İmdat Freni

Kronştadt ’21 – Victor Serge

Kronştadt isyanının 100. yılını idrak ediyoruz. 1-2 Mart 1921 günlerinden itibaren Finlandiya körfezinde, Petrograd’ın hemen karşısındaki Kotlin adasında bulunan Kronştadt deniz üssündeki bahriyeliler sovyet demokrasisinin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün yeniden tesis edilmesini de içeren bir dizi taleple ayaklandı: “Tüm İktidar Sovyetlere! Partilere Değil!” başlıca sloganları. Son derece sınırlı müzakere denemelerinin ardından ayaklanma sert biçimde, ve sonuçları her iki taraf açısından da kanlı olacak şekilde bastırıldı. O zamandan bugüne Kronştadt Marksistlerle anarşistler arasındaki önemli tartışma noktalarından biri olageldi. Marksistler açısından çoğunlukla bir karşı-devrim denemesi yahut beyazlar tarafından manipüle edilen bir ayaklanma olarak değerlendirilirken anarşistler tarafından da giderek güçlenen bir tek parti diktatörlüğüne karşı devrimin tekrar özgürlükçü dinamiklerine, eşitlikçi ilkelerine kavuşması için bir teşebbüs olarak yorumlandı. 

Anarşizm tarihçisi Paul Avrich, bu tarihi isyan hakkında yaptığı araştırmalara dayan çalışması Kronstadt 1921’in girişinde meselenin giriftliğini ve zorlayıcı koşullarını şu sözlerle ifade ediyor: 

“Özellikle isyancıların ve onların Bolşevik hasımlarının birbirine zıt güdüleri önemlidir. Bir yanda, tarih boyunca ortaya çıkan bütün tutkulu idealistler gibi, geçmiş çağa ve iktidarın zorunlulukları tarafından kirletilen ideallerinin temizliğine yeniden kavuşmayı özleyen, ihtilalci tutkuya sahip denizciler vardır. Diğer yanda, kanlı bir İç Savaştan zaferle çıkmış, otoritelerine herhangi bir yeni meydan okumaya hoşgörü gösteremeyecek Bolşevikler bulunmaktadır. Her iki taraf da çatışma boyunca kendi özel amaçlarına ve tutkularına göre hareket etti. Bu, ahlaki yargıların gerekliliğini inkâr etmemek anlamına geliyor. Ancak, Kronstadt’ın verili koşullarında, tarihçi, isyancılara sempati duyabileceği gibi, Bolşeviklerin onları bastırmasının haklılığını da kabul edebilir. Bunu anlamak, gerçekten de, Kronstadt trajedisini bütünüyle kavramaktır.”[1]

İmdat Freni olarak Kronştadt ayaklanmasının bu yüzüncü yılında, Ekim İhtilaliyle açılan tarihsel sürecin bu önemli ve tartışmalı kesiti hakkında, bu trajediyi bütünlüğü içinde kavramaya çalışırken zorlukları es geçmeyen, ancak isyancıların haklılığını, onlara duyulan tarihsel ve devrimci sempatiyi bilhassa vurgulayan bir dizi metni önümüzdeki haftalarda yayımlamayı önümüze koyuyoruz.

Bu konuda ilk yayımlayacağımız metin Anarko-Bolşevik, Lenin’in ve Troçki’nin dostu, uzun süre Komünist Enternasyonal’e hizmet vermiş olan Victor Serge’e ait. Bir Devrimcinin Hatıraları [2]adlı otobiyografisinden alınma bu bölüm, daha önceleri çeşitli anarşist çevreler tarafından da broşür olarak başka ülkelerde yayımlanmıştır. Olayların hem Bolşevik hem anarşist kesimlerde hem de ahalide, işçilerde nasıl yaşandığının canlı bir manzarasını çizen Serge bir yandan olayların ateşi içinde neden partiye destek vermeyi -o zamanlar- doğru bulduğunu anlatırken isyanın haklılığını da kuvvetli biçimde vurgular. İyi okumalar.

İmdat Freni

……

Beyazlar Önümüzde Grev ve Açlık Arkamızda

28 Şubat’ı 29’a bağlayan gece, Astoria’nın bitişik bir odasından gelen bir telefon beni uyandırdı. Huzursuz bir ses bana şöyle diyordu: “Kronştadt Beyazların eline geçti. Hepimiz seferber olmuş vaziyetteyiz.” Bana korkunç –korkunç, çünkü bu Petrograd’ın yaklaşan düşüşü anlamına geliyordu– haberi ulaştıran Zinovyev’in kayınbiraderi İlya Yonov’du. 

— Hangi Beyazlar? Nereden çıkmışlar? Bu inanılmaz! 

— General Kozlovskiy diye biri…
— Ya bizim bahriyeliler? Sovyet? Çeka? Tersane işçileri? 

— Daha fazlasını bilmiyorum. 

Zinovyev Ordu Devrim Konseyi’yle toplantıdaydı. II. İlçe Komite’sine koştum. Orada sadece asık suratlar gördüm. 

