İmdat Freni

İsrail

Seçimlerden Sonra: İsrail Nereye Gidiyor? – Gilbert Achcar

28 Ekim 2026 – Gilbert Achcar

İsrail vatandaşı olan Yahudi ve Arap seçmenler, 27 Ekim Salı günü İsrail parlamentosu Knesset seçimleri için sandıklara yoğun biçimde katıldı. Bunlar, neofaşist Likud partisi ile Ben-Gvir ve Smotrich’in neonazi gruplarının ve diğer ultra-Ortodoks dinî partilerin oluşturduğu aşırı sağ koalisyonun kurulmasından bu yana dört yıl içinde yapılan ilk seçimlerdi. Söz konusu koalisyon, Siyonist devletin tarihindeki en gerici hükümeti ortaya çıkarmıştı.

Kamuoyu yoklamalarının öngörüleri doğrultusunda, mevcut tahminlere göre görevden ayrılmakta olan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki iktidar bloku ile İsrail silahlı kuvvetlerinin eski genelkurmay başkanı Gadi Eisenkot’un öncülüğündeki muhalefet ittifakı şimdilik başa baş gidiyor. Kesin sonuçların açıklanması için birkaç gün, bir sonraki hükümetin bileşiminin netleşmesi içinse Knesset’teki gruplar arasında yürütülecek pazarlıkların sonuçlanmasını sağlayacak birkaç hafta beklemek gerekecek.

Yaygın biçimde vurgulandığı üzere, son seçimlerin en önemli özelliği, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği operasyonun ardından yapılan ilk seçimler olmalarıdır. Bu operasyon, İsrail ordusunun Gazze’ye karşı başlattığı, bölge halkının yerinden edilmesine ve binaların çok büyük çoğunluğunun yıkılmasına yol açan soykırım savaşını tetiklemişti. Buna, Batı Şeria’daki Filistin halkına karşı Siyonist yerleşimcilerin uyguladığı şiddetin tehlikeli ve benzeri görülmemiş biçimde tırmanması da eklendi. Bu şiddet, 1948 Nakba’sı sırasında Filistin’in büyük bölümünde ve daha yakın zamanda Gazze Şeridi’nde yaşanan türden, adım adım ilerleyen bir etnik temizlik kampanyasının açıkça parçasıdır.

Bu yeni seçimler, aynı zamanda İsrail toplumunda iktidar koalisyonunun destekçileri ile Siyonist muhalefet arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu gerilim, 7 Ekim’den önce de doruk noktasına ulaşmış ve o dönemde muhalefetin yargıyla ilgili meseleler etrafında örgütlediği büyük gösterilerle kendini göstermişti. Ancak Hamas’ın gerçekleştirdiği operasyon, İsrailli Yahudi toplumunun büyük bölümünü bir süreliğine Filistinlilere, özellikle Gazze’de yaşayanlara ama İsrail vatandaşlığına sahip olanlar da dâhil olmak üzere diğer bütün Filistinlilere yönelik nefret temelinde yeniden birleştirmişti. Başka bir deyişle, Siyonist ırkçı nefret son üç yıl içinde İsrailli Yahudi toplumunda doruk noktasına ulaşmış ve henüz kayda değer ölçüde azalmamıştır.

Bunun sonucunda, yeni seçim sürecinin merkezinde yer alan başlıca meseleler, yakın zamanda pekişmiş olan gerici Siyonist mutabakatı gerçekte etkilemiyor. Filistin meselesi ise kesinlikle bu sürecin merkezinde yer almıyor. Hatta her iki tarafın da diğerini Hamas’ın işine yarayacak şekilde davranmakla suçlaması dışında, Netanyahu ile muhalifleri arasındaki tartışmalarda Filistin meselesine neredeyse hiç yer verilmiyor. Aşırı sağdan tutun Siyonist “sol”dan geriye kalanlara kadar bütün Siyonist partiler, Ramallah merkezli mevcut Filistin Yönetimi’ne benzer, göstermelik bir Filistin devletinin kurulmasına bile karşı çıktıklarını ilan ediyorlar. En iyi ihtimalle, böyle bir olasılığı Filistin halkı üzerinde daha sıkı ve katı bir denetim kurulması şartına bağlıyorlar. Bu da Filistinlilere, Güney Afrika’daki apartheid rejimi döneminin Bantustanlarından bile daha az “egemenlik” tanınması anlamına geliyor.

