İmdat Freni

Sırbistan

Öğrenci Popülizminin Zaferi: Elitler Arası Çatışma ve Sırbistan’ın Geleceği – Srđan Atanasovski

Öğrenci Listesi’nin 25 Ekim 2026’da Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerindeki zaferi, Aleksandar Vučić ve Sırp İlerleme Partisi’nin on dört yıllık hâkimiyetine son verdi.

Oyların yaklaşık %53’ünü alan ve parlamentoda mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen Öğrenci Listesi, kısa bir süre öncesine kadar neredeyse hayal bile edilemeyecek bir sonuç elde etti. Bu zaferin niteliğini ve Sırbistan’ın siyasi geleceğini, iktidar ile muhalefet, liberalizm ile muhafazakârlık ya da Avrupa’ya entegrasyon ile ulusal egemenlik gibi geleneksel karşıtlıklar üzerinden kavramak güç.

Sırbistan’daki siyasi dönüşümün merkezinde kitlesel bir öğrenci hareketi yer alıyordu. Ancak bu hareketin arka planında iki seçkin (elit) kesim arasında bir çatışma vardı: Vučić rejiminin son on beş yıl boyunca oluşturduğu siyasi elit ile bu yönetim sisteminden görece bağımsız kalmayı başarmış üniversite eliti. Belirleyici etken, üniversite elitinin kendine özgü bir katılımcı popülizm biçimi geliştirmiş olan öğrenci hareketiyle ittifak kurabilmesiydi. Bu ittifak, iktidar değişikliğine yol açan siyasi seferberliği mümkün kıldı.

Bu popülist hareket, Sırbistan’ın ekonomi ya da dış politikasında köklü bir dönüşüm talep eden bir program etrafında doğmadı. Pek çok alanda mevcut siyasi uzlaşıyı benimsedi ve benzer politikaların yolsuzluk, örgütlü suç, kayırmacılık ve parti üyeliğine dayalı işe alımlar olmaksızın da uygulanabileceğini vaat etti. Yeni hükümetin karşı karşıya kalacağı başlıca zorluk, eski rejimin klientelist -siyasi kayırmacılığa dayalı- mekanizmalarını tasfiye ederken aynı zamanda görece geniş bir halk desteğine sahip olan ekonomik modelin, aynı sermaye birikimi ve siyasi denetim mekanizmalarına başvurmadan sürdürülüp sürdürülemeyeceğini ortaya koymak olacak.

Çok partili demokrasi içinde tek parti sistemi

Vučić’in siyasi hâkimiyetinin en önemli özelliklerinden biri, parlamenter demokrasinin biçimsel kurumları varlığını korurken çok partili sistemin sistematik olarak zayıflatılmasıydı. Sırp İlerleme Partisi, kayda değer bir seçim gücüne sahip siyasi aktörlerin neredeyse tamamını kendi bünyesine katmaya çalıştı.

Siyasi örgütlere ve liderlerine, çoğu zaman ortak seçim listelerinde garantili yerler verilmesi yoluyla iktidar koalisyonunda görevler teklif edilirken, işbirliğini reddedenler çeşitli baskı, marjinalleştirme ve itibarsızlaştırma yöntemleriyle karşı karşıya kaldı.

Bunun sonucunda, biçimsel olarak çok partili bir demokrasi içinde bir tür tek parti sistemi kurulmaya çalışıldı. Milliyetçi ve muhafazakâr akımlardan liberal, Avrupa yanlısı ve sosyal yönelimli akımlara kadar, kayda değer etkiye sahip neredeyse bütün ideolojik eğilimler iktidar koalisyonunda kendilerine yer buldu. İdeolojik çatışmalar büyük ölçüde seçim rekabetinden iktidar blokunun iç ilişkilerine taşındı. Seçimler, alternatif siyasi programlar arasındaki mücadeleler olmaktan giderek uzaklaşarak iktidarın kullanılış biçimi ve Vučić rejimi karşısında alınan tutum üzerine referandumlara dönüştü. Bu sistemin dışında kalan muhalefet partileri ise yeterince geniş bir toplumsal taban oluşturmayı ve alternatif bir siyasi program ortaya koymayı başaramadı.

Vučić aynı zamanda olağanüstü genişlikte bir parti ve seçim mekanizması kurdu. Bu mekanizmanın işleyişi siyasi sadakate, kamu sektöründeki istihdamın denetimine, «kılcal oylar» olarak adlandırılan oyların toplanmasına ve seçmenler üzerinde uygulanan çeşitli baskı biçimlerine dayanıyordu. İktidar partisine üye olmak ya da ona oy kazandırmaya istekli olmak, işe girmek, kariyerinde ilerlemek ve kamu kaynaklarına erişmek için önemli bir önkoşul hâline geldi. Bu sistem zamanla seçimlere yönelik işlevinin ötesine geçerek toplumsal ve ekonomik ilişkilerin örgütlenmesinde temel bir mekanizmaya dönüştü.

Yıllardır belirli süreli sözleşmeyle çalışan bir öğretmen, kadrolu bir işe girmeyi bekleyen bir sağlık çalışanı ya da bir kamu işletmesinin çalışanı açısından partiye bağlılık, mesleki geleceğini doğrudan belirleyebiliyordu. Benzer mekanizmalar, mesleki ilişki ağları, kamu ihaleleri ve devlet kaynaklarına ayrıcalıklı erişim yoluyla özel sektöre de yayıldı. Medyaya yansıyan büyük mali skandalların ötesinde, yolsuzluk nüfusun geniş bir kesimi için gündelik yaşamın bir gerçeği hâline geldi. İş arayan, kariyerinde ilerlemek ya da belirli bir haktan yararlanmak isteyen hemen herkes, partiye dayalı klientalizmin sonuçlarıyla karşı karşıya kalabiliyordu.