— İnanılmaz, ama durum bu…
— Eh öyleyse, derhal herkesi seferber etmek lazım, dedim. Bana kaçamak şekilde, bu yapılabilirdi, ama Petrograd Komitesi’nden talimat bekleniyordu yanıtını verdiler. Gecenin geri kalanını, birkaç yoldaşla birlikte, Finlandiya körfezinin haritasını tetkik ederek geçirdim. Bu arada varoşlarda bir dizi küçük grevin genelleştiğini öğreniyorduk. Beyazlar önümüzde, açlık ve grevler arkamızdaydı! Şafakta çıkarken, otel personelinden yaşlı bir hizmetçi kadının elinde paketlerle gizlice çıktığını gördüm. 

— Nereye gidiyorsun böyle, bu erken saatte, ninecik? 

— Şehirde uğursuz bir hava var. Hepinizi boğazlayacaklar yavrularım, her şeyi talan edecekler bir kez daha. Ben de öteberimi götürüyorum işte. 

Henüz ıssız olan sokaklarda duvarlara yapıştırılan küçük afişlerde karşıdevrimci General Kozlovskiy’in[3] komplo ve ihanetle Kronştadt’ı ele geçirdiği ve proletaryayı eline silah almaya çağırdığı bildiriliyordu. Fakat daha ilçe komitesine varmadan ellerinde mavzerleriyle yola düşen yoldaşlara rastgeldim. Onlar bana bunun iğrenç bir yalan olduğunu, isyan edenin bahriyeliler olduğunu, bunun donanmanın bir başkaldırısı olduğunu ve Sovyet tarafından yönetildiğini söylediler. Öyleyse durum daha az vahim değildi; tam tersine. En kötüsü de resmî yalan bizi felç ediyordu. Partimiz bize yalan söylemişti, öyle mi, bu şimdiye kadar olmayan bir şeydi. Bazıları “halk için öyle olması gerekiyordu…” diyordu yine de şaşkın. Grev neredeyse geneldi. Tramvayların çalışıp çalışmayacağı belli değildi. 

Aynı gün, Fransız dilli komünist gruptan dostlarımla (Marcel Body ile Georges Helfer’in orada olduğunu hatırlıyorum) silahlanmamaya ve ne aç grevcilere ne de sabrı sonuna gelmiş bahriyelilere karşı dövüşmeye karar verdik. Vasilyevskiy Ostrov’da kar beyazı sokakta konuşlanan ve ağır adımlarla fabrikaların çevresini boşaltmak için gönderilen askerî okul öğrencilerine karışan bilhassa kadınlardan oluşan bir kalabalık gördüm. Askere yoksulluktan söz eden, onlara kardeşler diye hitap eden sakin ve üzgün kalabalık onlardan yardım talep ediyordu. Öğrenciler ceplerinden ekmek çıkararak dağıtıyorlardı. Genel grev düzenleme işi Menşeviklere ve sol Sosyalist-Devrimcilere atfediliyordu. 

Varoşlarda dağıtılan bildiriler Kronştadt Sovyeti’nin taleplerini duyurdu. Bu devrimin tazelenmesi programıydı. Özetlersem: sovyetlerin gizli oyla seçilmesi; bütün devrimci partiler ve gruplar için söz ve basın hürriyeti; sendikal özgürlük; devrimci siyasal mahkûmların salıverilmesi; resmî propagandanın kaldırılması; köylerdeki müsaderelere son verilmesi; zanaatkârlara özgürlük; halkın keyfince mal teminini engelleyen yol barikat müfrezelerinin derhal kaldırılması. Kronştadt Sovyeti, garnizonu ve 1. ve 2. filonun mürettebatı bu programın gerçekleştirilmesi için ayaklanmıştı.[4]

Devrimimizin Basını Yalan Söylüyordu

Gerçek yavaş yavaş, her saat başı biraz daha fazla, basının duman barajından sızarak, kelimenin tam anlamıyla yalandan zincirlerini kopararak ortaya çıkıyordu. Ve de bu bizim basınımız, devrimimizin basını, dünyanın ilk sosyalist, yani satın alınamaz ve tarafsız basınıydı! Daha önce hasımlarına karşı son derece samimi olarak belli ölçüde demagoji ve şiddet kullandığı vakiydi. Bu yasalara uygun, her halükârda anlaşılabilir bir durumdu. Şimdiyse sistematik biçimde yalan söylüyordu. Leningradskaya Pravda Kronştadt’ta esir alınan Donanma ve Ordu komiseri Kuzmin’in kötü muamele gördüğünü ve karşıdevrimciler tarafından yazılı olarak emredilen yargısız infazdan ancak kıl payı kurtulduğunu yazmıştı. Mesleğinin profesörü, enerjik ve çalışkan asker, baştan aşağı, üniformasından kırış kırış yüzüne dek gri Kuzmin’i tanıyordum. Kronştadt’tan “kaçmış” ve Smolny’a geri dönmüştü. “Anlamakta zorluk çekiyorum sizi kurşuna dizmek istemelerini” dedim ona. “Emri bizzat gördünüz mü?” Tereddüt etti, mahçup bir şekilde: “Oh! Her zaman biraz abartılır, gözdağı veren küçük bir kağıttı işte…” Kısacası, biraz terlemişti, hepsi bu. Fakat isyankâr Kronştadt bir damla kan akıtmaz, sadece ölçülü davranılan birkaç komünist memuru (komünistlerin büyük çoğunluğu, yüzlercesi harekete katılmıştı, bu da parti tabanının oldukça kararsız olduğunu gösteriyordu) tutuklarken, bir başarısız infazlar efsanesi yaratılıyordu. 

