İmdat Freni

ekoloji

Madrid İklim Konferansı: Çözüm COP’larda Değil Mücadelede! – Daniel Tanuro

Yeşil Kapitalizm İmkansızdır (Habitus, 2011) kitabının yazarı, Belçikalı Marksist, ekososyalist ve tarım uzmanı Daniel Tanuro, bu yazısında sera gazı salınımlarını denetlemeyi ve azaltmayı önüne koyması gereken 25’inci COP konferansının başarısızlığının nedenlerini tartışıyor.

Madrid iklim konferansının başarısızlığı kapitalist sistemin iklim tehdidinin önünü alma noktasındaki kabiliyetsizliğini gözler önüne serdi. Çözümler COP’lardan değil toplumsal seferberlikten, halkların sömürü ve baskıya karşı mücadelesinden çıkacaktır.

25 yıldır düzenlenen COP’lar, bilim insanlarının on yıllardan beri ve giderek daha kesin ve acil biçimde dikkat çektiği, iklimin karşı karşıya bulunduğu “insan kaynaklı tehlikeli bozulmayı” engellemek için hiçbir etkin ve doğru tedbirin alınmasına yol açmadı.

Bunun sonuçları gözlerimizin önünde gerçekleşiyor: Yangınlar, seller, kasırgalar, kuraklıklar… Rio Dünya Zirvesi’nden beri (1992) o kadar zaman kaybedildi ki felaketi engellemek artık mümkün değil: Onu durdurma yolları mevcutken hızla etrafımızda büyüyor ve devasa bir faciaya dönüşebilecek durumda. Yüz milyonlarca insan ve insan olmayan canlı bunun bedelini hayatlarıyla ödeme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu akıl almaz, dehşet verici ve saçma durumun nedeni şüphe götürmüyor: Fosil sektörünün şirketleri bu yakıtları yerin altında bırakmayı reddediyor, bankalar onları destekliyor, tüm büyük ekonomik sektörler de aynısını yapıyor ve hükümetler hazır ol’da sıraya diziliyor çünkü hepsi kapitalist kârın ve rekabetin hizmetinde.

Esasında bu üçkağıtçılık neoliberal iklim siyasetinin ilkelerine kazınmıştır. Neden mi? Çünkü yalnızca hile, dünyanın sonluluğu ile kapitalist kâr açlığının sonsuzluğu arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın görünürde üstesinden gelmeyi sağlıyor.

Siyasi sorumlular önümüzdeki sene Glasgow’da gerçekleşecek olan COP26’da nihayet “yeni piyasa mekanizması”nın kabul edileceğini söyleyerek endişelerimizi gidermeye çalışıyor. Bu, ilkesel olarak 2015’de Paris’te kabul edilmiş olan fakat müzakerecilerin Madrid’de üzerinde uzlaşamadığı “mekanizma”. Biraz sabır, diyorlar bize: O zaman her şey yerli yerine oturacak çünkü devletler “salınım kredilerini” mübadele etmek ve böylece kendi ulusal angajmanları (+3,3°C !) ve azami 1,5 °C hedefi arasındaki açığı düşük bir bedel karşılığı kapatabilmek için iyi bir temele sahip olacaktır.

Böylesi vaatlere inanmak için fazla naif olmak gerekir! Kyoto Protokolü de “sağlam” denilen bir piyasa mekanizması yaratmıştı. Bilanço tartışma götürmüyor: Mübadele edilen kredilerin %73’ü büyük oranda suniydi, yalnızca %2’si gerçekten etkin bir azalmaya tekabül ediyordu [1]. Üstelik bu kredilerin önemli bir kısmı Güney halklarının, özellikle de topraklarından kovulan yerli halkların aleyhine alınmıştı. Bu tertibatı “düzeltme” girişimleri en büyük hileleri ortadan kaldırmaya yaradı belki ama temelde hiçbir şeyi değiştirmedi.

Eski sistemde var olan 4,3 milyarlık salınım kredisi hala mübadele edilmemiş halde. Bu, AB’nin yıllık salınımlarından fazlasını temsil ediyor. Çin bunun %60’ına, Hindistan %10’una, Brezilya %5’ine sahip. Bu krediler bir dizi sihirbazlık numaralarıyla kolaylıkla yaratılabileceğinden fiyatlarda bir çöküş yaşanmışsa da satılmamışlar stoku yine de ciddi bir miktar teşkil ediyor. Sahip olanlar da bunlardan vazgeçmek istemiyor.

Madrid’de Brezilya, Çin, Hindistan ve Avustralya eski “Kyoto” salınım kredilerini yeni mekanizma çerçevesinde de satmaya devam etmenin mümkün olmasını istedi. Bu akıl almaz talebi reddetmek en doğal şeydi çünkü bu ülkeler için söz konusu olan, iklim için hareket ediyor gibi görünürken hileyle zenginleşmeye devam etmekti. Fakat tüm hükümetler fosil karbondioksit salınımını azaltmanın yerine karbondioksitin ormanlar tarafından emilimini koymanın mümkün olduğunu kabul ediyor. Oysa bu “karbon telafisi” tam bir üçkağıtçılık.

Esasında bu üçkağıtçılık neoliberal iklim siyasetinin ilkelerine kazınmıştır. Neden mi? Çünkü yalnızca hile, dünyanın sonluluğu ile kapitalist kâr açlığının sonsuzluğu arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın görünürde üstesinden gelmeyi sağlıyor. Oysa iklim siyaseti giderek daha da açık ve dolaysız biçimde çokuluslu şirketler tarafından yönetiliyor. Bunlar taktik değiştirdi: gerçekliği inkâr etmek yerine onu kabul ediyor gibi görünüp kararlı bir biçimde işbirliği yapma iradelerini ilan ediyorlar, böylece karar mekanizmalarını ele geçirip bir yandan karbon, petrol ve doğal gaz yakmak için zaman kazanırken bir yandan da yeni üçkağıtçılıklar icat ediyorlar.