Bu vahim durum karşısında, muhtemelen önceki bütün seçimlerden daha fazla sayıda Yahudi seçmen, iki Arap blokundan birine oy verme niyetini açıklamıştı. Daha “ılımlı” olanlar, İslamcı sağdan bir lider ile Siyonist bir Yahudinin birlikte öncülük ettiği Birleşik Liste’ye; Filistin halkıyla barış içinde bir arada yaşamayı arzulayan ilerici Yahudiler ise Ortak Liste’ye oy vermeyi tercih ediyordu. Kamuoyu yoklamalarının öngördüğü ve son tahminlerin de doğruladığı üzere, Ortak Liste’nin önemli bir başarı elde etmesi, mevcut seçimlerden çıkabilecek en iyi sonuç olacaktır.

Bununla birlikte, ilerici Yahudilerin Ortak Liste’ye oy vermiş olmaları, her şeyden önce, Siyonist mutabakata karşı çıkan ve çoğunluğu Yahudilerden oluşan bir siyasi örgüt kuramamış olmalarının göstergesidir. Böyle bir muhalefet, ilerici Arap muhalefet partilerinin savunduğu “bütün yurttaşların devleti” talebi doğrultusunda “Yahudi devleti” ilkesinin reddedilmesini de içermelidir. Ayrıca işgal ordusunun ve Siyonist yerleşimcilerin 1967’de işgal edilen bütün topraklardan çekilmesini talep etmeli ve Filistin halkının kendi kaderini tayin etme yönündeki devredilemez hakkı çerçevesinde Filistinli mültecilerin geri dönüş ya da tazminat hakkını desteklemelidir.

Ortak Liste’nin lideri Mansur Abbas, 2021-2022 yıllarında Netanyahu’nun rakibi olan aşırı sağcı Siyonist lider Naftali Bennett ile medyanın “ılımlı” olarak nitelendirdiği Yair Lapid’in başını çektiği hükümete (bakanlık üstlenmeden) katılarak yaptığına benzer bir anlaşmayı Siyonist muhalefetle gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa Lapid, Hamas’ın ortadan kaldırılması veya İran’a karşı savaş gibi meselelerde Netanyahu’dan bile daha ileri gidiyor. Bugün Siyonist muhalefetin başlıca lideri ise, bizzat kuramsallaştırdığı askerî doktrinin Lübnan’da uygulanmasını şahsen denetlemiş olan Eisenkot’tur. Bu doktrin, düşman güçlerinin konuşlandığı kentsel alanların sivillerin hayatı gözetilmeksizin bütünüyle yıkılmasını öngörmektedir ve dolayısıyla uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturmaktadır.

Mansur Abbas, Eisenkot’la işbirliği yapmaya çalışırken, onun bir Arap partisiyle ittifak kurmayı reddetmesini aşmanın yollarını arıyor. Eisenkot’un öne sürdüğü koşullar arasında Hamas’ın “terörist” olduğunun ilan edilmesi de bulunuyor. Abbas’ın kendisinin de Hamas’ın doğduğu Müslüman Kardeşler hareketinden gelmiş olması, bu koşulu yerine getirmesini özellikle zorlaştırıyor. Bu durum Abbas’ı, söz konusu engeli aşmak amacıyla listesinin başına Siyonist Yahudi bir polis memurunu yerleştirmeye yöneltti. Abbas, Eisenkot’un Birleşik Liste’nin desteğiyle parlamentoda çoğunluğu elde etmesi durumunda kuracağı hükümette bu kişiyi bakan olarak kabul edebileceğini umuyor.