Bütün bu dramda, söylentiler uğursuz bir rol oynadılar. Resmî basın rejimin başarısı ve övgüsü olmayan her şeyi saklar ve Çeka mutlak karanlık içinde hareket ederken her an yıkıcı söylentiler doğuyordu. Petrograd grevlerinin ardından, Kronştadt’ta kitle halinde grevcilerin tutuklandığı ve askerî birliklerin fabrikalara müdahale ettiği söylentisi çıkmıştı. Gerçekte bu doğru değildi, her ne kadar Çeka kuşkusuz alışıldığı üzere aptalca ve genel olarak kısa süreli tutuklamalara girişse de. Hemen her gün Petrograd Komitesi sektreteri Sergey Zorin’i[5] görüyordum ve karışıklıkların onu ne kadar endişelendirdiğini, onun işçi muhitlerinde baskı yöntemleri kullanmamaya ne kadar kararlı olduğunu ve bu gibi durumlarda tek etkili silahı ajitasyon olarak gördüğünü biliyordum; onu güçlendirmek için vagonlarca yiyecek maddesi temin ediyordu. Bana gülerek sol Sosyalist-Devrimcilerin “Yaşasın Kurucu Meclis!” (anlaşılır tercümesi “Kahrolsun Bolşevizm!”) diye bağırdıkları bir mahalleye nasıl düştüğünü anlatmıştı. “Birçok erzak vagonunun geldiğini bildirdim ve durumu kaşla göz arasında tersine çevirdim” demişti. Her halükârda, Kronştadt’ın itaatsizliği Petrograd grevleriyle[6] dayanışma hareketiyle ve genelde doğru olmasa da, bastırma harekâtları söylentileri sayesinde başladı. 

En büyük suçlular hoyrat beceriksizliğiyle isyanı kışkırtan Kalinin ve Kuzmin’di. Kronştadt garnizonunda bando mızıkayla karşılanan Cumhuriyet Yürütme Komitesi başkanı Kalinin, bahriyelilerin taleplerinden haberdar olduğunda, onları beş para etmezler, egoistler, hainler olarak nitelemiş ve acımasız cezalarla tehdit etmişti. Kuzmin disiplinsizlik ve ihanet proletarya diktatörlüğünün demir yumruğuyla kırılacaktır diye haykırmıştı. Yuhalamalar eşliğinde uğurlandılar, kopuş tamamlanmıştı. Petrograd’a dönüşünde “Beyaz General Kozlovskiy” masalını uyduran muhtemelen Kalinin’di. Böylece, daha ilk andan itibaren, henüz çatışmayı dindirmek kolayken, Bolşevik önderler yalnızca güç kullanmak istediler. Ve bilahare, Kronştadt tarafından Sovyet’e ve Petrograd halkına anlaşmazlık konusunda onları bilgilendirmek maksadıyla gönderilen bütün heyetin Çeka hapishanelerinde olduğunu öğrendik. 

Emma Goldman, Alexandre Berkman[7] ve ABD Rus İşçiler Birliği’nin genç sekreteri Perkus gibi yeni gelen Amerikalı anarşistlerle her akşam yaptığım görüşmeler sırasında bir arabuluculuk fikri doğmuştu. Partideki yoldaşlarımdan bazılarına bundan söz ettim. Bana şu cevabı verdiler: “Bu bir işe yaramaz. Ve biz de, sen de, parti disipliniyle bağlıyız.” Öfkelendim: “Partiden çıkılabilir de!” Bana soğuk ve üzgün biçimde şu cevabı verdiler: “Bir Bolşevik partisini terk etmez. Ya sen, nereye gideceksin ki? Ne de olsa biz tekiz.” Anarşist arabulucular grubu kayınpederim Aleksandr Rusakov’un evinde toplanıyordu. Ben o toplantıya katılmadım, çünkü Kronştadt Sovyeti nezdindeki nüfuzlarından dolayı sadece anarşistlerin bu inisyatifi alacağı ve Sovyet hükümeti karşısında sadece Amerikalı anarşistlerin sorumluluğu alacağı kararlaştırılmıştı. Zinovyev tarafından çok iyi karşılanan Emma Goldman ve Alexandre Berkman uluslararası proletaryanın hâlâ önemli bir kesimi adına yetki sahibi olarak konuşabilirlerdi. Arabuluculukları tamamen başarısız oldu. Buna mukabil, Zinovyev onlara özel vagonla bütün Rusya’yı dolaşabilmeleri için her türlü kolaylığı teklif etti. “Kendiniz görün, anlayacaksınız…” Rus “arabulucular”ın çoğunluğu tutuklandı, ben hariç. Bu müsamahayı Zinovyev’in, Zorin’in ve diğer birkaç kişinin sempatisine; ve Fransız işçi hareketi militanı sıfatıma borçluydum. 