Yaygın kayırmacılığın yanı sıra rejim, devlet yapıları ile örgütlü suç arasındaki bağlantılara ilişkin şüpheler doğuran ciddi skandallarla da damgalandı. Bunlar arasında, güvenlik birimlerinin bazı mensupları tarafından korunduğu iddia edilen büyük bir kenevir plantasyonunun ortaya çıkarıldığı Jovanjica olayı ile Belgrad’daki bir restoranda işlenen ve örtbas edildiği iddialarına dönemin Belgrad Emniyet Müdürünün de adının karıştığı bir cinayet bulunuyordu. Vučić açısından sorun, bu sadakat ağının bir kez kurulduktan sonra üyelerinin sürekli korunmasını gerektirmesiydi. İnsanların suç faaliyetleri ya da yolsuzluk nedeniyle cezalandırılması, siyasi sadakatin ödüllendirileceği ve koruma sağlayacağı beklentisine dayanan bütün sistemin istikrarını tehdit etme riski taşıyordu.

Böylece seçim mekanizması giderek rejimin kendisi için bir yüke dönüştü. İktidarda kalmasını sağlayan mekanizmalar, aynı zamanda giderek toplumun daha geniş kesimlerine yayılan bir hoşnutsuzluk yaratıyordu.

Vučić’in kendi sistemine dahil etmeyi başaramadığı üniversite eliti

Vučić, karşılıklı çıkarlara dayalı bir sistem aracılığıyla siyasi ve ekonomik elitlerle başarılı biçimde bağlar kurabilmiş olsa da Sırbistan’daki üniversite elitini hiçbir zaman tam anlamıyla kendi sistemine dahil edemedi.

“Akademik elit” veya üniversite eliti derken, yüksek nitelikli uzmanlardan, yöneticilerden, iktisatçılardan, avukatlardan, entelektüellerden, üniversite öğretim üyelerinden, araştırmacılardan ve sivil toplum kuruluşlarında çalışanlardan oluşan daha geniş bir kesimi kastediyorum. Bu kesimin toplumsal otoritesi, parti aygıtı üzerindeki denetiminden ziyade eğitimine, mesleki niteliklerine ve deneyimine dayanıyor. Vučić, iktidarı boyunca bu elitin belirli kesimlerini kendi yanına çekmeye çalıştı. Ana Brnabić’in hükümette üst düzey görevlere atanması ve Siniša Mali’nin yükseltilmesi, bu çabaların önemli aşamalarını oluşturdu. Bu isimler aracılığıyla iş dünyasından, akademik çevrelerden ve sivil toplum kuruluşlarından gelen kişiler, rejime mesleki uzmanlığa dayalı bir meşruiyet ve modernleşme imajı kazandırmak amacıyla devlet yönetimine ve siyasi liderlik kadrolarına dahil edildi.

Ancak bu açılım görece sınırlı ve kırılgan kaldı. Başta Belgrad Üniversitesi olmak üzere üniversiteler, hiçbir zaman iktidar partisinin güçlü dayanakları hâline gelmedi. Üniversite öğretim üyeleri ve araştırmacılar, ortak bir muhalif ideolojiyi paylaşmasalar da uzun süredir rejime yönelik hoşnutsuzluklarını dile getiriyorlardı. Öğrenci protestolarının başlamasından kısa bir süre önce, yabancı özel üniversitelerin yükseköğretime ayrılan kamu kaynaklarından yararlanabileceğine ilişkin açıklamaların ardından çatışma daha da şiddetlendi. Bazı eğitim kuponu sistemlerine benzeyen böyle bir düzenleme, bütçe kaynaklarının devlet üniversitelerinden özel kurumlara aktarılmasının önünü açıyordu. Üniversite camiası bunu, eğitimin siyasi iktidarla bağlantılı şirketlerin çıkarlarına daha fazla tabi kılınması tehdidi olarak gördü. Dolayısıyla üniversiteler ile rejim arasındaki çatışma, akademik camianın doğrudan maddi çıkarlarını da ilgilendiriyordu.

Kasım 2024’te Novi Sad’da yeniden inşa edilen tren istasyonunun girişindeki beton sundurmanın çökmesi ve on altı kişinin hayatını kaybetmesiyle, zaten var olan bu çatışma tamamen yeni bir boyut kazandı. Bu trajedi, siyasi sadakatin, şeffaf olmayan yönetim anlayışının ve yolsuzluğa dayalı ilişkilerin uzmanlığın ve mesleki sorumluluğun önüne geçtiği bir sistemin simgesi olarak geniş kesimlerce değerlendirildi. Çökmenin somut teknik nedenlerinden bağımsız olarak, ülkenin modernleşmesinin simgesi olarak sunulan büyük bir altyapı projesinin gerçek güvenlik güvenceleri sağlanmadan nasıl tamamlanabildiği sorusu gündeme geldi.

Ardından patlak veren öğrenci isyanı, üniversite öğretim üyelerinin geniş desteğini kazandı. Üstelik bu ittifak son derece somut bir temele dayanıyordu: Öğrenciler ve öğretim üyeleri zaten birbirlerini tanıyor, fakültelerinde her gün karşılaşıyor ve aynı kurumsal ortamı paylaşıyorlardı. Öğrenciler açısından kendi hocaları, doğrudan iletişim kurabildikleri ve işbirliği yapabildikleri üniversite elitinin bir parçasıydı. İşgaller ve blokajlar konusunda zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklara rağmen üniversiteler, özellikle de Belgrad Üniversitesi, harekete kurumsal, manevi ve pratik destek sağlayarak onun başlıca dayanakları hâline geldi.

