İmdat Freni

İspanya’nın Yeni Protesto Hareketi Sınıf Siyasetini Merkeze Taşıyor – Paolo Gerbaudo

Madrid’deki Puerta del Sol Meydanı’nın konut hakkı için protesto gösterileri düzenleyenler tarafından işgal edilmesi, 2011’de başlayan kemer sıkma karşıtı isyanı yeniden hatırlattı. Ancak 2011’de Indignados hareketi genel ve popülist bir dil kullanırken, bu yeni hareket sınıf meselesine odaklanan, belirgin biçimde sol bir çizgiye sahip.

On beş yıl bir kuşak için yeterli bir süre değil; ancak görünen o ki bir “siyasal döngü” için doğru süre. İspanya’da aktivistler ve ilerici akademisyenler son yıllarda, Indignados protestolarıyla başlayan, 15-M olarak bilinen (adını protestoların ilk günü olan 15 Mayıs 2011’den alan) ve Podemos’un kuruluşu ve hızlı yükselişiyle devam ederek 2019’da geniş sol koalisyon hükümetinin kurulmasına uzanan siyasal döngünün tükendiğinden sıkça söz ediyorlar.

Bu döngü pek çok sonuç doğurdu ve istikrarlı bir ekonomik büyüme dönemine başkanlık eden, kendisini “ilerici hükümet” olarak tanımlayan bir yönetimin ortaya çıkmasını sağladı. Ancak pek çok mesele çözümsüz kaldı ve İspanyol toplumunda yeni gerilimler ortaya çıktı. Bunlar, kurumsal sola yönelik hoşnutsuzluğu ve hükümet politikalarının sınırlarını daha görünür hale getirdi. Konut meselesi, bunu en açık biçimde ortaya koyan sorun.

Bugün nihayet yeni bir siyasal döngünün başlangıcına tanıklık ediyor olabiliriz: Karl Marx’ın ifadesini uyarlayacak olursak, önceki siyasal döngünün giysilerine bürünen, ancak gerçekte daha radikal bir içerik taşıyan bir döngü. İlginçtir ki, 26-S protestolarının başlangıç noktası (26 Eylül’den, kiracılar sendikası Sindicato de Inquilinas tarafından çağrılan kitlesel protestoların ardından meydanların işgal edilmeye başlandığı ilk günden itibaren) 15-M’nin sembolik buluşma noktasıyla aynı: Madrid’in merkezindeki Puerta del Sol.

Ancak bu seferki mobilizasyon, o tarihsel protesto hareketine yönelik göndermelerle dolu olsa da, bir yatırım fonunun seksen yedi yaşındaki Maricarmen Abascal’ı evinden tahliye etmesiyle tetiklenen hareket, kendisinden önceki hareketten dikkat çekici ölçüde farklıdır. Bu durum, 2011’den bu yana ne kadar yol kat edildiğinin ve hâlâ ne kadar yol alınması gerektiğinin kusursuz bir özeti niteliğindedir. Daha da önemlisi, bugün 29 Kasım için çağrısı yapılmış olan seçimler sırasında ve sonrasında halk hareketlerinin önünde nasıl bir yol uzanabileceğini bize gösteriyor.

Aynı Yer, Farklı Hikâye

Puerta del Sol’da ortaya çıkan yeni kampı ziyaret eden 15-M gazileri için burası hem tam bir déjà vu duygusu yaratıyor hem de belirgin biçimde yabancı geliyor.

İkonik saat kulesinin altında kümelenen derme çatma çadırlar, 2008 finansal krizinin ve ardından uygulanan kemer sıkma politikalarının tetiklediği mobilizasyonu hatırlatıyor. O dönemde bu süreç, Arap Baharı’ndan ilham alan ve Yunanistan, İspanya, Britanya, Amerika Birleşik Devletleri ve başka yerlerde kemer sıkma karşıtı ve demokrasi yanlısı kampların kurulmasına yol açan büyük bir protesto dalgasını tetiklemişti. Aynı mavi branda örtüler, benzer biçimde gelişigüzel bir yerleşim düzeni içinde yine karşımızda. Ancak tabelalar ve pankartlardaki mesajlardan sloganlara ve meclislerde tartışılan konulara kadar pek çok şey, 2011’dekinden çarpıcı biçimde farklı.