Emma Goldman ve Alexandre Berkman, 1917

Neden Bolşeviklerin Tarafında Kaldık

Birçok tereddüt ve ifadesi zor tedirginlikle komünist dostlarım ile ben en nihayetinde parti tarafında kalmıştık. Bakın neden. Kronştadt haklıydı. Kronştadt yeni bir özgürleştirici devrime, halk demokrasisi devrimine başlıyordu. Çocukça yanılsamalar içindeki kimi anarşistler “III. Devrim!” diyorlardı. Oysa ülke tamamen tükenmiş, üretim neredeyse durmuş, hiçbir türlü rezerv kalmamış, hatta kitlelerin ruhundaki sinir rezervleri bile erimişti. Eski rejimle mücadele içinde oluşmuş proletaryanın elit kesimi kelimenin tam anlamıyla biçilmişti. İktidara yakın olma gayreti içindekilerin akınıyla şişmiş olan parti pek güven telkin etmiyordu. Başka partilerden de ayakta ancak kapasitesi müphem küçük kadrolar kalmıştı. Birkaç hafta içinde toparlanabilirlerdi belki, ama binlerce hırçını, hoşnutsuzu, öfkeliyi içeri almak kaydıyla, yoksa 1917’deki gibi genç devrimin coşkulu insanlarını değil. Sovyet demokrasisinin atılganlığa, beyne, örgütlenmeye ihtiyacı vardı, ama arkasında sadece aç ve ümitsiz kitleler vardı. 

Popüler karşıdevrim özgürce seçilmiş Sovyetlerin taleplerini “komünistsiz Sovyetler” talebi şeklinde tercüme ediyordu. Eğer Bolşevik diktatörlük düşerse, bu kısa vadede kaos, kaos aracılığıyla da köylü ayaklanması, komünist katliamı, göçmenlerin dönüşü ve nihayetinde de olayların zoruyla bir başka diktatörlük, proleter-karşıtı diktatörlük demek olurdu. Stockholm ve Tallin’den gelen haberler göçmenlerin de aynı beklentiler içinde olduklarını gösteriyordu. Aynı zamanda bu haberler önderlerin ne pahasına olursa olsun Kronştadt’ın hızla bastırılması isteklerini de teyit ediyordu. Soyut bir muhakeme değildi bu. Sadece Avrupa Rusya’sında bir elli kadar köylü isyanı yuvası bulunduğunu biliyorduk. Moskova’nın güneyinde, Sovyet rejiminin lağvedildiğini ve Kurucu Meclis’in ihdas edildiğini ilan eden sağ Sosyalist-Devrimci öğretmen Antonov[8] Tambov vilayetinde on binlerce köylüyle mükemmel biçimde organize olmuş bir orduya sahipti. Beyazlarla müzakereler yürütüyordu. (Tuhaçevskiy bu Vendée’yi 1921 yılının ortalarına doğru bastırdı.) Bu koşullarda, parti geri çekilecek, ekonomik rejimin tahammül edilemez olduğunu kabul edecek, ama iktidarı bırakmayacaktı. Şöyle yazmıştım: “Hatalarına ve suistimallerine rağmen, Bolşevik Partisi şu sırada, her şeye rağmen, güven duymak gereken en büyük organize, akıllı ve emin olunacak güçtür. Devrimin başka dayanak noktası yoktur ve baştan aşağı yenilenmeye müsait değildir.” 

En Feci Kardeş Katli

Politbüro Kronştadt’la önce müzakere etmeye, sonra ona ültimatom [9] yollamaya ve son olarak da kaleye ve donanmanın buza saplanıp kalmış zırhlılarına baskın yapmaya karar verdi. Doğrusunu söylemek gerekirse, müzakere olmadı. Lenin ve Troçki imzalı isyan ettirici bir tonda hazırlanmış bir ultimatom ilan edilmişti: “Teslim olun ya da tavşanlar gibi taranırsınız.” Troçki Petrograd’a gelmedi bile, sadece Politbüro’daki müdahalesiyle yetindi. 

Ortak zaferin ertesinde anarşistler yasadışına itilirken Çeka da sonbahar sonu veya kış başında Menşevik Sosyal-Demokratları[10] –resmî bir metinde çok ürkütücü bir şekilde “düşmanla kumpas kurmak, demiryollarına sabotaj düzenlemekle” ve bu tür iğrenç yalanlarla suçlanan– yasadışına itiyordu. Önderlerin bile yüzleri kızarıyordu; omuz silkiyorlardı: “Çeka’nın taşkınlığı!” Ama bir şeyi düzeltmiyorlar ve kendilerini Menşeviklere yönelik tutuklama olmayacak, her şey yoluna girecek vaadiyle sınırlıyorlardı. Menşevizmin liderleri Fyodor Dan ve Abramoviç Petrograd’da tutuklandılar. Eğer hafızam bana oyun oynamıyorsa o sırada kızıl saçlı, sert ve kaba bir işçi olan Semyonov tarafından yönetilen Çeka onları genel grevin tertip edicileri olarak gördüğünden kurşuna dizdirmek istiyordu; bu büyük ihtimalle yanlıştı, grev büyük oranda kendiliğindendi. Semyonov’la kısa bir süre donmuş hücrelerde kötü muamele görmüş iki öğrenci kızla ilgili bir ihtilaf yaşamıştım. Gorki’den yardım istemiştim. O da o sırada Menşevik liderlerin kurtarılması için Lenin nezdinde girişimlerde bulunuyordu. Lenin’e haber iletildikten sonra kurtuldular. Ama geceler boyunca onlar için tir tir titredik. 