Rejim, öğrenci isyanına parti kadrolarına daha da fazla dayanarak karşılık verdi. Gösterilerin yol açtığı siyasi krizin ardından Đuro Macut hükümetinin kurulması, üniversite camiasıyla kayda değer bir uzlaşma sağlamadı. Partiye yeterince sadık olmadığını gösteren isimler hükümetten daha da uzaklaştırıldı. Bu durum, gerçek siyasi gücün partinin gayriresmî hiyerarşisinde toplandığı, bakanların ve diğer resmî yetkililerin ise yalnızca sınırlı bir özerkliğe sahip olduğu sistemi daha da pekiştirdi.

Öğrenci meclisleri ve popülist bir hareketin ortaya çıkışı

Üniversitelerdeki işgal ve blokajlardan doğan öğrenci hareketi, doğrudan demokrasiye dayanan özgün bir örgütlenme modeli geliştirdi. Fakültelerde, öğrencilerin talepler, gösteriler ve diğer faaliyetler hakkında kararlar aldığı meclisler oluşturuldu. Bu meclislere katılım büyük farklılıklar gösteriyordu ve zamanla gayriresmî hiyerarşiler ortaya çıktı. Önerileri hazırlamakla görevli çalışma grupları çoğu zaman önemli ölçüde özerklik kazanırken, meclisler görece az sayıda aktif katılımcı tarafından hazırlanmış kararları onaylamakla yetiniyordu. Hareket devam ettikçe gündelik karar alma süreçlerine doğrudan katılan öğrencilerin sayısı giderek azaldı.

Bununla birlikte, genel öğrenci meclisleri hareketin başlıca meşruiyet kaynağı olma işlevini korudu. Bu meclislerin önemi, geniş bir toplumsal seferberlik yaratabilmelerinden de kaynaklanıyordu. Öğrencilerin şehirler arasında düzenlediği yürüyüşler, günler süren uzun yürüyüşler, bisiklet turları, kitlesel gösteriler ve karmaşık lojistik organizasyonlar çok sayıda genci harekete geçirdi. Bu gençlerin birçoğu siyasi taleplerin oluşturulmasına doğrudan katılmıyordu, ancak söz konusu faaliyetlerin örgütlenmesinde görev alarak hareketin aktif bileşenleri hâline geldiler. Öğrenci hareketi, önceden belirli bir siyasi ideolojiyi benimsemelerini şart koşmaksızın, kolektif eylem aracılığıyla daha geniş bir siyasi topluluğun parçası olmalarını sağladı.

Öğrenciler, bu geniş toplumsal desteği tehlikeye atabilecek ideolojik ve siyasi tutumlardan özenle kaçındılar ve kendilerini toplumun bütününün çıkarlarını temsil eden bir hareket olarak sunmaya çalıştılar. Genel meclislere dayanan örgütlenme modeli anarşist ve yatay örgütlenme gelenekleriyle benzerlikler taşısa da hareketin siyasi içeriği devrimci değildi. Geniş katılım, toplumda hâkim olan tutumların yeniden üretilmesini teşvik ediyordu; çünkü ancak çok sayıda katılımcı tarafından kabul edilebilir bulunan talepler destek kazanabiliyordu. Öğrenci hareketinin radikalizmi, ideolojik programından ziyade esas olarak örgütlenme yöntemlerinde ve mevcut iktidara meydan okumasında yatıyordu.

Popülizm ile uzmanlar arasındaki ittifak

Öğrenci hareketinin en sıra dışı özelliği, üniversite elitiyle kurduğu ittifaktı. Günümüzün birçok Batı toplumunda popülist hareketler, eğitimli elitlere, uzmanlara ve profesyonel yöneticilere karşı çıkarak gelişiyor. Üniversite kurumları çoğu zaman sıradan insanların gündelik kaygılarından uzaklaşmış, topluma yabancılaşmış bir “müesses nizamın” parçası olarak sunuluyor. Sırbistan’da ise kitlesel bir popülist hareket, üniversite elitini doğal bir siyasi müttefik olarak benimsedi. Eğitim, uzmanlık, mesleki nitelikler ve kültürel sermaye, hareketin siyasi kimliğinin temel unsurları hâline geldi.

Bu durum, öğrencilerin kendilerini kamuoyuna sunuş biçimlerinde açıkça görülüyordu. Öğrenciler eğitimli, dürüst, sorumluluk sahibi ve yetkin gençler; geleceğin doktorları, mühendisleri, öğretmenleri ve uzmanları olarak tanıtılıyordu. Sırbistan’da kalmak ve mesleki geleceklerini kendi ülkelerinde kurmak istedikleri mesajına özellikle önem veriliyordu. Bu söylem, Vučić rejimine yönelik hoşnutsuzlukla doğrudan örtüşüyordu. İstihdamın ve toplumsal yükselmenin parti içindeki ilişki ağlarına bağlı olduğu bir toplumda, doğal alternatif bilgiye, niteliklere ve mesleki yetkinliğe değer verilen bir düzen olarak görünüyordu. Böylece yolsuzluğa ve kayırmacılığa karşı mücadele, üniversite eliti ile popülist tabanı birleştiren ortak payda hâline geldi.

