İmdat Freni

Hitler’in Olimpiyatlarından Trump’ın Dünya Kupası’na: Çok Şey Anlatan bir Süreklilik! – Yorgos Mitralias

2026 Dünya Kupası’nın bize sunduğu ilk sürpriz, bu etkinliğe dahil olan herkesin — uluslararası medya da dahil olmak üzere — sergilediği etkileyici hafıza kaybıdır. Hiçbir yerde, tek bir kelimeyle bile, onun kötü şöhretli “atası” olan 1936 Berlin Olimpiyatları’na gönderme yapılmıyor. Oysa aralarında doksan yıl olmasına rağmen, Hitler’in Olimpiyatları ile Trump’ın Dünya Kupası arasındaki seçmeci yakınlıklar göz kamaştıracak kadar açıktır: aynı türden spor etkinliklerinin propaganda amacıyla kullanılması; aynı şekilde otoriter, ırkçı ve özgürlük düşmanı rejimler tarafından yönetilmeleri; ahlaki ve demokratik hiçbir sınır tanımayan, megaloman “yüce liderler” tarafından yönlendirilmeleri.

Bununla birlikte, tam da bu benzerlikler ve seçmeci yakınlıklar, Hitler’in Olimpiyatları ile Trump’ın Dünya Kupası arasındaki farkları daha iyi anlamamıza ve değerlendirmemize olanak tanıyor. Bunların ilki, her iki etkinliğin yarattığı toplumsal ve siyasal tepkilerle ilgili. 2026’da neredeyse hiçbir tepki yok; en azından devletler ve uluslararası örgütler düzeyinde. Sadece bazı sivil toplum kuruluşları ve toplumsal hareketlerden gelen, şurada burada görülen birkaç — oldukça sınırlı — protesto ve eleştiri söz konusu. Kısacası, “bu devasa sirke karşı ne yapılabilir ki?” şeklindeki kaderci anlayışın beslediği bir kayıtsızlık ve teslimiyet hâkim.

Berlin Olimpiyatları öncesinde ve sırasında yaşananlarla karşılaştırıldığında aradaki fark gerçekten çarpıcı. 2026’daki teslimiyetin aksine, 1936 Olimpiyatları’nın boykot edilmesi için Amerika Birleşik Devletleri’nde, Fransa’da, Büyük Britanya’da, Hollanda’da, İsveç’te ve Çekoslovakya’da binlerce insanı sokaklara döken hareketler ortaya çıkmıştı. Bu hareketler Berlin Olimpiyatları’nın düzenlenmesini engelleyemediler; ancak antifaşist davalarını geniş kitlelere anlatmayı başardılar, halkı uyardılar ve Olimpiyatları destekleyenlerle Hitler hayranlarına karşı sınıf temelli bir mücadele hattında ırkçılık karşıtı öncü güçleri seferber ettiler.

Buna karşılık, Halk Cephesi yönetimindeki İspanya Berlin Olimpiyatları’nı boykot etti. Dahası, daha sonra Franco faşistleri tarafından idam edilecek olan solcu Katalan hükümetinin başbakanı Lluís Companys, 49 ülkeden 6.000 sporcunun katılması planlanan Halklar Olimpiyatı’nı düzenledi. Ancak bu alternatif Olimpiyatlar hiçbir zaman gerçekleştirilemedi; çünkü açılış tarihi olan 19 Temmuz 1936, Franco’nun darbe girişiminin başlamasıyla çakıştı. Bu sporculardan bir kısmı ve alternatif Olimpiyatları izlemek için Barselona’ya gönderilen bazı spor gazetecileri, sol milislere katılarak savaştılar (tıpkı “1984”ün yazarı George Orwell’in POUM saflarında yaptığı gibi) ve bazıları antifaşist mücadelede hayatlarını kaybetti.

Hitler’in Olimpiyatları ile Trump’ın Dünya Kupası karşısındaki halk tepkilerinin karşılaştırılması son derece öğreticidir ve uluslararası solun ve halk hareketlerinin bugünkü (içler acısı) durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Muhtemelen ilerici cephenin bu vahim hali, Trump’ın Dünya Kupası’nı Hitler’in Olimpiyatlarından bile daha açık biçimde ırkçı, baskıcı, özünde antidemokratik ve ultra zenginlerin hizmetinde bir etkinliğe dönüştürme konusunda kendisini büyük ölçüde serbest hissetmesine yol açmaktadır.

Gerçekten de Nazi rejimi, Olimpiyatlar sırasında patolojik antisemitizmini ve antidemokratik, baskıcı “aşırılıklarını” gizleyerek neredeyse liberal görünmeye özen göstermişti. Buna karşılık Trump ve rejimi, dizginlenmemiş ırkçılıklarını, yoksul ve özellikle de beyaz olmayan insanlığa yönelik küçümsemelerini, göçmenlere karşı acımasız avlarını (hatta stadyumlarda bile!) ve beyaz üstünlükçülüklerini neredeyse gururla sergilemektedir. Üstelik bunu yaparken kuralları ve kendi verdikleri sözleri umursamamakta; Üçüncü Dünya ülkelerinin taraftarlarının, hatta takım görevlilerinin ve Dünya Kupası maçlarını yönetmek üzere seçilmiş Afrikalı hakemlerin bile ABD’ye girişini yasaklayacak kadar ileri gitmektedirler.