Mart başında, Kızıl Ordu buz üzerinde Kronştadt’a karşı bir taarruz başlattı. Gemi ve kalelerdeki toplar beyaz kefenlerini giymiş saldırganlara ateş açtı. Devasa buzlar tersyüz oldu ve üzerlerindeki insan cesetleri kara dalgalarla sürüklenip gitti. En feci kardeş katli başlamıştı. 

28 Şubat 1921’de alınan 15 maddelik karar

Lenin: “Thermidor’u Kendimiz Yapacağız”

Bu sırada Moskova’da toplanan partinin X. Kongresi, Lenin’in önergesi üzerine, müsadere rejimini, yani “savaş komünizmi”ni kaldırıyor ve Yeni Ekonomi Politikası’nı ilan ediyordu; Kronştadt’ın bütün ekonomik talepleri yerine getirilmiş oluyordu! Kongre bu arada muhalefete de zorluklar çıkarıyordu. İşçi Muhalefeti, anarşizmle uzaktan yakından ilişkisi olmasa da, “partiyle uyuşmaz anarko-sendikalist sapma” olarak nitelenmişti. Kongre Kronştadt’a karşı savaş için üyelerini –ve aralarında birçok muhalif de vardı– seferber etti! Eski Kronştadt bahriyelisi aşırı-solcu Dıbenko ile “Demokratik Merkeziyetçilik” lideri, yazar ve asker Bubnov da içlerinde hak verdikleri asilere karşı buz üstünde savaş vermeye gelmişlerdi. Tuhaçevskiy nihaî taarruzu hazırlıyordu. Bu kara günlerde Lenin arkadaşlarımdan birine aynen şöyle demişti: “Thermidor bu. Ama bizi giyotine sokmalarına izin vermeyeceğiz. Thermidor’u kendimiz yapacağız!” 

Bildiğim kadarıyla, kimsenin bahsetmediği Oranienbaum hadisesi Kronştadt’ı devrimci bahriyelilerin istemedikleri bir zaferin iki parmak yakınına getirmişti. Bunu görgü tanıklarından biliyordum. Petrograd Komitesi sekreteri, koca sarışın Viking, Sergey Zorin piyade komutanlarından birinin aldığı önlemlerden mantıklı bir sebebi olmayan hareketlenmelerin meydana geldiğini gözlemlemişti. İki gün içinde bir komplo olduğu kanaatine varıldı. Kronştadt’la dayanışmaya hazır bütün bir alay dönüş yapacak ve orduyu isyana çağıracaktı. Zorin derhal onu güvenilir kişilerle güçlendirdi, devriyelerin ve nöbetçilerin sayısını ikiye katladı, alayın komutanını tutukladı. İmparatorluk ordusunun eski bir subayı olan bu komutan bayağı bir açık sözlüydü: “Yıllardır bu anı bekliyordum. Sizlerden nefret ediyorum, Rusya’nın katilleri. Ben oyunu kaybettim, hayatın benim için bir anlamı kalmadı artık.” Kurşun yağmuruna tutuldu epey bir başkalarıyla birlikte. Polonya cephesinden çağrılan bir alaydı. 

Ruh ve Beden Olarak Devrime Bağlılardı

Buzlar erimeden bu işin bitmesi gerekiyordu. 17 Mart’ta Tuhaçevskiy tarafından başlatılan nihaî taarruz buz üstünde yaman bir zaferle son buldu. Doğru düzgün subayı olmayan Kronştadt bahriyelileri toplarını (aralarında Kozlovskiy diye bir eski subay vardı, ama yaptığı aman aman bir şey yoktu ve hiçbir otoriteye sahip değildi) nasıl kullanacağını bilmiyordu. Asilerin bir kısmı Finlandiya’ya kaçtı. Diğerleri kendilerini azimle kale kale, sokak sokak savundular. “Yaşasın Dünya Devrimi!”, “Yaşasın Komünist Enternasyonal” haykırışlarıyla kurşunlara hedef olup düşüyorlardı. Yüzlerce mahpus Petrograd’a getirildi ve birkaç aydan sonra kendilerini budalaca, canice parti parti kurşuna dizen Çeka’ya teslim edildi. Bu yenilmiş insanlar ruh ve beden olarak devrime bağlılardı, Rus halkının acısını ve arzusunu dile getirmişlerdi, Yeni Ekonomi Politikası onları haklı çıkarıyordu. Bu uzun boylu katliama yol veren Dzerjinski’ydi. 

