Avrupa’da demokratik ve sosyal kazanımları, otoriter devletlerden ve güçlerden kaynaklanan iç ve dış tehditlere karşı savunma meselesi, bütün solu hazırlıksız yakalamış durumda. Orduların niteliği ve zorunlu askerlik konusu giderek gündemin ön sıralarına yerleşiyor. Oysa kendisini sosyalist olarak tanımlayan militanlar son otuz yılda bu mesele üzerine neredeyse hiç eğilmemiştir.
1990’da SSCB’de ve Doğu Avrupa’da bürokratik diktatörlüklerin çöküşünün ardından, Avrupa genelinde askerî harcamalar azaldı. Ordular küçültüldü, ancak buna paralel olarak yurtdışı operasyonlara daha etkin biçimde yönlendirildi. Bazı devletler zorunlu askerliği kaldırdı. Sermaye açısından büyük ordular artık fazla maliyetli ve verimsiz hale gelmişti. Ancak son yıllarda bu eğilim tersine döndü.
Militarizasyon ve Zorunlu Askerlik
Rusya 2014 yılında Ukrayna’ya karşı savaşı başlattı. 24 Şubat 2022’de Putin diktatörlüğü Ukrayna halkına karşı geniş çaplı bir işgal harekâtı başlattı. Ancak Ukraynalılar beklenenden çok daha güçlü bir direniş gösterdiler. Rusya bu direnişi kırmak istiyor ve saldırılarını sürdürüyor. Avrupa hükümetleri, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını ve Baltık devletleri ile Moldova’ya yönelik tehditlerini, zaten daha önce başlatmış oldukları devasa yeniden silahlanma programlarını hızlandırmak için bir gerekçe olarak kullanıyor.
Aralık 2025’te Almanya zorunlu bir nüfus yoklaması uygulamaya koydu; bu uygulama, gerektiğinde zorunlu askerliğin yeniden yürürlüğe sokulmasını kolaylaştıracak. Die Linke ve çok sayıda küçük radikal sol örgüt zorunlu askerliğin geri getirilmesine karşı çıkmakta. Birçok okulda grevler düzenlendi. Zorunlu askerliği hiç yaşamamış bir kuşağın buna karşı çıkması ve sokaklara dökülmesi, genel silahlanmaya karşı direniş kadar açık ve anlaşılır bir durumdur.
Ancak zorunlu askerliğin yeniden uygulanmasına karşı ileri sürülen argümanların eleştirel biçimde yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bazıları bu karşı çıkışı temelden pasifist bir tutumla gerekçelendirirken, bazıları da bu burjuva devleti savunmak istemediğini söylemektedir. Pek çok kişi ise mevcut demokratik hakları ve toplumsal durumu – ister kendi ülkelerinde ister örneğin Ukrayna’da olsun – dikkate almadan, tamamen bireyci gerekçelerle karşı çıkmaktadır. Güvenlik meselesi Avrupa bağlamı içinde neredeyse hiç ele alınmamakta, dolayısıyla tartışma ulusötesi ve dayanışmacı bir perspektiften yürütülmemektedir. Ukrayna halkının her gün saldırılara maruz kaldığı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Ancak Baltık ülkeleri ve Moldova halklarının da tehdit altında olabileceğini, ayrıca Rusya’nın ve diğer otoriter devletlerin ya da örgütlerin toplumlarımızı çeşitli hibrit savaş yöntemleriyle tehdit ettiğini kabul ediyorsak, o zaman bu konu üzerine daha ileri düzeyde düşünmek zorundayız.
Zorunlu askerliğin reddedilmesi, fiilen profesyonel bir ordunun kabul edilmesi anlamına gelir. İşçi hareketinin tarihi bize bu tutumun sorunlu olduğunu öğretmiştir. Zorunlu askerlik kaldırılmış olsa bile ordu, sermaye egemenliğinin bir aracı olarak kalmaya devam eder. Sözleşmeli askerlerin ve kariyer askerlerinin istihdamı ile orduların profesyonelleşmesi, hatta onların otoriter karakterini daha da güçlendirmiştir.
Profesyonelleşmiş ve bir subay kastı tarafından yönetilen bir ordu, toplumsal yaşama ve onun çelişkilerine daha az açıktır. Bu nedenle çok daha itaatkârdır ve toplumsal hareketlere karşı bir asayiş ve baskı gücü olarak ya da dünyanın başka bölgelerindeki emperyalist maceraların hizmetinde bir araç olarak kullanılabilir.
Bununla birlikte dikkat çekici olan, yurtdışındaki askerî müdahaleler konusunda uzun bir geleneğe sahip olan AB devletlerinin tam da zorunlu askerliği bulunmayan ya da 1990’ların sonlarından itibaren kaldırmış olan devletler olmasıdır. Bu ülkeler, bunun yerine daha otoriter ve daha etkin nitelikte profesyonel ordulara yönelmişlerdir. Bunlar arasında Almanya (2011’de kaldırıldı, 2026’dan itibaren zorunlu kayıt uygulaması getirildi), Fransa (1996’da kaldırıldı), İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika ve Portekiz bulunmaktadır. Farklı nedenlerle tarafsız İrlanda, küçük Lüksemburg ve Malta’da da zorunlu askerlik yoktur. Benzer şekilde Polonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri de bürokratik diktatörlüklerin çöküşünün ardından zorunlu askerliği kaldırmıştır.
Buna karşılık Danimarka, Estonya, Finlandiya, Yunanistan, Hırvatistan (2026’dan itibaren), Letonya, Litvanya, Avusturya, İsveç (seçici biçimde) ve Kıbrıs’ta zorunlu askerlik uygulanmaktadır. AB üyesi olmayan devletler de bu tabloyu doğrulamaktadır. Norveç’te 2015 yılından beri cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir zorunlu askerlik sistemi bulunmaktadır. Finlandiya ile birlikte İsviçre, muhtemelen Avrupa’da en kapsamlı ve halk desteği en yüksek zorunlu askerlik sistemine sahiptir; bu sistem düzenli yıllık tazeleme eğitimlerini de içermektedir. İsviçre ancak 1992 yılında alternatif sivil hizmet uygulamasını kabul etmiştir.
Büyük Britanya zorunlu askerliği daha 1960 yılında kaldırmıştır. Britanya ordusunun Kuzey İrlanda’da ve dünyanın başka bölgelerindeki müdahaleleri tamamen profesyonel bir ordu tarafından yürütülmüş ve yürütülmektedir. Profesyonel ordular tarih boyunca her zaman sermaye egemenliğinin güvenilir dayanakları olmuş, adeta burjuvazinin iktidarının son güvencesi işlevini görmüşlerdir.
Sosyalist örgütler zorunlu askerliği reddedip profesyonel orduyu “ehvenişer” olarak kabul ettiklerinde, fiilen toplumun bütünüyle demokratikleştirilmesi ve güç ilişkilerinin – ekonomi ve ordu dâhil olmak üzere – köklü biçimde dönüştürülmesi perspektifinden vazgeçmiş olurlar. Böylece emekçi sınıfların iktidarı ele geçirmesi perspektifinden de uzaklaşmış olurlar. Son tahlilde sermaye ve burjuvazi, profesyonel ordunun temsil ettiği iktidar aracına dayanacak ve bu aracı elden kaçırmamak için her şeyi yapacaktır.
Toplumsal bileşimi ve sosyal kökleri nedeniyle bir zorunlu askerlik ordusu, en azından potansiyel olarak, çok sayıda askerin – üniforma giymiş ücretliler olarak – emekçi sınıfların safına kazanılmasını mümkün kılar. Bununla birlikte İsviçre’deki genel zorunlu askerlik uygulaması, burjuva ordusunun bu özgül biçiminin, nüfusun mevcut düzene entegrasyonu açısından son derece önemli bir ideolojik işleve sahip olduğunu da göstermektedir.
Özgürleştirici Bir Askerî Politika – Mümkün mü?
Bizim amacımız “vatanı savunmak” değil; demokratik ve sosyal haklar ile kazanımları, otoriter devletlerin dışarıdan gelen saldırılarına ve gerici ya da faşist güçlerin içeriden yürüttüğü saldırılara karşı savunmaktır. Bu aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından tehdit edilen ülkelerdeki devrimci sosyalistlerin de tutumuydu. Bütün nüfusun katılımına dayanan bu savunma, toplumsal kurtuluş stratejisinin bir parçası olmalıdır. Savunma, bireycilik adına basitçe reddedilmemeli; demokratik biçimde örgütlenmeli ve yerel, bölgesel, ulusal ve kıtasal boyutları kapsamalıdır.
Devrimci ekososyalistlerin kendi askerî politikalarını geliştirmeleri acil bir ihtiyaçtır. Demokratik ve sosyal kazanımların savunulmasını bir orduya, hele ki profesyonel bir orduya devredemeyiz. Aynı şekilde, orduların basitçe ortadan kaldırılabileceğini de varsayamayız; bu, radikal bir toplumsal-ekolojik reform programına sahip hükümetler için bile geçerlidir.
Hem demokratik ve sosyal kazanımların savunulması hem de işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesine yönelik saldırgan perspektif açısından, aynı zamanda insansız hava aracı (dron) pilotu, geliştiricisi, üreticisi ve çeşitli dron ile savaş robotlarının kullanıcısı olabilecek yurttaşların yetiştirilmesi anlamlıdır. Eğitim, ekip dayanışması, “yumuşak becerilerin” geliştirilmesi ve bilgi paylaşımı, kısa süreli fakat düzenli toplantılar ve eğitimler gerektirir. Bu tür yeni bir savunma hizmeti, 1960’lar ile 1990’lar arasında askerlik yapan kuşakların yaşadığı yürüyüş talimleri ve geçit törenlerine dayalı sistem olmayacaktır. Askerlerin sendikal hakları, demokratik katılım ve öz-yönetim ile sürekli yenilikçilik, bu yeni askerî hizmetin temel pedagojik dinamikleri olmalıdır.
Zorunlu askerlik temelinde örgütlenen bir ordu, ideolojik olarak donmuş ve gerici bir sürekli profesyonel ordudan çok daha fazla, antikapitalist bir kopuşun ve ekososyalist bir geçişin başlangıcı için uygun koşullar sunar. Bu nedenle sosyalistler ve feministler, ordular içinde askerlerin özörgütlenmesine dayalı bir siyasal pratiğin nasıl geliştirilebileceği üzerine düşünmelidir. Avrupa’nın çeşitli ordularında 1970’lerde ve 1980’lerin başında ortaya çıkan demokratik asker hareketleri bu konuda önemli deneyimler sunmaktadır. Bu hareketler orduların içine toplumsal muhalefeti ve direniş ruhunu taşımıştır.
İsviçre’de de 1970’lerin ortalarından 1980’lerin başlarına kadar asker komiteleri ordu içinde ciddi rahatsızlık yaratmıştır. Bu komiteler, aktif hizmetteki askerlerin kendi gazetelerini yayımlamalarına yardımcı olmuş, keyfî emirler ve baskılara karşı hukuki destek sağlamış ve kamuoyunu bilgilendirmiştir. Birçok ülkede asker komiteleri ve asker sendikaları, askerlerin yaşam koşullarını iyileştirmeyi ve en azından asgari demokratik hakların tanınmasını sağlamayı başarmıştır. Daha da önemlisi, bu yapılarda yer alan askerler yoğun baskı koşulları altında kendilerini savunmayı ve örgütlenmeyi, kimi zaman da gizli faaliyet yürütmeyi öğrenmişlerdir. Normal koşullarda hiç karşılaşmayacakları farklı çevrelerden, yaşam deneyimlerinden, toplumsal sınıflardan ve bölgelerden insanlarla birlikte çalışarak son derece değerli deneyimler edinmişlerdir.
Ne yazık ki bu deneyimler büyük ölçüde unutulmuştur. Ancak dünya durumunun hızla değişmesi; iklim krizine bağlı felaketler, otoriter rejimlerin ve faşist hareketlerin yükselişi, savaşlar, hibrit savaş yöntemleri ve kitlesel toplumsal güvencesizlik gibi yeni güvensizlik biçimlerinin ortaya çıkması; ayrıca yeniden silahlanma ve toplumun militarizasyonuna yönelik eğilimler, bizi iki konuda düşünmeye zorlamaktadır: Bir yandan askerleri nasıl örgütleyebileceğimiz, diğer yandan da ekolojik, toplumsal ve askerî-fiziksel güvenliği birlikte ele alan bütünlüklü bir güvenlik anlayışını nasıl geliştirebileceğimiz.
12 Mayıs 2026 tarihinde Sozialismus.ch’de yayımlanmıştır. https://inprecor.fr/les-socialistes-et-larmee-le-defi-du-militaire
Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