Bu farklılık, bugünkü İspanya’nın finansal krizden çıkan İspanya’dan ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Bunu, meydanın kenarlarında toplanan kalabalığın önünde yapılan çok sayıdaki doğaçlama konuşmada açıkça görmek mümkün. Madrid’in işçi sınıfı mahallelerinden birinde faaliyet gösteren bir kiracılar sendikası örgütlenme uzmanı, genç profesyonellerin bölgeye akınıyla tetiklenen soylulaştırma dalgasının ortasında tahliyelere karşı verilen zorlu mücadeleyi anlatıyor. Bu genç profesyoneller de Madrid’in merkezinde yükselen fiyatlardan kaçarak bu bölgelere geliyor. Sendikacı, kısa süre önce benzer bir tahliyenin bölge sakinlerinin güçlü mobilizasyonu sayesinde engellendiğini aktarıyor ve bu deneyimlerden çıkarılması gereken dersi özetleyerek ekliyor: İhtiyacımız olan şey “işçi sınıfının örgütlenmesi.” Arka plandaki büyük bir pankartta, spekülasyona verilecek tek yanıtın işgal olduğu yazıyor (okupa hareketinin “k” harfiyle). Konuşma, kalabalığın sloganlarıyla iç içe geçiyor: “Yaşasın işçi sınıfının mücadelesi”, “Polis olsaydım kendimden utanırdım”, “İşte antifaşistler burada.”

Kampın her yanında Confederación Nacional del Trabajo (CNT) gibi örgütlü sol grupların pankartlarını, anarşizmin çember içine alınmış “A” sembolünü, radikal solcu Coordinadora Juvenil Socialista’nın flamalarını, Filistin ve İspanya Cumhuriyeti bayraklarını görüyoruz. Çadırların arasındaki dar geçitlere ise Mihail Bakunin ve Rosa Luxemburg gibi isimler verilmiş. Geleneksel sol ile kurulan bu açık bağlantı, on beş yıl önce burada görülen manzaradan çok farklı bir sembolik ve siyasi manzara ortaya çıkartıyor.

Lidersiz Hareketten Örgütlü Sınıfa

15-M protestoları içgüdüsel olarak popülistti ya da daha doğru bir ifadeyle, “yurttaşçı”ydı. Sınıfsal kökeni ve siyasi görüşleri ne olursa olsun neredeyse her yurttaşı kapsama umudunu taşıyordu. Oysa bu yeni protesto dalgası, geleceğinin elinden alındığı duygusuyla tanımlanan bir işçi sınıfına açıkça referans veriyor. Bu durum özellikle yağmacı bir konut piyasasında kendini gösteriyor. Bu, 15-M gibi demokrasi ve kemer sıkma karşıtlığı etrafında şekillenen bir hareket değil, konut meselesi etrafında şekillenen bir hareket. Turist kalabalıkları ve kısa süreli kiralama platformlarıyla kuşatılmış büyük kentlerde bu, özellikle yakıcı bir sorun. Aynı zamanda, sekiz yıllık merkez sol hükümete rağmen hâlâ yolunda gitmeyen her şeyin bir özeti niteliğinde.

15-M örgütlenme bakımından büyük ölçüde anarşikti. Liderleri ve kurumsallaşmış yapıları reddediyor, buna karşılık birbirinden çok farklı görevleri üstlenen çok sayıda komite ve çalışma grubunun yer aldığı bir meclis demokrasisini benimsiyordu. 26-S ise örgütsel olarak bir kiracılar sendikası etrafında yapılandırılmış durumda. Liderleri, sözcüleri ve son derece koordineli bir stratejisi var. 15-M protestolarında “saygınlık” kaygısı önemliydi. Hareketin fazla radikal veya militan görünmemesine ve mümkün olduğunca sözlü ya da fiziksel çatışmadan kaçınmaya özen gösteriliyordu. Konut protestoları ise bunun tersine, güçlü bir antagonizma tarafından şekilleniyor. Bu antagonizma kimi zaman güvenlik güçlerine karşı açık bir meydan okuma biçimini alıyor ve kötüleşen yaşam koşullarının yarattığı derin bir öfke ve hayal kırıklığından besleniyor.

