş gıdaları tanzim etmeye
başladılar. Bu restoran aynı zamanda gıda kolilerini hazırlıyor ve mahalli
kolektiflere ulaştırıyor. Kolektifler ise mahalledeki apartmanlara bu gıda
kolilerini teslim ediyorlar. Tüm süreç maske, eldiven ve diğer koruyucu
ekipmanlara sahip gönüller tarafından sürdürülüyor. İşçilerin Birliği Partisi
yönetim kurulu üyesi Kamel Guemari’nin bize şunları söyledi: “ Bu olağanüstü
koşullarda, bizler mahallerimiz için harekete geçmeyeceksek, başka kim bu
sorumluluğu alacak?”
McDonald’s yönetimi ise bu uygulamalara karşı çıkmak için yasal süreci
başlattı. Saint Barthelemy restoran işçilerinin avukatı Ralph Blindauer’in
Marseille gazetesine verdiği demeçte durumu özetliyor: “Bu süreci McDonald’s
ile uzlaşmaya vararak yönetmeyi tercih ederdik fakat önerimizi doğrudan
reddettiler. Bize aba altından sopa göstererek, bu hamlenin hukuki sonuçları
olacağını belirttiler. Gördük ki yönetim insanlıktan zerre nasibini almamış ve
McDonalds’ın açıklamalarını önemsemiyoruz.”
McDonald’s Fransa yönetimi bu kriz karşısında, insanlara engel çıkartmak
dışında başka hiçbir şey yapmadı. Bu sayede, Saint Barhelemy şubesi işçileri
Marsilya halkına destek olmak için kendileri dışında güvenebilecekleri başka
kimsenin olmadığını anladılar.
McDonalds’ın ne kadar merhametsiz bir marka olduğu aslında biliniyor.
Yaklaşık bir hafta önce uluslararası firma -işçilerinin sağlıklarını hiçe
sayarak- restoranlarını yeniden açmak; arabaya ve eve servis hizmetini
başlatmak istediğini duyurdu. İşçiler isterlerse, işe başlayacaklar. Fakat
Paris’teki Hotel ve Restoran Sendikası üyesi Drame “işe dönmeyi reddeden
işçilerin firma düşmanı olarak fişleneceğini ve yönetimin misillemesine karşı
ciddi bir risk alacaklarını” belirtiyor. McDonalds’ın öne çıkan işçilerine
karşı rövanşist bir tutum sergilediği biliniyor. Geçtiğimiz yıl, Marsactu
gazetesi McDonalds’ın sendikacı Kamel Guemari’yi kovmak için yalancı şahitler
tuttuğu ve toplamda 25.000 Euro ödediğine dair bir rapor ortaya koydu.
Sendika üyesi ve firmada işçi Drame, mutfakların çok ufak olduğunu ve işe
dönüldüğü takdirde sosyal mesafe uygulamasının yapılamayacağını söylüyor.
Ayrıca, koruyucu ekipmanların böylesine tali bir işte kullanılması yerine,
öncelikli olarak sağlık çalışanlarına verilmesi gerektiğini düşünüyor. Şu
dönemde, McDonalds’ın cebini doldurmak için hamburger satması hayati bir kamu
hizmeti değil. Saint Barthelemy şubesi işçilerinin yaptığı üzere, içinden geçmekte olduğumuz sağlık ve ekonomik
krizine çözüm üretebilmek için restoranların ele geçirilip halkın desteklenmesi
için kullanılması gerekiyor.
Fransız devletinin işçileri bir nevi katletmeye dönük fecaat kriz yönetimi, işçilerin sağlığını hiçe sayan firmaların işletmelerini yeniden açmak ve zorunluluk arz etmeyen sektörlerde üretim yapılmasında ısrarcı oldukları bu dönemde; Marsilya’daki McDonald’s işçileri ellerindeki tüm araçları seferber ederek, bu vahim krizi karşısında halka destek olmak için uğraşıyorlar. İşçiler, işverenlerin ceplerini doldurmak yerine; yeniden dağıtımın adilce örgütlenmesi ve mevcut krizin etkilerini bir nebze de olsa dindirmek için mücadele veriyorlar.