İmdat Freni

Lübnan’daki Halk Direnişi ve Gıda Egemenliği Gruplarının Açıklaması

Bu metin, Lübnan’da çeşitli dernekler ile sivil ve siyasi örgütlerden oluşan bir kolektif tarafından 9 Mart 2026 tarihinde kaleme alındı. İmzacı kuruluşlar, sömürgeci tahakküme karşı direnişin temel bir hak olduğunu hatırlatıyor. Lübnan hükümetinin, Hizbullah’ın yürüttüğü Direnişi kriminalize eden yönelimini kınıyor ve dünyanın halklarını, İsrail’in saldırı savaşı ve yayılmacılığına karşı mücadelede Lübnan’la dayanışmaya çağırıyor.

ABD’nin himayesi altında ve bizim yok edilmemize, ortadan kaldırılmamıza yönelik girişime ortak olan suç ortağı bir uluslararası toplumun koşulsuz desteğiyle, siyonist varlığın Lübnan ve Filistin’de yürüttüğü soykırımcı savaşın otuzuncu ayına yaklaşmaktayız.

Filistin’de, Suriye’de ve Lübnan’da, dünyanın gözü önünde işgalin her biçimde genişlediğine tanıklık ediyoruz. Buna karşılık devletler – kendi hükümetlerimiz de dahil olmak üzere– halkların direnme ve kendi kaderlerini belirleme hakkını kriminalize etmek için anlaşıyor; işgalciden hesap sormak, onun yayılmacı-sömürgeci sistemini devirmek ve onu ortadan kaldırmak için silahsızlandırılmasını talep etmek üzere birleşmek yerine bu yolu seçiyorlar.

Bu uygulamalar yalnızca Maşrık ile sınırlı değildir; aksine, hegemonik İmparatorluğun direnişi ve soykırıma karşı çıkan,  toprağını savunan siyasal kurtuluş hareketlerini kriminalize etmeye çalıştığı despotik bir modelin parçasıdır.

Yanlış biçimde “ateşkes” olarak adlandırılan dönemde – ki bu tek taraflı bir anlaşma olup işgalin genişlemesinin zeminini hazırlamıştır – siyonist varlık Lübnan’da bize karşı 15.000’den fazla hava, kara ve deniz saldırısı gerçekleştirmiştir. Bu saldırılarda 397 kişi hayatını kaybetmiş, 1.102’den fazla kişi yaralanmıştır.

Bu sırada, ABD’nin dayatmaları doğrultusunda Lübnan hükümetinin öncelikleri; Direniş savaşçılarının ailelerine saldırmak, onları silahsızlandırmaya çalışmak ve halkı kaynaklarından, mirasından ve kişisel verilerinden mahrum bırakacak yasaları dayatmak için çaba göstermek oldu. Böylece işgalin kilit araçlarından biri olan çokuluslu şirketlere kapı açılıyor.

Mevcut tırmanmadan önce bile İsrail saldırıları 4.000’den fazla kişinin ölümüne yol açmıştı; bunların arasında 316 çocuk ve 790 kadın bulunuyordu. Kadınlar ve çocuklar kurbanların dörtte birinden fazlasını oluşturuyordu; bunların %51’i çocuk ve ergenlerden oluşuyordu.

Bu saldırılar doğrudan 11 gazeteciyi de hedef aldı.
222 sağlık çalışanı öldürüldü, 330’u yaralandı.
158 ambulans ve 57 itfaiye aracı bombalandı.

Yaklaşık 90.076 tesis zarar gördü; bunların 23.489’u tamamen yıkıldı. Lübnan ordusuna ait mevziler, belediye binaları ve hastaneler de hedef alındı (8 hastane zorla kapatıldı, 38’i zarar gördü).

Sivil savunma ve belediye personeli özellikle hedef alındı; Baalbek sivil savunma merkezinde 13 kişi öldürüldü. Belediye çalışanları ve binaları da saldırıya uğradı.

Lübnanlı tutukluların sayısının 22 olduğu tahmin ediliyor (bunların 11’i 2024’teki kara işgali sırasında tutuklan).

Geçen hafta [2 Mart haftası], mevcut savaşın başlangıcında İsrail 268 kişiyi öldürdü ve çok daha fazla yıkıma yol açtı. Güneyden, Bekaa’dan ve Beyrut’un güney banliyölerinden 500.000’den fazla kişi yerinden edildi. Devletin halka yardım etmek için kaynak ayırma konusundaki isteksizliği nedeniyle bu insanların barınma, gıda, su ve diğer temel hizmetlere acil ihtiyacı bulunmakta.