Bu ittifak, uzmanlık bilgisinin bir ölçüde fetişleştirilmesini de beraberinde getirdi: Gerekli eğitime ve mesleki niteliklere sahip, itibarı sarsılmış siyaset sınıfıyla bağlantısı olmayan kişilerin ülkeyi yönetmeye daha hazırlıklı olacağı düşüncesi öne çıktı. Oysa bu inanç, belirli bir alandaki uzmanlığın kendiliğinden siyasi yetkinliğe dönüşmediğini ve mesleki elitlerin, toplumun çoğunluğunun çıkarlarıyla her zaman örtüşmeyen kendilerine özgü toplumsal çıkarları bulunduğunu göz ardı ediyor. Bununla birlikte, popülist seferberlik ile uzmanlığın sağladığı otoritenin birleşmesi, öğrenci hareketinin üniversitelerin sınırlarını aşarak ciddi bir siyasi alternatif hâline gelmesini sağladı.

Bu durum, Öğrenci Listesi’nin bileşimine de yansıdı. Listenin adayları arasında üniversite öğretim üyeleri, iktisatçılar, avukatlar, çeşitli alanlardan uzmanlar ve sivil toplum kuruluşlarından gelen önemli sayıda kişi yer alıyordu.

Öğrenci hareketi neden yeni bir ideoloji geliştirmedi?

Öğrenci hareketi, mevcut hükümete talepler yöneltmekten vazgeçip bunun yerine parlamento seçimleri yapılmasını istemeye karar verdiğinde, ilk bakışta doğrudan demokrasiye ilişkin başlangıçtaki ilkelerinden bir kopuş gibi görünebilecek bir adım attı. Ancak bu karar, hareketin popülist mantığıyla uyumluydu. Öğrenci genel meclisleri, doğrudan demokrasinin temel ilkelerine dayansalar da toplumda hâkim olan bir başka kanaati paylaşıyorlardı: Parlamento seçimlerinin siyasi değişimin başlıca aracı olduğu düşüncesini.

Öğrenciler aynı zamanda mevcut siyasi partilerle aralarına mesafe koymayı sürdürdüler. Bu tutum çoğu zaman öğrenci hareketinin örgütsel özellikleriyle açıklanıyordu. Genel meclislerin, hareketin bütünü adına müzakere yürütme yetkisine sahip daimi temsilcileri bulunmadığından, siyasi partilerle işbirliği yapmak kurumsal açıdan güçleşiyordu. Ancak bunun daha derin bir ideolojik nedeni de vardı. Öğrenci hareketinin, siyasi tutumları açıkça tanımlanmış partilerle ortak bir program üzerinde müzakere yürütmesi oldukça zordu. Liberallerle, muhafazakârlarla, milliyetçilerle ya da sosyal demokratlarla işbirliği yapmak, hareketin kendi tabanını bölen meselelerde tutum almasını gerektirecekti. Hareketin siyasi gücü ise bu ayrılıkların açığa çıkmasını önleyebilmesine bağlıydı.

Öğrenci Listesi, toplumun geniş kesimlerince siyasi açıdan normal kabul edilen bir düzeni savunuyordu. Temel talebi, yolsuzluğun olmadığı bir devlet, düzgün işleyen kurumlar ve parti aidiyetinin önüne geçen bir uzmanlık anlayışıydı. Bu nedenle seçim kampanyası, geleneksel ideolojik çatışmalardan büyük ölçüde uzak kaldı. Vučić, Öğrenci Listesi’ni ülkenin ekonomi ve dış politika yönelimlerini değiştirecek, Rusya ile ilişkileri tehlikeye atacak ya da mevcut sosyal yardımları sorgulamaya açacak bir siyasi güç olarak göstermeye çalıştı. Öğrenci Listesi ise genellikle bu tür değişikliklerin hedefleri arasında bulunmadığını ve hâlihazırda uygulanan politikaları daha etkili ve şeffaf biçimde hayata geçireceğini belirterek karşılık verdi. İki ana seçim listesi arasında, siyasi çatışmalarının sertliğinin düşündürdüğünden çok daha büyük bir programatik süreklilik vardı.

Öğrenci Listesi, Vučić rejiminin ilk yıllarında teşvik ettiği ucuz işgücüne dayalı politikaya karşı çıktığında bile aradaki fark tam olarak belirgin değildi. Önceki on yıl boyunca rejimin kendisi de yalnızca düşük ücretler sayesinde yabancı yatırımcıları çeken bir ülke imajından uzaklaşmaya çalışmış; bunun yerine teknolojik gelişmeyi, bilime yatırımı ve sanayiye yönelik daha kapsamlı yatırımları teşvik etmişti. Söylemler ile gerçek ekonomik sonuçlar arasında önemli bir fark bulunsa da bu bağlamda tartışmalar büyük ölçüde arzulanan ekonomik modeli kimin hayata geçirebileceği sorusu etrafında dönüyordu.

Aynı mantık dış politika için de geçerliydi. Vučić hükümeti, herhangi bir uluslararası blokla tam anlamıyla saf tutmaktan kaçınırken Avrupa Birliği, Rusya ve Çin ile ilişkilerini sürdürmeye çalıştı. Bu politika toplumda görece geniş bir destek gördüğünden, Öğrenci Listesi’nin onu köklü biçimde sorgulaması için pek fazla neden yoktu. Seçimlerdeki temel tercih çok daha basitti: Parti sadakatine dayalı bir sistemin devam etmesi ya da bu sistemin yerini profesyonel bir yönetim vaat eden başka bir sistemin alması.