Asi Kronştadt’ın liderleri dünün saftan ayrılmış bilinmeyenleriydi. Bunlardan biri olan Petriçenko Finlandiya’ya sığınmıştı. Bir diğeri, Perepelkin, bir zamanlar aralarında Lenin ve Troçki’nin de bulunduğu onca devrimcinin geçtiği Şpalernaya sokağındaki eski tutukevinde ziyaret edeceğim arkadaşlarla birlikte hapiste bulunuyordu. Sonsuza dek yok olup gitmeden önce, Perepelkin bize olayların hikâyesini anlatmıştı.[11]

Kasvetli 18 Mart! Sabah gazeteleri Paris Komünü’nün proleter yıldönümünü kutlayan manşetlerle çıkmıştı. Ve Kronştadt üzerinde patlayan top kulakları sağır edercesine camları titretiyordu. Smolny’ın büroları üzerinde kötü bir cin hüküm sürüyordu. En yakınlar haricinde, insanlar birbirleriyle konuşmaktan çekiniyordu ve söylenen şeyler de acı şeylerdi. Hiçbir zaman Neva’nın o engin manzarası bana bu denli soluk ve kasvetli görünmemişti. Muhteşem bir tarihsel rastlantı eseri, bu aynı 18 Mart’ta, Berlin’de bir komünist ayaklanma başarısızlığa uğruyordu.[12]

1917’nin Büyük Fikirleri Ölmüştü

Kronştadt partide bir çöküntü ve kuşku dönemi başlattı. Moskova’da, iç savaşta kendini göstermiş bir Bolşevik olan Panyuşkin bir “Sovyet Partisi” kurmak için gösterişli bir şekilde partiden ayrılıyordu. Bir işçi sokağında kulüp açtı. Bir süre hoşgörü gösterildi kendisine, sonra tutuklandı. Yoldaşlar gelip bulundukları lojmandan atılan karısı ve çocuğu için devreye girmemi istediler; şimdi bir koridorda kalıyorlardı. Faydası dokunan bir şey yapamadım. Bir başka eski Bolşevik, işçi, 1905’te yukarı Volga’da isyancı, Lenin’e şahsen bağlı Myasnikov “anarşistlerden monarşistlere kadar, herkes için” basın özgürlüğü istiyordu. Çok geçmeden Ermenistan’da Erivan’a sürülecek, oradan Türkiye’ye geçecekti. Yirmi yıl kadar sonra onunla Paris’te karşılaştım. 

“Totalitarizm” kelimesi daha ortada yoktu. Biz bilincine varmadan, olay kendini bize sert bir şekilde dayatıyordu. Ben farkında olan eli kolu bağlı azınlıktandım. Savaş komünizmi üzerine olan fikirlerini revize eden parti önderleri ve militanlarının çoğu onu savaş döneminde Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de kurulan ve “savaş kapitalizmi” olarak adlandırılan merkezîleşmiş rejimlere benzer bir ekonomik önlem gibi görmeye başlamışlardı. Bir kere barış sağlanınca, kimsenin henüz net bir fikir sahibi olmadığı bir tür sovyet demokrasisine ulaşılacaktı. Bolşevik Partisine köylü kitlelerini, orduyu, işçi sınıfını ve Marksist entelijansiyayı harekete geçirme imkânı veren 1917’nin büyük fikirleri kuşkusuz ölmüştü. On bin oyla desteklenen her bir grubun masrafları topluluğa ait olmak üzere kendi organını çıkarabileceği bir basın özgürlüğü önermiyor muydu Lenin? Sovyetlerin içinde partiden partiye iktidarın geçmesinin kavgasız gürültüsüz gerçekleşebileceğini yazmıştı. Doktrini “halktan ayrı memuru veya polisi olmayan”, emekçilerin seçilmiş konseyleri eliyle iktidarı doğrudan doğruya uygulayacakları ve bir milis sistemi sayesinde düzeni bizzat sağlayacakları eski burjuva devletlerden tamamen farklı bir devlet öngörüyordu. İktidar tekeli, Çeka ve Kızıl Ordu hayal edilen “Komün-Devlet”ten geriye yalnızca teorik bir mit bırakıyorlardı. Savaş, karşıdevrime karşı iç savunma, bürokratik bir iaşe aygıtı yaratan açlık sovyet demokrasisini öldürmüştü. Nasıl doğacaktı yeniden? Ne zaman? Parti iktidarı bir parça bile bırakmanın gericiliğe avantaj sağlayacağı haklı duygusuyla yaşıyordu. 