COP’ların işleyişi de giderek artan bu hakimiyeti kanıtlıyor. Daha öncekilerden de çok, Madrid konferansı havayı kirletenlerin sponsorluğunda gerçekleşti. En büyük iki İspanyol enerji grubu Iberdrola ve Endesa zirveyi, her biri 2 milyon Avroyla finanse etti. Buna karşılık iki yüz STK aktivisti kongre merkezinden kovuldu ve yoksul ülkelerin temsilcileri kimi nihai toplantılardan dışlandı…

Kimileri AB ile Çin arasında 2020 Eylül’ünde, Glasgow buluşmasından birkaç ay önce gerçekleşecek zirveden medet umuyor. Bu iki emperyalizm arasındaki bir anlaşmanın (veya başka ikili anlaşmaların) COP26’yı iklim krizinden adil ve etkin bir çıkış yoluna sokmasını beklemek için gerçekliğin tümüyle dışında olmak gerekir.

AB’nin COP25’te ilan ettiği “Green Deal” herhangi bir şüphe bırakmamış durumda. İsim değişikliğinden başka bir anlamı yok: “Sürdürülebilir kalkınma” yanılsama yaratmaya yetmiyordu. Bu “Green Deal” yeşil kapitalizmin (sendikaları uyutmak için bir tutam “adil geçiş” eklenmiş) yeni maskesinden başka bir şey değil. Rekabet edebilirliği korumak için ithalata bir vergi dayatılır… ancak AB, yerel üreticileri iflas ettiren düşük fiyatlı tarım ürünlerini Güney’e doğru ihraç etmeye devam edebilir.

Bu bir toplum seçimi, bir medeniyet seçimi. Bu seçim ancak mücadelelerle ortaya konabilir ve kesinleştirilebilir. Düşman açık bir biçimde tarif edilmeli: Düşman üretimci, sömürücü, ırkçı, ataerkil ve ölümcül kapitalist sistemdir.

Madrid’de Çin hükümeti kendini küresel Güney’in savunucusu konumunda sundu. Kendi iklim hedeflerini yükseltmek için zengin ülkelerin yoksul olanların maruz kaldığı “kayıp ve zararları” telafi etmeye dönük mali yardım vaatlerini yerine getirmesini önkoşul olarak koydu. Fakat bu yalnızca taktik bir tutum. Her türden emperyalizminki gibi Pekin’in kaygıları da jeostratejik düzeyde: dışa dönük nüfuzunu genişletmek ve askeri potansiyelini güçlendirmek. Ama bir yandan da içerde insan hakları ihlallerini protesto etmeyi yasaklamak.

AB’nin ve Çin’in aklında tek bir şey var: ABD yönetiminin iklim-inkarcılığından faydalanarak “yeşil kapitalizmin” piyasalarını ve… küresel hegemonyayı fethetmek. Madalyonun diğer yüzü ise kirli üretimleri çevre ülkelere delokalize etmek, karbondioksitin jeolojik depolanması, nükleer enerjinin akıl almaz gelişimi, gri salınımların[2]  ve uluslararası taşımacılığınkilerin hesaba dahil edilmemesi, toprak ve ormanların karbondioksit emilim kapasitelerinin ele geçirilmesi… Çin’in yeniden kömür üretimini geliştirmesi bir tesadüf değil.

İki başka aktivistle birlikte Greta Thunberg yakın zamanda “iklim krizinin yalnızca çevreyle ilgili olmadığını” yazıyordu: “İnsan haklarının, adaletin, siyasal iradenin krizi bu aynı zamanda. Sömürgeci, ırkçı ve ataerkil baskı sistemleri tarafından beslendi. Bunların hepsini söküp atmalıyız”[3]. COP’taki kürsüde bu İsveçli genç çözümün zirvelerden değil halklardan geleceğini ilan etti. Yarım yüzyıllık kapitalist iklim ibadet törenlerinin ardından çıkarılabilecek sonuç gerçekten de bu: Çözüm mücadeleden gelecektir COP’lardan değil!

Hiçbir piyasa mekanizması piyasanın yol açtığı iklim felaketini durdurmayacaktır. Toplumun yıkımı ile doğanınki aynı madalyonun iki yüzüdür. Toplumu ve doğayı tamir etmek mecburi olarak daha az üretmeyi, daha az taşımayı ve sermaye birikimini değil reel toplumsal ihtiyaçları tatmin etmek için daha fazla paylaşmayı gerektiriyor. Bu bir toplum seçimi, bir medeniyet seçimi. Bu seçim ancak mücadelelerle ortaya konabilir ve kesinleştirilebilir. Düşman açık bir biçimde tarif edilmeli: Düşman üretimci, sömürücü, ırkçı, ataerkil ve ölümcül kapitalist sistemdir.

16 Aralık 2019

Çeviren: Rıfat Hasret


[1] « How additional is the Clean Development Mechanism ? », Öko-Institut E.V, Berlin 2016

[2] “Gri salınım” ithal edilmiş malların üretimine ilişkin salınımları ifade ediyor.

[3] https://www.project-syndicate.org/commentary/climate-strikes-un-conference-madrid-by-greta-thunberg-et-al-2019-11/