Ortak Liste ise Netanyahu’ya ve mevcut koalisyonuna karşı muhalefete, Knesset’teki oylamalarda kendi ifadesiyle bir “güvenlik ağı” sağlamaya hazır olduğunu açıkladı. Ancak bunun için muhalefetin, İsrail’deki Filistinlilerin yaşam koşullarıyla ilgili acil taleplerini karşılamayı taahhüt etmesini ve bir Filistin devletinin kurulmasına desteğini açıklamasını şart koştu. Ne var ki iktidar koalisyonu ile Siyonist muhalefet arasında küçük bir Filistin devletinin kurulmasının ilkesel olarak reddedilmesi konusunda var olan mutabakat, Ortak Liste’nin bu koşulunda ısrar etmesi hâlinde teklifini uygulanamaz kılıyor. Bu da son derece doğal olacaktır; çünkü Siyonizm karşıtı hiçbir Filistinli muhalefet hareketi, kendi halkına düşman olan Siyonist partilere herhangi bir destek sunmamalıdır. Bu düşmanlık Siyonist devletin sınırları içinde kendini göstermese bile, bu sınırların dışında kesinlikle kendini göstermektedir.

Eisenkot liderliğindeki bir hükümetin, Hamas’ı ortadan kaldırmaya ve Gazze’yi kontrol altında tutmaya yönelik süregelen çabalar konusunda ya da ABD ile işbirliği içinde İran’a ve Lübnan’da Hizbullah’a karşı düzenlenen saldırılar konusunda Siyonist mutabakattan sapması kesinlikle beklenemez. Ultra-Ortodoks Yahudi öğrencilerin askere alınması etrafındaki tartışmalar bir yana bırakılırsa, Eisenkot liderliğindeki bir hükümeti mevcut hükümetten ayırabilecek başlıca nokta, Ben-Gvir ve Smotrich tarafından Batı Şeria’daki Filistinlilere saldırmaya teşvik edilen aşırılıkçı Siyonist yerleşimcilerin taşkınlıklarının bastırılması olabilir. Nitekim Netanyahu’nun kendisi bile, bu tür fanatiklerin eylemlerinden, İsrail’in uluslararası itibarına verdikleri ilave zarar nedeniyle bir ölçüde hoşnutsuzluk duyduğunu ifade etmiştir.

Bununla birlikte Eisenkot’un nihai hedefi, bu toprakları ileride ilhak etmek amacıyla Siyonist devletin Batı Şeria’nın ve Gazze Şeridi’nin büyük bölümü üzerindeki denetimini sürdürmektir. Geriye kalan bölgeler ise Donald Trump’ın sözde “barış planının” uygulanmasına açık bırakılacaktır. Bu plan bir manevradan ibarettir ve Trump, şu anda İran ve Ukrayna üzerinde yoğunlaşmasının ardından yeniden bu hevesine dönecek olursa, Netanyahu’nun kendisi de bu manevraya başvurmak zorunda kalacaktır.

Bununla birlikte, iki ana bloktan hiçbiri Knesset’te çoğunluğu sağlayacak bir ittifak kurmayı başaramazsa, Siyonist siyasi sahnede kartların yeniden dağıtılması ihtimali göz ardı edilemez. Netanyahu, kendisi açısından sıkıntı yaratan iki müttefiki Ben-Gvir ve Smotrich’le yollarını ayırarak, yakın geçmişte her biriyle iktidarı paylaşmış olduğu mevcut muhalefet partileriyle birlikte bir “ulusal birlik hükümeti” kurulmasının önünü açabilir. Ancak böyle bir uzlaşmaya varmadan önce, muhalefet blokunun en sağcı ve dolayısıyla mevcut aşırı sağ koalisyonuyla işbirliğine en yatkın üyelerini bu bloktan koparmaya çalışacağına kuşku yoktur.

28 Ekim 2026 tarihinde Frustration Magazine tarafından yayımlanmıştır.

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi