İmdat Freni

Meksika: “Z Kuşağı” ve Aşırı Sağın Yükselişi – José Luis Hernández Ayala

Meksika sağı, oligarşik kesimlerin desteğini alarak ve Donald Trump tarafından açıkça alkışlanarak, toplumsal hoşnutsuzluğa yaslanıp Claudia Sheinbaum hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Seferberlik kapasitesi sınırlı kalsa da tehlike gerçektir. Buna karşı tek etkili olabilecek engeller, toplumsal dönüşüm projesinin derinleştirilmesi ve faşist tehditle yüzleşebilecek özerk bir toplumsal hareketin inşa edilmesidir.

Ulusal ve uluslararası medyanın, 15 Kasım’da “Z kuşağı”nın Claudia Sheinbaum Pardo’nun ilerici hükümetine karşı düzenlediği mobilizasyonun sözde istikrarsızlaştırıcı etkisine dair büyük beklentiler beslemesine rağmen, sonuç, bu girişimin destekçileri açısından açıkça hayal kırıklığı yaratmıştır. Ülke genelinde toplanan 80 ila 90 bin göstericinin ancak üçte biri gençlerden oluşuyordu; bu oran, aynı sağ ve aşırı sağ muhalefet partileri tarafından örgütlenen diğer yürüyüşlerdeki oranla benzerdir. Bu partiler, seferberliklerinin gerekçesi olarak güvenlik krizini öne sürmektedir; oysa bu krizin derinleşmesinden bizzat kendileri sorumludur.

Organizatörler, Nepal’de yolsuz ve son derece popülerliğini yitirmiş bir hükümeti devirmeyi başaran on binlerce gencin mobilizasyonunu yeniden yaratmaya çalıştılar.

Doğrudur ki, Michoacán’ın ikinci büyük kenti Uruapan’ın belediye başkanı Carlos Manzo’nun Jalisco Nueva Generación karteli tarafından öldürülmesi, özellikle kendisini bu kuşağa ait hisseden gençler arasında ülke çapında güçlü bir hoşnutsuzluk yarattı. Ancak bu öfke, sağ partiler tarafından hızla araçsallaştırıldı; açıkça darbeci bir mobilizasyonun itici gücü hâline getirilmek istendi ve hedef Ulusal Saray’ı ele geçirmekti. Bu manevra sonunda başarısız oldu: çağrıyı reddeden ve muhalefetin manipülasyonundan açıkça uzaklaşanlar yine bu gençler oldu.

Aşırı Sağcı Oligarkların Saldırısı

Mobilizasyonu harekete geçiren güçler, açıkça tanımlanabilir oligarşik ve muhafazakâr kesimlerden geliyordu. Bunların başında, devletle yaşadığı vergi ihtilafları ve söylemi giderek Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei gibi figürlerin neofaşizmine yaklaşan Televisión Azteca’nın sahibi iş insanı Ricardo Salinas Pliego geliyor. Buna, Cristero Savaşı’nın yüzüncü yılını anmaya hazırlanan Katolik üst ruhban sınıfı ile Kurumsal Devrimci Parti PRI ve Milli Eylem Partisi PAN’ın tarihsel yöneticileri de ekleniyor; bu partilerin parlamenterleri, Claudia Sheinbaum hükümetini “komünist” olarak yaftalayan ve Manzo’nun öldürülmesinden sorumlu tutan, temelsiz suçlamalar ve nefret söylemleri yaydılar. Gazeteciler ve bazı entelektüeller de, kanıt sunmaksızın hükümetin sözde bir “otoriter sapma” içinde olduğunu ileri sürerek bu kampanyaya katıldı.

Bu sahte çıkarların oluşturduğu zehirli karışım, sağcı mobilizasyonun yenilikçi özelliklerini açıklamaya yardımcı oluyor. Öncekilerin aksine —ki bunlar kendilerini ince bir “demokratik” örtüyle kamufle etmeye çalışıyordu (beyaz yürüyüş, pembe dalga, Federal Seçim Enstitüsü’nün savunusu vb.)— bu protesto açıkça darbeci bir nitelik kazandı. Meksika’ya ABD’nin silahlı müdahalesi ve silahlı kuvvetlerin öncülüğünde bir darbe çağrıları açıkça dolaşıma sokuldu. Ulusal Saray’ı koruyan bariyerleri devirmek üzere, açıkça koordineli şiddet eylemleri kayda geçti. Misojinist, homofobik, antisemitik, cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler yaygınlaştı; Nazi sembolleri taşıyan tişörtler de görüldü.

Bu bağlamda ABD Başkanı Donald Trump’ın mobilizasyondan memnuniyet duyması ve sonrasında uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle Meksika’ya olası bir müdahaleyi dışlamaması tesadüf değildir. Amerikan emperyalizminin eli, yeni faşist canavarın beşiğini sallamaktadır.

15 Kasım’daki gösteri mütevazı olsa ve esas olarak radikalleşmiş bir sağın çaresizliğini yansıtsa da, önemi küçümsenmemelidir. Son günlerde, ulaştırma emekçilerinin ve su savunucularının kitlesel grevlerine tanık olundu; bu eylemlerde, kamusal taşımada güvenliğin artırılması ve suyun büyük çokuluslu şirketlerin elinde yoğunlaşmasının engellenmesi gibi meşru talepler ile hükümeti istikrarsızlaştırmayı amaçlayan sağcı liderlerin manipülasyonu iç içe geçti. Bu tablo, bazı yönleriyle, 1973’te Salvador Allende’ye karşı darbe öncesinde Şili sağının kullandığı taktikleri hatırlatmaktadır.

Güvensizlik sorunu

Claudia Sheinbaum’un görev süresi boyunca çeşitli suç örgütlerine ağır darbeler vurulmuş olsa da sorun devam etmektedir; hatta bazı bölgelerde daha da yayılmaktadır. Uyuşturucu ticareti — buna ek olarak haraç, adam kaçırma, şantaj, kadın ticareti, siber suçlar ve kara para aklama — marjinal çetelerin işi değildir. Bu faaliyetler, ülkenin siyasal, ekonomik ve finansal üst katmanlarına derinden entegre olmuş bir sanayiye karşılık gelmektedir. Küresel ölçekteki yükselişi, geniş toplumsal kesimlerde kitlesel işsizliğe yol açan neoliberal ekonomik modelin sahneye çıkışına uzanır. Sanayi üretiminin ülkenin güneyine ya da Asya’ya kaydırılmasının ardından, ABD’nin büyük kentlerinin bir gecede boşaldığını kim unutabilir?

Meksika’da Miguel de la Madrid, Carlos Salinas ve Ernesto Zedillo dönemlerindeki neoliberal politikalar yüz binlerce insanı işsizliğe itti. Hayatta kalabilmek için mağdurların önünde üç seçenek kalmıştı: ABD’ye göç etmek, kayıt dışı ekonomiye katılmak ya da uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı ağlara dâhil olmak. Bu faaliyetleri çevreleyen yasadışılık, yeni suç ağları için verimli bir zemin oluşturdu: özellikle kadınlara yönelik insan ticareti ağları, kaçakçılık ve korsanlık yapıları ve — en kârlı faaliyet olan uyuşturucu ticareti söz konusu olduğunda — siyasal ve ekonomik iktidarla giderek daha fazla iç içe geçen örgütlenmeler.

Abartıya kaçmadan söylenebilir ki, 1980’lerde kartellerin patlayıcı büyümesi, Meksika devletinin ve hatta ABD’nin doğrudan ya da dolaylı koruması olmaksızın mümkün olamazdı. Washington’ın Afganistan ve Nikaragua’daki gizli savaşlarını uyuşturucu ticaretinden elde edilen kaynaklarla finanse ettiği bilinen bir gerçektir. Karteller marjinal çeteler değildir; binlerce çalışanı olan, yerel yönetimlere, üst düzey siyasetçilere, yargıçlara ve askerî komutanlara sızan güç ağlarıyla birlikte işleyen, geniş toprakları kontrol eden çokuluslu şirketler gibi faaliyet gösterirler.

Bu bölgelerde, pek çok gencin suçla geçen yaşamının kısa olacağını ama gösterişli ve savurgan bir hayat tarzıyla telafi edileceğini düşündüğü bir tür “narco kültürü” ortaya çıkmıştır. Bu, aşırı bireycilik üzerine kurulu neoliberal felsefenin en şiddetli uç noktasından başka bir şey değildir.