Nüfusun yok edilmesi ve geçim kaynaklarının tahrip edilmesine paralel olarak çevrenin sistematik biçimde yok edilmesi de sürüyor. Fosfor bombaları ve yıkıcı hava saldırıları sonucunda yaklaşık 10.800 hektar (108 milyon metrekare) alan yanmıştır. Bunun yanı sıra 47.000’den fazla yüz yıllık zeytin ağacı yok edilmiş, yakılmış veya çalınmıştır. 134 hektar zeytinlik, 48 hektar narenciye bahçesi ve 44 hektar muz plantasyonu zarar görmüştür.

26 kamu su pompalama istasyonu yok edilmiş, el-Vazzani ve Maysat istasyonları devre dışı bırakılmıştır; bu durum 150.000 kişinin suya erişimini kesmiştir.Su ve sulama sektöründeki kayıpların 171 ile 356 milyon dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu süre zarfında düşman 18 milyon metrekare ormanlık alanı (meşeler, herdem yeşil meşeler vb.) yok etmiş ve çeşitli zehirli ve ölümcül maddelerle toprağı kirletmiştir. Herbisitler ve kimliği bilinmeyen başka kimyasal ve biyolojik maddeler püskürtülerek yapılan bu kirletme, ekosistemi tahrip ediyor ve toprağı uzun yıllar tarıma elverişsiz hâle getiriyor.

Her zamanki gibi, yardım sağlamak ve dayanışmayı göstermek için halktan ve kolektiflerden gelen girişimler ortaya çıkıyor. Bu insani yaklaşım büyük önem taşıyor; aynı zamanda Lübnan toplumunu çarpıtan mezhepçi yapıyla da keskin bir tezat oluşturuyor.

Öte yandan, Lübnan hükümetinin mevcut tutumunun yalnızca söylemini geçmiş ve bugünün sömürgeci güçlerinin dayatmalarıyla uyumlu hâle getirmekle kalmadığı, aynı zamanda bunu hiçbir sorgulama olmaksızın uyguladığı gerçeğini görmezden gelmek imkânsız. Bu durum, ulusal çıkarları ve Lübnanlı yurttaşların bu daimi İsrail saldırılarını geri püskürtme hakkını göz ardı etmektedir. Oysa bu hak, insanların kendi yaşamlarını ve yakınlarının hayatını korumaları ve cezasız biçimde vahşet işleyen acımasız bir düşmana karşı korkusuzca yaşayabilmeleri için hayati önemdedir.

Bugün düşman, Güney’den başlayarak Bekaa Vadisi’ni ve Beyrut’un güney banliyölerini kapsayacak şekilde Lübnan’ı işgale hazırlanmakta. Bu bölgeler günlük yıkım ve katliamlardan en fazla etkilenen yerlerdir. Bu operasyon, siyonist düşmanın ABD ile ittifak hâlinde İran’a ve İran halkına karşı yürüttüğü şiddetli savaş bağlamında gerçekleşiyor. Faşist olarak nitelendirilen ABD yönetimi, dünyayı kontrol etme niyetini ve kendi liderliğine ve ırkçı üstünlük iddiasına boyun eğmeyen herkese karşı aşırı şiddet kullanacağını neredeyse her gün ilan etmekte. Bu durum ayrıca sömürgeciliğin ve baskının en karanlık dönemlerine bir geri dönüşü andırıyor.

Bu savaş aynı zamanda ülkenin siyasal ekonomisini yeniden yapılandırma girişimleriyle paralel yürüyor; bu girişimler yalnızca bağımlılığı ve eşitsizliği derinleştiriyor. Ekonomik kriz ve sürekli yıkım, neoliberal yeniden yapılandırmayı hızlandırmak, kamu kaynaklarını özelleştirmek ve serveti ulusal elitler ile çokuluslu şirketlerin eline aktarmak için kullanılıyor.

Batılı büyükelçilikler ve elçiler tarafından açık biçimde desteklenerek kurulan Lübnan hükümeti, ilk yılında tarımsal kaynakları ve mirası yağmalamayı hedefleyen ve ülkenin ekolojik dengesine zarar veren bir dizi yasa tasarısı sunmaya başladı. Bu politikalar, dünya çapında gıda sistemlerinin çöküşünden sorumlu çokuluslu şirketlerin çıkarına hizmet ediyor. Hükümet ayrıca işgalin hedef aldığı bölgelerde yaşayan nüfusa karşı kolektif cezalandırma politikasıuygulamış; onları toparlanma ve yeniden inşa için gerekli kaynaklardan mahrum bırakmıştır.

Sömürgeci güçlere boyun eğme politikası, Direnişi kriminalize etmeye yönelik son kararladevam etmektedir. Bu karar, devlet kurumlarının – ordu dâhil – resmi otoritelerin talimatıyla görevlerini yerine getirmediği koşullarda halkın kendini savunma hakkını da kriminalize etmektedir.

Bu kriminalizasyon süreci, İsrail-ABD propagandasını yansıtan organize bir medya kampanyasıyla birlikte yürütülmektedir. Bu propaganda, kendi kendini savunma ve kendi kaderini tayin hakkına karşı ırkçı, mezhepçi, sınıfçı ve ayrımcı bir söylem kullanmakta ve Lübnan toplumunu bölmeye çalışmaktadır.

Önceki krizlerde olduğu gibi, savaşın, yerinden edilmenin ve yeniden inşanın ağır bedelini işçiler, küçük çiftçiler, yerinden edilmiş topluluklar ve kentlerin yoksul kesimleri ödüyor. Buna karşılık siyasal elitler ve finans çevreleri, ekonomiyi ya kendi iktidarlarını koruyacak ya da işgalciye devredecek biçimde yeniden düzenlemeye çalışıyor.

Bu bağlamda, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve direnme hakkı dâhil olmak üzere devredilemez haklarına olan sarsılmaz inancımıza dayanarak ve toplumu teslim olmaya ve bölge üzerinde siyonist hegemonyayı kabul etmeye zorlayan iç ve dış girişimleri göz önünde bulundurarak, biz – Lübnan’daki halk direnişi ve toplumsal eylem grupları – aşağıdaki ilkeleri ilan ediyoruz:

Halkların kendi topraklarını ve egemenliklerini savunma ve direnme hakkı, doğuştan gelen ve temel bir insan hakkı olarak uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalar tarafından tanınmış ve güvence altına alınmıştır. Bunların başında Birleşmiş Milletler Şartı ve halkların kendi kaderini tayin hakkına ilişkin anlaşmalar gelmektedir. Bu hakkın kullanılması, kimsenin keyfi biçimde yorumlayamayacağı veya ortadan kaldıramayacağı bu hukuki ilkelerin somut ifadesidir.

Lübnan rejiminin bu meşru hakkı sınırlamayı veya etrafından dolanmayı hedefleyen mevcut politikalarını ve baskılarını kesin biçimde reddediyoruz. Ulusal egemenliğin korunması geri adım atmakla değil, tarihsel ve hukuki haklara saygı gösterilmesiyle sağlanır.

Bu nedenle bu ülkenin halkına, Lübnan’da yaşayan herkese ve dünyanın dört bir yanındaki özgürlükten yana tüm halklara kolektif ve acil bir çağrıda bulunuyoruz: Hükümetin, İmparatorluğun ve işgalin projelerine karşı çıkarak bu ilkesel tutumu derhâl destekleyin. Bu ülke halkı toprağını ve meşru haklarını savunurken maruz kaldığı medya karartmasına ve dezenformasyon kampanyalarına karşı durmalı ve ihlalleri belgelemeliyiz.

Dünyanın her yerinde seferber olalım; soykırımcı sistemlerin mekanikleştirilmesini reddedelim ve nerede olursak olalım gezegenimizi egemenliği altına almaya çalışan yayılmacı ve sömürgeci sistemi parçalamak için birleşelim. Bunun için işgalci gücün ve suç ortağı devletlerin elçilikleri önünde gösteriler ve oturma eylemleri düzenleyebilir, halk direnişinin sesini yükseltebilir, toprağı savunma hakkına halk desteğini göstermek için geniş çaplı imza kampanyaları başlatabilir, yerinden edilmiş halklarımızla dayanışma örgütleyebilir ve emperyalist saldırıya karşı gerekli tüm araçlarla karşı koyabiliriz.

Kendi kaderimizi tayin hakkımız konusunda hiçbir uzlaşmayı kabul etmiyoruzve ulusal egemenliğimizden ve onurumuzdan geriye kalanları korumak için halkların bilincine ve dayanışmasına dayanarak bu mücadeleyi sürdürme kararlılığımızı ilan ediyoruz. Dünyanın halklarının İmparatorluktan kurtulmasının ve yeryüzündeki tüm halklar için egemenliğin yeniden tesis edilmesinin zamanı gelmiştir.

Beyrut, 9 Mart 2026

İmzacı kuruluşlar:

Agricultural Movement in Lebanon
Socio-Economic Action Collective (SEAC)
Arab Network for Food Sovereignty
Cartography of Darkness
Seed In A Box
Free Palestine Front
Tafkik
Sikka Saida
Development Movement
Deyer Men Dar
Arab Network for Food Sovereignty
Siyada Network: for a popular sovereignty over food systems and resources
Aatma
Agricultural Committee in Bakhoun Municipality – Al-Miniyeh-Diniya District
Bladi Khadra
Cultural Club of The South – American University of Beirut (AUB)

Mouvement du peuple

Kaynak: https://www.contretemps.eu/declaration-groupes-resistance-populaire-liban/

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi

Görsel: Mısırlı ressam Hamed Abdalla’nın «Kısırlık» adlı tablosundan.