Referandum niteliğinde bir zafer ve siyaset sınıfının hezimeti

Seçim sonuçları, bu siyasi seferberliğin gücünü doğruladı. Cumhuriyet Seçim Komisyonu’nun ilk sonuçlarına göre Öğrenci Listesi oyların %52,65’ini alırken, Aleksandar Vučić’in öncülüğündeki liste %39,22’de kaldı. Seçime katılım oranı yaklaşık %69’a ulaştı ve sandalye dağılımına ilişkin tahminler, Öğrenci Listesi’nin parlamentoda tek başına çoğunluğu elde edebileceğini gösteriyordu. Vučić’in seçim mekanizması, seçmen tabanının önemli bir bölümünü korumayı başardı, ancak siyasi değişim isteyen seçmenlerin olağanüstü geniş çaplı seferberliği karşısında rekabet edemedi.

Öğrenci hareketi, bu seçimlere referandum niteliği kazandırmayı başardı. Seçim, mevcut yönetim sisteminin devam edip etmemesi arasında bir tercih olarak sunuldu ve bu yaklaşım, geleneksel muhalefet partilerini fiilen devre dışı bıraktı. Bu partilerin çoğu seçim yarışından çekilirken, yarışta kalanlar ise kayda değer bir sonuç elde edemedi. İki ana liste dışında hiçbir liste parlamentoya girmek için gerekli seçim barajını aşamadı. Böylece öğrenci hareketi Vučić’i yenilgiye uğratırken, fiilen eski muhalefetin de yerini aldı.

Bu, belki de seçimlerin en önemli siyasi sonucuydu. Sırbistan’da önceki hükümete karşı açıkça tanımlanmış bir ideolojik alternatifi temsil eden yeni bir iktidar partisi ortaya çıkmadı. Bunun yerine, meşruiyetini kitlesel seferberlik, yolsuzluğun reddi ve uzmanlığa duyulan güvenin birleşiminden alan bir hareket parlamentoda çoğunluğu elde etti.

İnşaat sektörü: Vučić’in ekonomik modelini besleyen uyuşturucu

Vučić rejimi, seçim mekanizması ve klientalist ilişkileri sayesinde ayakta kaldı, ancak siyasi istikrarı aynı zamanda ekonomik büyümeyi, yaşam standartlarında görece istikrarı ve satın alma gücünde artışı sağlayabilmesine bağlıydı. Önceki hükümetin ekonomi politikası, muhalefet çevrelerinde sıklıkla sunulduğundan daha karmaşıktı.

Sırbistan, önceki on yıl boyunca dış politikadaki konumlanışının sağladığı bazı avantajlardan yararlandı. Rusya ile ilişkilerin sürdürülmesi, görece uygun fiyatlı enerjiye erişimi mümkün kılarken Çin ile işbirliği, özellikle sanayi, madencilik ve altyapı alanlarında önemli yatırımlar getirdi. Bu bakımdan Sırbistan’ın ekonomik modeli, Macaristan ve Slovakya’nın uyguladığı politikalarla belirli benzerlikler taşıyordu.

Buna paralel olarak, Sırp para biriminin avro karşısındaki döviz kurunun istikrarlı tutulması, satın alma gücünü korumanın önemli araçlarından biri oldu. Tüketimi büyük ölçüde ithal mallara bağımlı olan bir nüfus açısından ve avro cinsinden kredi çekmiş ya da başka mali yükümlülükler üstlenmiş kişiler için döviz kurunun istikrarı doğrudan ekonomik önem taşıyordu. Rejim ayrıca emekli aylıklarında, kamu sektörü ücretlerinde ve çeşitli sosyal yardımlarda artış sağlamaya çalıştı. Bu önlemlerin gerçek kapsamından ve bölüşüm üzerindeki etkilerinden bağımsız olarak, toplumun mevcut ekonomik modele desteğinin korunmasına katkıda bulundular.

Gayrimenkul sektörü, bu modelin en önemli dayanaklarından biri hâline geldi. Büyük altyapı projeleri, konut ve ticaret komplekslerinin geliştirilmesi, Belgrade Waterfront projesi, EXPO hazırlıkları ve bunlarla bağlantılı diğer kentsel dönüşüm projeleri inşaat faaliyetlerini canlandırdı, istihdam yarattı ve GSYİH büyümesine katkıda bulundu. Sorun, ekonominin büyük ölçekli ve çoğu zaman lüks inşaat projelerine aşırı bağımlı hâle gelmesiydi. Bu projelerin ekonomik etkileri, inşaat çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte büyük ölçüde sona eriyordu. Üstelik çalışmaların önemli bir bölümü, kendi işçilerini beraberlerinde getiren ve projeler tamamlandığında ülkeden ayrılan yabancı şirketler tarafından gerçekleştiriliyordu. Bu da ulusal ekonomi açısından uzun vadede yalnızca sınırlı faydalar sağlıyordu.

Sırbistan’da gayrimenkul sektörü aynı zamanda açıkça siyasi bir rol oynuyordu. Büyük inşaat ve altyapı projeleri, siyasi ve ekonomik elitleri birbirine bağlayan başlıca mekanizmalar arasında yer alıyordu. Arazi üzerindeki denetim, imar kararları, kamu ihaleleri ve yatırım projeleri, özel sermaye birikimi için fırsatlar yaratıyordu. Böylece gayrimenkul geliştirme faaliyetleri, siyasi iktidarla bağlantılı kişilerin bizzat kapitalistlere dönüşebildiği mekanizmalardan biri hâline geldi. Bu model, siyasi otoriteler, yatırımcılar ve inşaat sektörü arasında güçlü bir karşılıklı bağımlılık yarattı. Siyasi denetim kazançlı projelere erişim sağlarken, bu projeler de hükümetin meşruiyetinin bir bölümünü dayandırdığı ekonomik büyümeye katkıda bulunuyordu.