Proleter Jakobenizm Otoriter Mizaçları Seçer

Bu tarihsel etmenlere önemli psikolojik etmenleri de eklemek yerinde olur. Marksizm çağlara göre birçok kez değişikliğe uğramıştır. Kapitalist toplum doruğuna yaklaştıkça o da bilimden, burjuva felsefesinden ve proletaryanın devrimci özlemlerinden yeniden doğar. Ürünü olduğu bu toplumun doğal varisi olarak sunar kendini. Nasıl ki endüstriyel kapitalist toplum hayatın bütün veçhelerini keyfine göre ona uydurarak bütün dünyayı kucaklama eğilimindedir, XX. yüzyıl başındaki Marksizm de her şeyi yeniden ele almayı, mülkiyet rejiminden, iş örgütlenmesinden ve kıtaların haritasından (sınırların kaldırılması yoluyla) insanın iç dünyasına (bilimsel ve din-karşıtı eğitim yoluyla) kadar her şeyi dönüştürmeyi hedefler. Total [topyekûn] bir dönüşüm iddiasıyla, kelimenin etimolojik anlamında totaliterdir. En büyük Marksist parti, 1880 ile 1920 yılları arasındaki Alman Sosyal-Demokrat Partisi bir devlet modeli üzerinde bürokratik olarak örgütlenmiştir, burjuva devletinin bağrında iktidarı fethetmeye çalışır, devlet sosyalizmini düşünür. Bolşevik düşünce ise gerçeğin ele geçirilmesi duygusundan esinlenir. Lenin’in, Buharin’in, Troçki’nin, Preobrajenskiy’in gözünde, materyalist diyalektik aynı anda hem insan düşüncesinin yasası hem de doğanın ve toplumların gelişmesinin yasasıdır. Parti gerçeği elinde tutar; kendisininkinden farklı her düşünce zararlı ve gerici bir hatadır. Yüce bir görevi olduğuna dair mutlak inancı ona şaşırtıcı bir moral enerji ve aynı zamanda müsamahası olmayan bir anlayış sağlar. “Proleter jakobenizm”, önyargısızlığıyla, düşünce ve eylem disipliniyle eski rejimin, yani despotizme karşı mücadelenin ortaya çıkardığı kadroların psikolojisine gelip eklenir; otoriter mizaçları seçer. Devrimin zaferi, nihayet, sürekli olarak yenilen ve ezilen kitlelerin aşağılık kompleksini onlarda yeni despotik kurumları onlara aktaran bir toplumsal rövanş düşüncesi yaratarak iyileştirir. Kendinden geçmiş gibi komuta uygulayan, artık kendilerinin iktidar olduğunu hissettirmekten haz duyan evvelki günün bahriyelilerini ve işçilerini görmüştüm! 

Totalitarizm İçimizdeydi

Büyük hatiplerin kendileri de, bu sebeplerden dolayı, diyalektiğin kendilerine sözlü olarak, yani bazen demagojik biçimde çözmelerine izin verdiği içinden çıkılmaz çelişkilerle çırpınmaktadırlar. Yüz kez, Lenin demokrasinin övgüsünü yapmış ve proletarya diktatörlüğünün “mülksüzleştirilen eski mülk sahiplerine karşı” bir diktatörlük ve aynı anda da “en geniş emekçi demokrasisi” olduğunu vurgulamıştır. Buna inanıyor, bunu istiyordu. Fabrikalara gidip açıklamalar yapıyor, işçilerin acımasız eleştirisine cevap vermek istiyordu. İnsan yetersizliğinden duyduğu endişeyle, 1918’de proleter diktatörlüğünün hiç de kişisel diktatörlükle uyumsuz olmadığını yazmıştı. Eski dostu ve yoldaşı Bogdanov’u[13] hapse attırmıştı, çünkü kendisine can sıkıcı itirazlarda bulunuyordu; Menşevikleri[14] yasadışına itmişti, çünkü bu “küçük-burjuva” sosyalistler esef verici şekilde hatalıydılar. Anarşist partizan Mahno’yu sevecenlikle kabul ediyor ve ona Marksizmin haklı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor, ama anarşizmi yasadışı ilan ettiriyordu. İnananlara barış sözü ve Kiliseleri gözetme emri veriyor; ama “din halkın afyonudur” demeye de devam ediyordu. Sınıfsız ve özgür insanların toplumuna doğru ilerliyorduk, ama parti hemen her yerde “emekçilerin hükümdarlığı son bulmayacak” diyordu. Öyleyse kimin üzerinde hüküm süreceklerdi? Ve hüküm sürmek ne anlama geliyordu? Totalitarizm içimizdeydi. 

Çeviri: Bülent Tanatar


[1] Paul Avrich, Kronstadt 1921, çeviri: Gün Zileli, Versus yayınları, 2006, s.6.

[2] Victor Serge, Bir Devrimcinin Hatıraları 1905-1945, Çeviri: Bülent Tanatar, Yazın Yayıncılık, 2018, ss. 141-151. Ara başlıklar İmdat Freni tarafından eklenmiştir.

[3] General A.N. Kozlovskiy’in rolü hakkında bkz. Paul Avrich, La tragédie de Cronstadt, 1921, Paris, Le Seuil, 1975. Kendisi kaçabildi, ama karısı ve iki oğlu “önce rehin alındı sonra da bir toplama kampına gönderildi. Sadece 11 yaşındaki kızına ilişilmedi.” Avrich haricinde, bkz Ida Mett, La Commune de Cronstadt. 1921, Paris, René Lefeuvre, Cahiers Spartacus, 1948; Skirda, Kronstadt 1921, a.g.y. 

[4] Kronştadt’ın 15 noktadan oluşan siyasal yasası (şartı) 28 Şubat 1921’de Petropavlovsk zırhlısının güvertesinde Petrograd’dan
öfke içinde dönmüş ve grevcilerle dayanışma içindeki delegelerce kaleme alınmıştı: krş. Avrich, La tragédie de Cronstadt, a.g.y., 74-76 ve Alexander Berkman, Le mythe bolchevik. Journal 1920-1922, Quimper, La Digitale, 1996, s. 264-265. Kronştadt’ın talepleri üzerine: krş. La Commune de Cronstadt (İzvestiya Kronştadta’ların tam tercümelerini içeren belgeler toplamı), Paris, Bélibaste, 1969. 