Belki de en belirgin fark, bunun sola ait olduğunu gizlemeyen bir hareket olması. Kendi tarihinden ve sembollerinden gurur duyuyor. 15-M hareketi ise geleneksel siyasi sembollerden özellikle uzak durmaya çalışıyordu. Çünkü bunların fazla kimlikçi olduğu ve siyasallaşmamış çoğunluğu dışlayabileceği düşünülüyordu.

Elbette 15-M protestolarıyla bugünkü protestolar arasında pek çok süreklilik unsuru da var. Öncelikle her iki hareket de sağcı bir hükümet döneminde değil, sosyalist bir hükümet döneminde ortaya çıktı ve iktidardaki solun yetersizliklerine yönelik hoşnutsuzluk tarafından harekete geçirildi. Ayrıca her ikisi de İspanyol halk hareketlerinin uzun mirasından, 1930’ların İkinci Cumhuriyetine ilişkin hatıralardan ve İspanyol toplumunun iyi bilinen birlikte yaşama ve dayanışma kültüründen besleniyor.

Ancak diğer pek çok açıdan bu hareket, 15-M’nin son derece kapsayıcı ve militanlık karşıtı ruhundan köklü bir kopuş gibi görünüyor.

Bu durum, insanların 2008’de deneyimlediklerinden radikal biçimde farklı koşullara işaret ediyor. Sorun artık kemer sıkma politikaları ve giderek artan işsizlik değil (İspanya şu anda ekonomik bir patlama döneminin ortasında ve istihdamda rekor seviyelere ulaşıyor). Asıl sorun, bazı ilerici hükümet politikalarına rağmen yaşam koşullarının ve konut durumunun daha da kötüleşmiş olması. Üstelik bunun bir nedeni de mevcut ekonomik büyümenin kendisi. Konut fiyatları ve kiralar ölçüsüz biçimde yükseliyor.

Kiracılar artık gelirlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü kira olarak ev sahiplerine ödemek ya da turistlere, varlıklı göçmenlere ve dijital göçebelere yer açmak için büyüdükleri mahallelerden taşınmak zorunda kalıyor.

Başbakan Pedro Sánchez, Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisinde hükümetinin elde ettiği etkileyici makroekonomik performansla elbette övünebilir. Ancak pek çok kişi bu tür bir soldan derin bir hayal kırıklığı duyuyor. İşte bu hareketin ruhu da buradan kaynaklanıyor: sert bir antagonizma ile siyasetçiler üzerinde aralıksız baskı kurma stratejisinin birleşiminden.

Öncekilerden aynı anda daha radikal ve daha az idealist olan bu protestolar artık demokrasiyle değil, iktidarla ilgili. Aynı zamanda, sağlam bir örgütlenme olmadan hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği iddiasını taşıyorlar. Bu durum toplumun diğer kesimlerini rahatsız ediyorsa, varsın etsin!

Umut ve Başarısızlıklar

“İlerici hükümet nerede?” diye soruyordu bir başka slogan. Bu, Sánchez’in koalisyon hükümeti için tercih ettiği ifadeye yönelik ironik bir taşlamaydı. 29 Kasım’da yapılması öngörülen erken seçimler, onun iktidardaki döneminin sonunu pekâlâ getirebilir. Yeni protesto dalgası, büyük ölçüde, önceki siyasal döngünün seçim siyaseti stratejisiyle elde ettiği sonuçlara, çözülemeyen çok sayıdaki soruna ve giderek büyüdüğü görülen yeni toplumsal sorunlara yönelik hoşnutsuzluktan besleniyor.

Bu hoşnutsuzluk, İspanya dışındaki insanlar ve İberya’daki muadilleri kadar şanslı olamamış sol hareketler açısından şaşırtıcı gelebilir. Gerçekten de 15-M siyasal döngüsü, birçok açıdan Batı’daki 2008 sonrası sol mobilizasyonların en etkileyici ve sonuçları en kapsamlı gelişmeler zinciri oldu. Sokaklardan başlayıp yeni bir sol partinin kurulmasına ve bir koalisyon hükümetinin oluşmasına uzandı. Aynı zamanda asgari ücretteki önemli artış gibi görece ilerici sosyal politikaları hayata geçirdi. Ancak görece ilerici bir hükümetin iktidarda olduğu dönemde daha da açık hale gelen şey şu: birçok toplumsal sorun öylesine derinleşmiş durumdaki, Sánchez’in Sosyalist Partisi’nin (PSOE) teknokrat politika yapıcılarının sunduğu ılımlı reform politikaları gerçek bir çözüm olmaktan çok uzak.