Bu anlamda gayrimenkul sektörü, Vučić rejimi için bir tür uyuşturucuya dönüştü. Birbiriyle bağlantılı iki temel ihtiyacın aynı anda karşılanmasını sağlıyordu: Siyasi bağlantılara sahip iş dünyası elitinin sürekli zenginleşmesi ve yaşam standartlarının yükselmeye devam etmesini sağlayacak kadar yüksek bir ekonomik faaliyet düzeyinin korunması. Her yeni büyük proje, bu modelin işleyişini uzatırken aynı zamanda sürekli genişlemeye olan bağımlılığını da güçlendiriyordu.

Bu nedenle büyük kentsel gelişim projelerinin geleceği siyasi önem kazandı. Öğrenci Listesi’nin, ABD Başkanı Donald Trump’ın ailesinin yatırımlarıyla bağlantılı olarak Belgrad’daki Genelkurmay kompleksi için planlanan ticari amaçlı yeniden geliştirme projelerine karşı çıkması, kentsel alanların ve kamu kaynaklarının önceki yönetim tarafından kullanılma biçiminin reddedildiğinin somut bir göstergesiydi. Dolayısıyla yeni hükümet ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacak: Eski rejimin yolsuzluğa dayalı mekanizmalarını tasfiye etmek istiyorsa, ekonomik büyümenin başlıca motorlarından birinin işleyiş biçimini de değiştirmek zorunda kalacak.

Yeni hükümetin karşı karşıya olduğu ekonomik kısıtlar

Öğrenci Listesi, özellikle eğitim, bilim, kültür, sağlık ve sosyal koruma alanlarında iddialı bir reform programı sundu. Bu program, hareketin toplumsal bileşimini ve hazırlanmasında üniversite elitinin ve mesleki uzmanların oynadığı önemli rolü yansıtıyor. Bu vaatlerin hayata geçirilmesi, önemli miktarda kamu kaynağı gerektirecek.

Yeni hükümetin iyimserliği, özellikle yolsuzlukla mücadelenin vaat edilen reformları finanse etmeye yetecek kaynakları açığa çıkaracağı varsayımına dayanıyor.

Daha şeffaf kamu ihaleleri, daha rasyonel yatırımlar ve kamu kaynaklarının zimmete geçirilmesinin azaltılması, kuşkusuz önemli tasarruflar sağlayabilir. Ancak bu tasarrufların yeterli olup olmayacağı henüz bilinmiyor. Yolsuzluk önemli ölçüde azaltılsa bile Sırbistan, düşük verimlilik, sınırlı kamu gelirleri, yabancı yatırımlara bağımlılık ve ulusal ekonomisinin yapısal zayıflıklarıyla karşı karşıya kalmaya devam edecek.

Ekonomik kalkınmanın olası bir yeniden yönlendirilmesi özellikle karmaşık bir sorun oluşturuyor. Yeni hükümet gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine bağımlılığı azaltmaya ve ihracata yönelik üretime daha fazla ağırlık vermeye çalışırsa, mevcut para ve ekonomi modelinin yapısal sınırlarıyla karşılaşacak. Örneğin, yerli tarımın ve bazı sanayi sektörlerinin rekabet gücünü artırmak, dinarın reel değerinin sorgulanmasına yol açabilir. Ulusal para biriminin değer kaybetmesi, ihracatın fiyat rekabetçiliğini artırabilir, ancak aynı zamanda ithal malları pahalılaştırarak satın alma gücünü aşındırır. Böyle bir önlem, üretimle ilgili sorunları kendiliğinden çözmeyeceği gibi ciddi toplumsal sonuçlar da doğurabilir. Satın alma gücünün korunması, Öğrenci Listesi’nin başlıca vaatlerinden biriydi. Hareketin popülist tabanı, yurttaşlardan uzun vadeli kalkınma hedefleri adına yaşam standartlarının düşmesini kabullenmelerini isteyen bir ekonomi politikası beklemiyor.

Benzer kısıtlar, gençlerin ve üniversite mezunlarının göçü konusunda da geçerli. Öğrenci hareketi, son iki yıl boyunca gençlerin Sırbistan’da kalmak ve geleceklerini kendi ülkelerinde kurmak istediklerini sık sık vurguladı. Ancak nitelikli işgücünün göçü yalnızca yolsuzluğun ya da otoriter bir hükümetin sonucu değil. Hırvatistan deneyimi, AB üyesi ülkelerin bile büyük ölçekli işgücü göçüyle karşı karşıya kalabildiğini ve Avrupa işgücü piyasasında serbest dolaşımın daha zengin ülkelere göçü kolaylaştırabildiğini gösteriyor.

Dolayısıyla yeni hükümet, basit teknik çözümleri bulunmayan bir dizi sorunla karşı karşıya kalacak. Gelecekteki ekonomik kalkınma sorununa verdiği yanıt, esas olarak verimliliğin artırılması etrafında şekilleniyor. Bu ise ekonomi politikasının en zorlu görevlerinden biri ve yalnızca siyasi yöneticilerin değiştirilmesini değil, uzun vadeli yapısal dönüşümleri gerektiriyor.

Popülist taban yeni eliti denetleyebilecek mi?