[5] Sergey Zorin (1890-1937) Stalinci “Büyük Terör” sırasında yok olacaktı. 

[6] Grevler Şubat 1921’de cereyan etti. 

[7] Emma Goldman (1869-1940) ve Alexandre Berkman (1870-1936), ABD’de çok aktif olan Rus Yahudisi kökenli militanlar olup
1919’da yurt dışına atılınca 1920’de Rusya’ya gelmiş, ama oradan da hayal kırıklığı içinde ayrılmışlardı. Krş. Emma Goldman, My Disillusionment in Russia, New York, Doubleday, Page & Cie, 1923 (Londra, C.W. Daniel Co., 1925);) Berkman, Le mythe bolchevik, a.g.y. Krş. Şubat 1938’de Joseph Vanzler’in (nam-ı diğer Wright) bu konuda yaptığı ne Amerikalı ve Rus anarşistleri ne Sosyalist- devrimcileri ne de Menşevikleri esirgeyen eleştirel incelemesi: “La vérité sur Cronstadt”. Emma Goldman ile Alexandre Berkman’ın metinleri Alexandre Skirda’nın yayına hazırladığı şu derlemede bulunmakta: Les anarchistes dans la Révolution russe, Paris, Tête de feuilles,ü 1973. 

[8] Aleksandr Stanislasoviç Antonov (1882-1922) tarafından körüklenmen Tambov ayaklanması 1920 yazında patlak verdi ve ancak Haziran 1921’de dizginlenebildi. 

[9] Avrich (La tragédie de Cronstadt, a.g.y, s. 141-142) alelacele Batı Sibirya’dan gelen Troçki’nin Petrograd’a 4 veya 5 Martta ulaştığını, buarada Kızıl Ordu başkomutanı S.S. Kamenev’le ve Petrograd’daki, 7. Ordunun komutanı M.N. Tuhaçevskiy’le ortaklaşa imzalandığı bir ultimatom yayınlattığını yazar. Serge burada aynı gün Petrograd Savunma Komitesi’nin yayınladığı ve Kronştadt üzerinde uçakla attığı bildiriyle karıştırıyor. Bildirinin sonuç bölümü şöyleydi: “[Eğer] direnirseniz, keklik gibi vurulursunuz.” Alınan önlemlerle hemfikir olmakla birlikte Troçki 1938 tarihli “Beaucoup de bruit autour de Kronstadt” ile “Encore sur la répression de Kronstadt” adlı makalelerinde (Œuvres, cilt 18, Paris, EDI, 1984) sorumluluğu S.S. Kamenev üzerine atar ve o sırada orada olduğunu reddeder… Belgelere dayanan anarşist Alexandre Skirda da onu yalancılıkla ve kötü niyetli olmakla suçlar: “Le “cas” Trotsky”, Kronstadt 1921, a.g.y, s. 82-91 içinde. 

[10] Menşevik-karşıtı önlemler bilhassa 1921’in ilk çeyreğinde söz konusuydu. Şubatta tutuklanan ve bir yıl sonra serbest bırakılan Martov’un ve Rafail R. Abramoviç’in (1879-1963) halefi, Dan diye bilinen Fyodor Gurviç (1871-1947) sürgünden ziyade gurbeti seçti. 

[11] Petropavlovsk gemisinde iaşe subayı olan S. Petriçenko (1892-1946?) 1945’e dek sığındığı Finlandiya’da bu görevde kaldı (Bolşevik yanlısı faaliyetinden dolayı ihraç edildi). Rusya’ya iade edildi, tutuklandı ve çok geçmeden kampta öldü. Sevastopol gemisinde elektrikçi olarak çalışan Perepelkin 20 Martta yargılandı, ölüme mahkûm edildi ve idam edildi. 

[12] 1921’deki “Mart eylemi”nin başarısızlığının üzerine atıldığı Béla Kun Alman Komünist Partisi başkanı Brandler’i emekçilerin silahlanmaya çağrılması konusunda ikna etti, ama mücadele ruhu ve grevler genelleşemediğinden sonuç başarısız oldu. 

[13] Aleksandr Aleksandroviç Malinovskiy, Bogdanov diye bilinir (1873-1928), hekim, parlak entelektüel, Lunaçarskiy’in dostu ve kayınbiraderi, 1904-1907 arasında Bolşevik liderlik için Lenin’in başlıca rakibi. Materyalizm ve Ampriyokritisizm (1928’de Serge tarafından tercüme edildi) kitabında Lenin’in saldırısına uğradı, 1922-1923’te İşçi Gerçeği adlı muhalefet grubunu kurdu ve bu sebeple tutuklandı, ama sonra serbest bırakıldı. 

[14] 14 Haziran 1918 tarihli kararname Sosyalist-Devrimciler gibi onları da yasadışına itti. 30 Kasım 1918’de kararname geri alınsa da hiçbir şey değişmedi: tutuklamalar, davalar, vs.