Konut politikası, PSOE’nin mevcut güçlerle kopuş yaşamaya ve kararlı biçimde çalışan insanların tarafını tutmaya ne kadar isteksiz olduğunun en açık göstergesi. Kitlesel turizmin geleneksel olarak emlak balonlarıyla el ele gittiği bir ülkede PSOE, büyük yatırım fonlarını ve konut sahiplerini karşısına almaktan duyduğu endişeyi sürdürdü. Hükümetteki en az sevilen bakanlardan biri olan ve kendisinin de birden fazla dairesi bulunan Konut Bakanı Isabel Rodríguez, 2024’te konut krizinin çözümünün ev sahiplerinin gönüllü olarak fiyatları düşük tutmasından geçeceğini öne sürmesi nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı.

Bu arada radikal sol partiler Podemos ve Sumar, büyük ölçüde genç ve kentli tabanlarını doğrudan etkileyen konut meselesine giderek daha fazla ağırlık verirken, hem strateji hem de taktik konusunda sürekli olarak birbirlerinden ayrıştılar.

Sánchez’in protestolara yanıtı iki kararname çıkarmak oldu: Bunlardan biri daha ılımlı, diğeri ise daha radikal önlemler içeriyordu. İlk kararname için sağcı Katalan milliyetçisi Junts partisinin desteğini kazanmayı, ikinci kararnameyle ise sola sembolik bir taviz vermeyi amaçladı. Ancak sonunda Junts ilk kararnameyi de reddetti ve Sánchez’i erken seçim çağrısı yapmak zorunda bıraktı.

29 Kasım’da seçim kararı almak, Sánchez açısından büyük bir kumar. Zira yeniden yükselişe geçen bir lider olarak edindiği itibar ciddi bir sınavdan geçecek. Son kamuoyu yoklamalarına göre sağcı Partido Popular ve Vox partileri yüzde 50’nin üzerinde desteğe sahip. Alternatif sol partiler ise son derece bölünmüş ve hazırlıksız durumda. Bu partiler bir kez daha son dakika bir “ittifak listesi” oluşturmayı deneyecek, bu kez Frente Amplio (Geniş Cephe) adını kullanacaklar. Ancak kendi tabanlarını heyecanlandırmakta zorlanacaklar.

Sánchez, radikal solun oylarının bir bölümünü kendisine çekmeyi umuyor. Ancak sekiz yıllık iktidarı boyunca konut meselesinde neden böylesine kararsız kaldığını açıklamakta zorlanacak. Bunun temel nedenlerinden biri, PSOE’nin kendileri de konut fiyatlarındaki artıştan faydalanmış çok sayıda ev sahibini temsil etmesi. PSOE son yıllarda daha ilerici bir çizgiye yönelmiş olsa da mülkiyetin kutsallığına ve “serbest piyasanın” üstünlüğüne ilişkin neoliberal inançtan kopma noktasından hâlâ çok uzakta.

Dolayısıyla yaklaşan seçimler hem halk hareketleri hem de kurumsal sol açısından önemli bir sınav olacak. Sonuç ne olursa olsun, yeni bir siyasal döngünün başlangıcına benzeyen bir sürece tanıklık ediyoruz: konut meselesinden başlayarak maddi sorunlara ve sınıfsal eşitsizliğe güçlü biçimde odaklanan ve toplumsal adaletsizliğin tek çözümünün sınıf örgütlenmesi, strateji ve ısrar olduğuna dayanan bir süreç.

Bu, 15-M sonrası dönemden ve Podemos yıllarından oldukça farklı bir siyasal anlayış. Ancak çağımızın yeni meydan okumalarına da bir o kadar uygun görünüyor.

Kaynak: https://jacobin.com/2026/10/spain-housing-protests-sanchez-class

Çeviri: İmdat Freni Çeviri Kolektifi