Bu örgütlerle, onların iktidar ağlarıyla ve onları meşrulaştıran kültürle mücadele uzun soluklu bir görevdir. Finansal istihbaratın güçlendirilmesi, siyasal, yargısal ve askerî elitler içindeki yolsuzluğun ortadan kaldırılması ve suç örgütlerine karşı kararlı bir mücadelenin — kırsal bölgelerde özsavunma yapılarının ve topluluk polislerinin örgütlenmesi dâhil — yanı sıra, temel çözüm daha eşitlikçi, daha adil ve kolektif, dayanışmacı değerlere dayanan bir ekonomik sistemin inşasından geçmektedir. Başka bir deyişle: neoliberalizmi tasfiye etmek ve sosyalist bir alternatif lehine kültürel mücadeleyi yürütmek.

Faşizmle nasıl mücadele edilir?

Meksika’nın aşırı sağın ve faşizmin savunmada kaldığı ender ülkelerden biri olmasının temel nedeni, neoliberalizmle köklü bir kopuş yaşanmamış olsa bile, hükümetin nüfusun çoğunluğunun yaşam düzeyini kalıcı biçimde iyileştirmeyi başarmış olmasıdır. Asgari ücret artışları, sosyal programların genişletilmesi, altyapı yatırımları, taşeronluğun düzenlenmesi, sendikal özgürlükler alanındaki ilerlemeler, enerji egemenliğine dair manevra alanlarının yeniden kazanılması ve büyük sermayedarların vergi ödemekle yükümlü kılınması, “dördüncü dönüşüm” için geniş ve istikrarlı bir toplumsal tabanı güçlendirmiştir.

Ancak bu dönüşüm süreci derinleştirilmez ve yarı yolda bırakılırsa, sağcı kesimlerin yeniden toparlanması için verimli bir zemin yaratacaktır. Hâlâ yerine getirilmesi gereken temel görevler vardır: sözleşmeli ücretlerin alım gücünün yeniden tesis edilmesi, Afores’un (emeklilik fonlarının yatırım sistemi, Ç.N.) ve UMA üzerinden ödeme uygulamasının kaldırılmasıyla dayanışmacı bir emeklilik rejiminin yeniden kurulması (1), kamu güvenliğinin kayda değer biçimde iyileştirilmesi, farklı toplumsal kesimlerin sorunlarına gerçek bir diyalog ve etkili çözümlerle yanıt verilmesi, artan oranlı bir vergi reformunun hayata geçirilmesi ve “gayrimeşru” sayılan kamu borcunun denetlenip ardından iptal edilmesi.

Bu program, hükümetten bağımsız, geniş bir toplumsal hareketin inşası etrafında şekillenmelidir. Böyle bir hareket, bugün istikrarsızlaştırma manevralarıyla kendini dayatmaya çalışan, Ricardo Salinas Pliego gibi figürlerde cisimleşen aşırı sağcı ve faşist oligarşinin oluşturduğu tehdide karşı yüksek bir seferberlik düzeyini sürdürebilmelidir. Aynı zamanda bu hareket, ne sağa ne de mevcut iktidara tabi olmadan, kendi taleplerini bugünkü hükümete karşı da savunabilmelidir.

  • Aralık 2025
  • Unidad de Medida y Actualización (UMA), başta emekli maaşları ve sosyal yardımlar olmak üzere çeşitli ödemelerin endekslenmesinde kullanılan bir hesaplama birimidir. UMA’nın artış hızının asgari ücrete kıyasla daha yavaş olması, emeklilerin alım gücünde bir düşüşe yol açmaktadır.

José Luis Hernández Ayala, Meksika Elektrik İşçileri Sendikası’nın (SME) delegesidir ve Yeni Sendikal Merkez’in (NCT) ulusal yürütmesinde yer almaktadır.

Bu makale ilk olarak Jacobin América Latina tarafından yayımlanmıştır.

Kaynak: Inprecor

Türkçesi İmdat Freni Çeviri Kolektifi

Görsel: Toya Sarno Jordan/Reuters