Seçim zaferinin ardından en önemli soru, yeni hükümetin kendisini iktidara taşıyan hareketle nasıl bir ilişki kuracağı. Son iki yıl boyunca öğrenci meclisleri, hareketin başlıca meşruiyet kaynağını oluşturdu. Siyasi taleplere, seferberlik biçimlerine ve nihayetinde parlamenter siyasete geçişe bu meclisler karar verdi. Öğrenci Listesi’nin oluşturulma süreci de hareketin kendi temsilcilerini denetleme iradesini ortaya koydu. Adaylar, geçmişleri hareketin bütününün itibarını zedeleyebilecek kişilerin listeye alınmasını önlemek amacıyla, geçmişlerinin ve mesleki dürüstlüklerinin titizlikle incelendiği uzun değerlendirme süreçlerinden geçirildi. Bu yöntem, iktidarın yetkin ve dürüstlüğünden kuşku duyulmayan kişilere emanet edilmesi gerektiği yönündeki temel siyasi mesajla uyumluydu.

Öğrenci Listesi’nden yaklaşık 140 temsilcinin parlamentoya girmesi, tamamen yeni bir durum yaratıyor. Milletvekilleri artık resmen tanınmış bir siyasi meşruiyete, devlet kurumlarına erişim olanağına ve karar alma süreçlerine doğrudan katılma yetkisine sahip olacak. Artık yalnızca bir protesto hareketinin delegeleri değil, parlamentoda görev yapan seçilmiş temsilciler olacaklar. Buradaki soru, yeni hükümetin öğrenci meclislerinin ve diğer katılımcı örgütlenme biçimlerinin otoritesini tanımaya devam edip etmeyeceği. Öğrenci meclisleri zaten önemli ölçüde zayıflamış durumda: Faaliyetleri azalıyor ve bu meclislere katılan öğrencilerin sayısı düşüyor. Örgütsel yapılarını ve seçilmiş temsilcilerle bağlarını korumayı başarırlarsa, yeni hükümet üzerinde toplumsal bir denetim mekanizması işlevi görebilirler. Böylece profesyonel yöneticilerin özerkliğini ve hareketin seçmen tabanının beklentilerine aykırı politikalar uygulama kapasitelerini sınırlandırabilirler.

Öğrenci hareketiyle kurulan bağın zamanla kopması da mümkün. Bu durumda, Öğrenci Listesi içinde hâlihazırda ağırlıklı bir konuma sahip olan üniversite eliti, yeni hükümetin hâkim siyasi gücü hâline gelebilir. Bu elitin temsilcileri, Batı toplumlarındaki profesyonel siyasi ve yönetici elitler gibi davranmaya başlayabilir ve popüler olmayan önlemleri ekonomik zorunluluklara, bütçe sorumluluğuna ya da piyasanın gereklerine başvurarak meşrulaştırabilirler.

Öğrenci Listesi’nin milletvekilleri farklı siyasi görüşlere sahip. Bazıları liberal ve Avrupa yanlısı tutumlara daha yakınken, diğerleri muhafazakâr ya da milliyetçi görüşleri benimsiyor; bazı adaylar ise sosyal yönelimli politikalarla ilişkilendiriliyor. Temel hedef Vučić rejimini devirmek olduğu sürece, bu farklılıkların siyasi açıdan belirleyici hâle gelmesi gerekmiyordu. Ancak yeni hükümet vergilendirme, özelleştirme, kamu harcamaları, iş hukuku ve uluslararası ilişkiler gibi somut meselelerle karşı karşıya kaldığında, ideolojik çatışmalar kaçınılmaz hâle gelebilir. Parlamento çoğunluğu içinde zamanla liberal, muhafazakâr, milliyetçi ya da sol grupların ortaya çıkabileceğini öngörmek güç değil. Böyle bir gelişme, seçim zaferini mümkün kılan bu özgün popülist birliğin sonunu getirebilir ve neoliberal reformların, kemer sıkma politikalarının ya da toplumun belirli kesimlerinin yaşam standartlarını doğrudan tehdit eden başka önlemlerin önünü açabilir.

Siyasi normalleşme ile yeni bir demokrasi arasında

Öğrenci Listesi’nin zaferi, son derece gelişkin bir parti mekanizmasının bile geniş çaplı bir toplumsal seferberlikle yenilgiye uğratılabileceğini gösterdi. Öğrenci hareketi, yolsuzluğa, kayırmacılığa ve kurumların partizan denetimine son verilmesi talepleri etrafında toplumun geniş bir kesimini bir araya getirdi. Temel vaadi siyasi normalleşmeydi.

Bu zaferin doğrudan sonuçları şimdiden görülmeye başlandı. Üyesi olduğum ve eğitim, araştırma, kültür ve diğer sektörlerdeki sendikalarla birlikte çalışan Radnički glas (İşçilerin Sesi) örgütünün bakış açısından, siyasi ilişkilerdeki değişim neredeyse bir gecede hissedildi. Seçimlerden yalnızca bir gün sonra, bazı müdürlerin ve yöneticilerin davranışlarında değişiklikler gözlemledik. Öte yandan, hükümete karşı çıkmış çalışanlar hakkında başlatılan çok sayıda soruşturma ve işlemin geleceği de sorgulanmaya başlandı. Birkaç ay önce siyasi baskılar nedeniyle faaliyetlerine son verdiğini açıklayan bir askerî sendika, şimdi faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini ima eden yeni bir açıklama yayımladı.

Partizan kayırmacılık, çok sayıda çalışanın gündelik yaşamının bir parçasıydı. Bu nedenle Öğrenci Listesi’nin zaferi, birçok kişi için üzerlerindeki doğrudan baskıdan kurtulma duygusu yaratıyor. İşyerinde daha özgürce konuşabilmek, siyasi bir talimata uymayı reddedebilmek ya da partiye sadakate bağımlı olmadan mesleki bir gelecek tasavvur edebilmek, somut bir değişim anlamına geliyor. Bu da seçimlerin ardından yaşanan yaygın sevinç gösterilerini açıklamaya yardımcı oluyor.