Bununla birlikte şu da bir gerçektir ki ne Hitler ne de Trump, uluslararası spor yöneticilerinin coşkulu desteği olmadan bunları yapamazdı. Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Trump’a “Daddy” diye hitap edecek kadar ileri giden sadakatini bile gölgede bırakan komik denebilecek bir kulluk sergileyen FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun sarsılmaz desteğine sahipken, Hitler’in de kendi “Infantino”ları vardı: Baron de Coubertin ve Avery Brundage.

Modern Olimpiyatların “babası” olarak tanınan, sömürgeci, ırkçı, antisemit ve kadın düşmanı Baron de Coubertin, “dostu” Adolf Hitler’e olan hayranlığını hiçbir zaman gizlemedi. Hitler’i “çağımızın en büyük kurucularından biri” olarak övdü; Nazi rejimini ve Berlin Olimpiyatları’nı büyük bir coşkuyla savundu.

Neredeyse yarım yüzyıl boyunca, prenslerin ve düşmüş aristokratların, aşırı gerici milyonerlerin ve profesyonel antikomünistlerin yuvası olarak ün salmış Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ni yöneten Amerikalı ırkçı, beyaz üstünlükçü ve antisemit Avery Brundage ise, Amerikan Olimpiyat Komitesi Başkanı sıfatıyla Berlin Olimpiyatları boykotunu engellemek için elinden gelen her şeyi yaptı.

Bugün, Somalili hakem Abdulkadir Artan’ın ABD’ye alınmaması karşısında dünya kamuoyunun gösterdiği tepkiye karşı Gianni Infantino insanların “sakinleşmesini ve rahatlamasını” (“chill and relax”) isterken, Avery Brundage 1936’da boykot hareketini ve Nazilerin Yahudilere yönelik zulmünü teşhir eden herkesi bir “Yahudi komplosu”nun parçası olmakla suçluyordu.

Üstelik Brundage, o dönemde adı son derece manidar olan, izolasyoncu ve Nazi sempatizanı bir örgütün üyesiydi: America First.

Gerçekten de Trump yeni bir şey icat etmiş değil…

Nitekim haklı olarak “Paranın Dünya Kupası” diye adlandırılan bu turnuva da, devasa boyutu ve büyük sermaye güçlerinin tam hâkimiyeti dışında aslında yeni hiçbir şey icat etmiş değildir. Elbette bu güçlerin, Donald Trump gibi nazileşmiş bir Caligula’nın dizginsiz ırkçılığına ya da baskı takıntısına söyleyecek hiçbir sözü yoktur.

Eğer bütün bunlar bizi neredeyse bir yüzyıl geriye götürüyor, Berlin Olimpiyatları dönemini ve o günlerde bu Olimpiyatları alkışlayan aynı elitlerin bugün Trump’ın Dünya Kupası’nı da kutlamasını hatırlatıyorsa, bu dünyayı yönetenleri şaşırtacak ya da sarsacak hiçbir şey olmadığı da açıktır. Bunun son örneklerinden biri, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC/CIO) tutumudur. Tarih boyunca gericiliğin kalelerinden biri olan bu kurum, kısa süre önce Üçüncü Reich’ı yücelten 1936 Olimpiyatları’nın resmî afişini taşıyan bir tişörtü yeniden basıp satışa sundu.

Bu da, geçmişe duydukları özlemi hiçbir zaman terk etmemiş olan bu çevrelerin temsil ettiği ölümcül tehdidi ciddiye almak ve buna uygun şekilde tepki vermek için bir neden daha oluşturmaktadır.

15 Haziran 2026

Yorgos Mitralias, emekli bir gazeteci, Dördüncü Enternasyonal’in Yunanistan seksiyonunun ve Syriza’nın eski bir militanıdır. Yunanistan Borç Karşıtı Komitesi’nin kurucularından ve yürütücülerinden biri olmuş, uluslararası CADTM (Üçüncü Dünya Borçlarının Kaldırılması Komitesi) ağının üyesi olarak faaliyet göstermiştir. Ayrıca, başta İngilizce ve Yunanca olmak üzere, ABD’deki toplumsal hareketlerin ve solun eylemleri hakkında günlük bilgiler sağlayan Europeans For Bernie’s Mass Movement adlı internet sitesinin yöneticiliğini yapmıştır.

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi

Kaynak: https://inprecor.fr/des-jo-dhitler-au-mondial-de-trump-une-filiation-qui-en-dit-long-sur-letat-de-notre-monde