Bu zafer, siyasi temsilin kendisinin dönüşümüne de kapı araladı. Öğrenci Listesi ile Vučić rejimi arasındaki belki de en ilginç ve görünüşte paradoksal benzerlik burada yatıyor. Her ikisi de kendine özgü yöntemlerle, ideolojik olarak tanımlanmış partiler arasındaki rekabete dayanan geleneksel çok partili sistemin yerini aldı. Vučić, farklı siyasi eğilimleri iktidar koalisyonu içinde bir araya getirerek parti aygıtına ve onun hiyerarşisine tabi kıldı. Öğrenci Listesi ise farklı ideolojik görüşlere sahip temsilcileri ortak bir siyasi hedef etrafında topladı, ancak meşruiyetini geleneksel bir parti örgütlenmesine değil, kitlesel katılıma dayandırdı.

Açıkça tanımlanmış parti programlarının bulunmaması, yeni siyasi düzenin mutlaka bir zayıflığı olduğu anlamına gelmiyor. Yurttaşların belirli aralıklarla önceden hazırlanmış programlar arasında tercih yaptığı siyasi partiler arası rekabet, demokratik temsilin mümkün olan tek biçimi değil. Öğrenci hareketi, daha önce hiçbir siyasi partiye üye olmamış ya da herhangi bir siyasi faaliyette yer almamış çok sayıda insanı harekete geçirebildiğini gösterdi. Bu kişilerin katılımı gösterilerle sınırlı kalmadı: Seçim kampanyasını örgütlediler, sandıkların güvenliğini sağladılar ve seçim sürecini doğrudan denetlediler. Daha önce yalnızca seçmen olan insanlar, siyasi yaşamın tam anlamıyla aktif öznelerine dönüştüler.

Asıl soru, bu katılım biçiminin seçim zaferinden sonra da devam edip edemeyeceği. Öğrenci meclisleri şimdiden zayıflamış durumda, ancak hareketin açığa çıkardığı toplumsal enerjinin yalnızca bu meclislerle sınırlı kalması gerekmiyor. Öğrenci Listesi’nin adaylarının birçoğunun mesleklerinde yer edinmiş ve daha önce siyasi hedefleri bulunmayan kişiler olması özellikle anlamlı. Parlamento görevlerini üstlenmeye hazır olmaları, mutlaka profesyonel siyasetçi olmayı arzuladıkları anlamına gelmiyor. Siyasi görevin geçici bir toplumsal sorumluluk olarak görülmesi, temsilciler ile temsil ettikleri kişiler arasında farklı bir ilişkinin kurulmasına katkıda bulunabilir.

Sendikalar bu süreçte önemli bir rol oynayabilir. Faaliyetleri öğrenci nüfusunun değişen bileşimine bağlı olan öğrenci meclislerinin aksine sendikalar, daha kalıcı örgütsel yapılara, çalışanlarla doğrudan bağlara ve gündelik çalışma ilişkilerinden doğan somut taleplere sahip. Eski rejimin çöküşünün ardından açılan siyasi alanda, tabandan örgütlenen güçlerin başlıca seslerinden biri olarak kendilerini kabul ettirebilirler.

Bu, parlamenter iktidarla farklı bir ilişki kurulmasını da gerektirir. Sendikalar kendilerini geleneksel sosyal diyalogla, bakanlıklara yapılan çağrılarla ve hükümet yetkilileriyle zaman zaman yürütülen müzakerelerle sınırlandırmamalı. Gösteriler sırasında öğrenci meclisleriyle geliştirdikleri işbirliğini örnek alarak Öğrenci Listesi’nin milletvekilleriyle kalıcı bağlar kurabilir ve bu ilişkileri çalışanların taleplerini duyurmak ve hükümet üzerinde baskı oluşturmak için kullanabilirler. İşçi haklarının genişletilmesi de dahil olmak üzere öğrenci hareketinin programında yer alan vaatlerin hayata geçirilmesi, sendikaların bağımsızlıklarını ve işçilerin örgütlü sesi olma rollerini korumalarına olanak tanırken, bu tür bir faaliyet için ortak bir çerçeve de sağlayabilir.

Böyle bir ilişki, temsili parlamenter demokrasinin sınırlarını aşmanın bir yolunu sunabilir. Örgütlü toplumsal gruplar, siyasi kararların oluşturulmasına ve uygulanmasının denetlenmesine doğrudan katılabilir. Böylece parlamento, profesyonel siyasetçilerin bir seçimden diğerine bağımsız biçimde kararlar aldığı bir kurum olmaktan çıkarak toplumsal tabandan gelen taleplerin bir araya getirildiği ve siyasi ifadesini bulduğu bir yer hâline gelebilir.

Öğrenci Listesi’nin zaferinin açtığı en önemli perspektif, siyasi temsili yalnızca partiler arası rekabete bağımlı olmaktan kurtarma ve seçilmiş temsilciler ile aktif ve örgütlü bir toplum arasında daha kalıcı bağlar kurma olanağında yatıyor. Öğrenci hareketi, kitlesel siyasi katılımın geleneksel siyasi partilerin dışında da mümkün olduğunu şimdiden gösterdi. Bundan sonraki sınavı ise hareketin temsilcileri parlamentoda iktidar çoğunluğunu oluşturduğunda da bu katılımın sürdürülüp sürdürülemeyeceğini göstermek olacak.


Srđan Atanasovski, Radnički glas (İşçilerin Sesi) üyesidir.

Kaynak: La victoria del populismo estudiantil: un conflicto de élites y el futuro de Serbia – Viento Sur

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi