İmdat Freni

İspanya: Maricarmen, Genel Grev ve Gerici Bloğun Seçim Zaferi Tehdidi – Jaime Pastor

“Bugün, kentsel toprak rantı arayışı yoldaşımız Maricarmen’i sonunda ölüme götürmeyi başardı”

Alicia del Río

Maricarmen’in tahliyesine karşı verdiği mücadelede son gününe kadar yanında olan Kiracılar Sendikası’nın sözcülerinden birinin dile getirdiği bu suçlama, onun geçtiğimiz 7 Ekim’de gerçekleşen ölümünün İspanya devleti sınırlarının çok ötesinde, toplumun geniş ve farklı kesimlerinde yarattığı sarsıntıyı son derece çarpıcı biçimde ifade ediyor. Hem akbaba yatırım fonunun hem de siyasi, yargısal ve medyatik gerici blokun Maricarmen’e karşı sergilediği, yalan haberlerle körüklenen acımasızlık ve amansız saldırganlık, hiçbir mazerete yer bırakmayacak biçimde bütün çıplaklığıyla açığa çıktı. 23 Eylül’den bu yana tahliyesine karşı düzenlenen gösterilerde ortaya konan öfke ve infial artık benzeri görülmemiş boyutlara ulaşıyor ve her geçen gün güçlenen bir hareketin sürdürülmesinin haklılığını, buna hâlâ ihtiyaç varsa, daha da pekiştiriyor. Nitekim hareketin simgesi hâline gelen Maricarmen’le dayanışma amacıyla İspanya devletinin dört bir yanında kurulan kamplar ve gerçekleştirilen yeni eylemler de bunu şimdiden gösteriyor. Bütün bu gösterilerde, Sol Meydanı’ndaki kamptan kaleme alınan bir metinde de belirtildiği gibi, “Maricarmen hepimiz için, insanca barınma hakkı mücadelesi ve haklarımızı savunmak üzere örgütlenmeye devam etme çabamız açısından bir simge ve örnek oldu, olmaya da devam edecek. O, önüne geçilemez bir mücadele ateşini tutuşturan fitil oldu.”

Bu acı ve üzücü haber, Pedro Sánchez’in, konut sorunu etrafında patlak veren toplumsal öfkenin sol seçmenleri yeniden harekete geçirmek ve neredeyse bütün kamuoyu yoklamalarının öngördüğü PP-Vox koalisyonunun mutlak çoğunlukla seçimleri kazanması ihtimalini bertaraf etmek için kendisine mümkün olan en elverişli fırsatı sunabileceğine inanarak 29 Kasım’da genel seçim yapılması kararı almasının ardından geldi. Bu gelişme aynı zamanda, Kiracılar Sendikası’nın 11 Kasım tarihi için kararlaştırılmış olan genel grev örgütleme girişimine, gerek ülke çapında gerekse özerk topluluklar düzeyinde faaliyet gösteren sendikaların neredeyse tamamının destek vermesiyle aynı döneme denk geliyor.

Pedro Sánchez’in seçimleri erkene alma yönündeki nihai kararı, Junts’un (Katalonya İçin Birlik; tarihsel lideri Carles Puigdemont olan parti) konutla ilgili ilk kararnameyi reddetmesinin ve genel bütçenin parlamentoda çoğunluğun desteğini almasına yönelik hiçbir umut kalmamasının ardından zaten neredeyse kaçınılmaz hâle gelmişti. Sánchez ayrıca, enflasyonun yükselmeye devam ettiği (şu anda %4,9) ve yargı yoluyla yürütülen tacizlerin sona ermeyeceği göz önüne alındığında, önümüzdeki aylarda bundan daha elverişli bir konjonktürle karşılaşmasının pek mümkün olmayacağını da hesaba katmak zorundaydı: Zapatero davası kapsamında, 17 Haziran 2026’da bu sosyalist lider nüfuz ticareti ve kara para aklama suçlamalarına ilişkin bir soruşturmada Ulusal Mahkeme tarafından “ifadesi alınmak üzere” çağrıldı; eski sosyalist militan Leire Díez ve yakın çevresindeki bazı kişiler ise yargı dosyalarına müdahale ettikleri iddiasıyla yürütülen bir soruşturmanın hedefindeler. Bu nedenle Sánchez, erken seçim kararını açıklarken bir kez daha elit karşıtı söyleme başvurduğu, toplumsal alanda hayata geçirdiği bazı ılımlı önlemlerle ve ekonomik büyümeye ilişkin olumlu verilerle övündüğü bir konuşma yapmayı tercih etti. Oysa bu veriler, işçi sınıfının büyük çoğunluğunun maddi yaşam koşullarındaki kötüleşmeyle —özellikle ücretler, konut ve fiyatlar alanında, sağlık ve eğitimden söz etmeye bile gerek yok— çelişmeye devam ediyor.

Bunun yanı sıra Sánchez, parlamentoda yürürlükten kaldırılmış olan iki kararnameyi[1], bazı değişikliklerle birlikte Bakanlar Kurulunda yeniden kabul etmeyi tercih etti. Böylece en azından ilk kararnamenin bir ay içinde Parlamentonun Daimî Komisyonu tarafından onaylanmasını sağlamayı amaçlıyor. Sánchez bu yolla, konut hakkı hareketinin uyguladığı baskıyı dikkate almaya devam ettiğini göstermeyi ve kendisini PP, Vox, Junts ve UPN (Navarra Halk Birliği) karşısında bu hareketin müttefiki olarak sunmayı hedefliyor.

Bununla birlikte Sánchez’in, Temmuz 2023’te olduğu gibi güçlü bir geri dönüş gerçekleştirmesi o kadar kolay olmayacak. Üstelik bu kez çok daha büyük bir başarı elde etmesi gerekiyor, çünkü başta Vox olmak üzere sağın yükselişini tersine çevirmek pek mümkün görünmüyor. Buna ek olarak, PSOE-Sumar koalisyon hükümetine yönelik hoşnutsuzluk da çok sayıda emekçi arasında önemli ölçüde arttı. Bunun nedeni, hükümetin sekiz yıllık iktidarı boyunca gerek konut alanında gerekse “Mordaza” (Susturma) Yasası’nın [kamu güvenliğini koruma gerekçesiyle çıkarılmış baskıcı yasa] yürürlükten kaldırılması konusunda uyguladığı ya da hayata geçirmeyi başaramadığı çok sayıda politika oldu. [Sumar, 23 Temmuz 2023 seçimleri için Yolanda Díaz liderliğinde kurulmuş “ilerici” bir koalisyondur. Díaz, başbakan yardımcısı ve çalışma bakanıdır.]

PP ve Vox’un erken seçim kararına tepkisi, başlangıçta yaşadıkları şaşkınlığa rağmen gecikmedi. Zira Maricarmen’in evinden tahliye edilmesine kadar, ırkçı kampanyaları ve seçim umutları açısından kendilerine en elverişli zemini Ceuta krizi sunuyordu.[2] Bununla birlikte PP Genel Başkanı Alberto Núñez Feijóo, kendisini “nihayet” geleceğin başbakanı olarak gördüğü için memnuniyetini dile getirdi. Ancak bundan tamamen emin görünmüyor olmalı ki, Trumpçılığın iki sadık vasalı olan Isabel Díaz Ayuso’nun [2019’dan bu yana Madrid Özerk Topluluğu Başkanı, PP] ve Vox’un izinden giderek seçim hilesi tehdidini yeniden gündeme getirdi. Buna karşılık PP liderinin, Sánchezcilik döneminde gerçekleştirilen ilerici nitelikteki her şeyi yürürlükten kaldırma isteğinin, hastalık izinlerine yönelik takıntısının ve “Ya PSOE ya demokrasi” ya da “İspanya PSOE’ye karşı” gibi sloganların ötesinde, somut programatik önerilerden söz ettiği pek duyulmuyor.

Ancak bir kez daha en açık ifadeleri kullanan kişi, 1996 Mayıs’ından 2004 Nisan’ına kadar başbakanlık yapmış olan José María Aznar oldu. Aznar, 29 Kasım seçimlerine tarihsel bir önem atfederek, monarşinin başında bulunduğu 1978 rejiminin geleceğinin tehlikede olduğunu ve bu nedenle söz konusu seçimlerin Demokratik Geçiş sürecinden bu yana yapılan en önemli seçimler olduğunu ileri sürmeye kadar vardı…

Vox’a gelince, ilan ettiği temel siyasi yönelimler —“ulusal öncelik, kuralsızlaştırma ve tersine göç”— iktidara gelmesi hâlinde ne yapacağı konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyor: Irkçı, yoksul düşmanı, erkek egemen, iklim değişikliğini inkâr eden ve aşırı neoliberal bir politika dayatmak. Bu yönelim, kilit önemdeki bir konuda da artık doğrulanmış durumda: 2019’dan bu yana milletvekili olan ve Ceuta’da göçmenlerin avlanması çağrısında bulunan uğursuz José María Figaredo’nun daha önce duyurduğu emeklilik karşı reformu. Dolayısıyla, bugün Almanya ve Brezilya’da da gördüğümüz gibi, gerici enternasyonalin güç kazandığı bir bağlamda bu partilerin iktidara gelmesi hâlinde bizi bekleyen şey, siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda gerçek bir karşı reform dalgasıdır.

Öte yandan erken seçim kararı, ülke çapında PSOE’nin solunda yer alan ve bu partiyle birlikte hükümette görev almış siyasi güçleri kendi aralarındaki bir anlaşmazlığın ortasında yakaladı. Bu anlaşmazlık, artık Frente Amplio (Geniş Cephe) adını alan Sumar koalisyonunun gelecekteki liderinin kim olacağı ve Podemos ile bir anlaşmaya varılıp varılamayacağı etrafında dönüyor. Kamuoyu yoklamalarının da işaret ettiği üzere, bu siyasi akımın potansiyel seçmen tabanı son sekiz yılda önemli ölçüde daraldı. Ayrı ayrı seçime girmeleri hâlinde, bu tabanın PSOE lehine ya da sandığa gitmeme yönünde daha da küçülmesi muhtemel.

Bunların dışında, bölgesel düzeyde egemenlik yanlısı sol güçler bulunuyor: EH Bildu [Bask Ülkesi], BNG [Galiçya Milliyetçi Bloku], ERC [Katalonya Cumhuriyetçi Solu], Compromís [Valensiya Özerk Topluluğu’ndaki sol koalisyon], Chunta Aragonesista [Aragon’daki sol ve ekolojist parti], Més per Mallorca [Mayorka Adası’ndaki koalisyon] ve Adelante Andalucía gibi. Bu partiler, bulundukları bölgelerde güçlü bir toplumsal ve siyasi tabana sahipler ve seçimlere kendi adlarıyla katılacaklar. Ancak bugüne kadar PSOE karşısında az ya da çok sürdürdükleri bağımlı konumdan uzaklaşarak siyasi bir yön değişikliğine gitme iradesi taşıyıp taşımadıklarını değerlendirebilmek için, hangi programla ve nasıl bir söylemle seçime gireceklerini görmek gerekiyor. Antikapitalist bir Endülüsçülüğü savunan Adelante Andalucía ile ulusal yönetimi seçimlere katılmama kararı alan (ancak bu kararın parti içi referandumla onaylanması gerekiyor) CUP ise bu durumun istisnalarını oluşturuyor.

Öte yandan bu seferberliklerde görünür hâle gelen bir başka olgu da, önceki kuşakların önemli kesimleriyle birlikte yeni bir radikalleşme sürecini ifade eden yeni bir toplumsal ve siyasal aktivist kuşağının ortaya çıkmasıdır. Bu süreç, hâlâ hegemonik konumda bulunan sosyal liberalizmden bağımsız, düzenle köklü bir kopuşu savunan sol güçlere duyulan acil ihtiyacı ortaya koyuyor.[3]

Genel grevi hazırlamak ve örgütlemek

Her hâlükârda, 11 Kasım genel grevinin hazırlıkları, grev çağrısı yapan örgütler arasında mümkün olan en geniş eylem birliğini gerektiriyor. Kiracılar Sendikası’nın ve diğer sendikal, feminist, ekolojist ve genel olarak toplumsal örgütlerin hâlihazırda önerdiği gibi, İspanya devletinin dört bir yanında mahalle komitelerinin, işyerlerinde ve eğitim kurumlarında komitelerin kurulması gerekiyor. Bu grev, 8 Mart 2018 feminist genel grevinde başarıyla önerildiği gibi, “üretim, bakım emeği, tüketim ve öğrenci grevi” olmalıdır. Gerçi o dönemde, başlıca sendikaların yalnızca iki saatlik iş bırakma eylemleri çağrısında bulunması nedeniyle grevin fabrikalardaki etkisi sınırlı kalmıştı.

Dolayısıyla, bu çağrı etrafında sağlanan mutabakatın neredeyse tüm faaliyetlerin duracağı bir genel grevin koşullarını yaratma yönünde ilerlemeyi mümkün kılacağını ummak için yeterince neden var. Bu, bir seçim kampanyasının başlamasının hemen öncesinde benzeri görülmemiş bir gelişme olacaktır. Üstelik bu süreç, Fransa ve Belçika’da şimdiden görüldüğü üzere, uzun zamandır yaşanmamış olası bir Avrupa çapında “sıcak sonbahar” bağlamında gerçekleşiyor.

Elbette bu blok içerisinde farklı akımlar ve stratejiler mevcut. Bu nedenle, seferberliğin seçimci amaçlarla araçsallaştırılmasını önlemek için çaba göstermek gerekiyor. Bunun yolu da harekete, insanca barınma ve ücret talepleri ile adil fiyatlar mücadelesinden hareketle daha ileriye uzanan, rantçı, spekülatif ve yağmacı kapitalizmi hedef alan ortak amaçlar kazandırmaktan geçiyor.

Bu seferberlik, sağın seçim zaferinin oluşturduğu tehdide karşı da kayıtsız kalmamalıdır. Bu tehdide bütün kolektif gücümüzle karşı koymamız gerekecek. Ancak bunu yaparken hareketin özerkliğini ve hangi düzeyde olursa olsun, iktidarda hangi hükümet bulunursa bulunsun, 29 Kasım öncesinde ve sonrasında mücadeleyi sürdürme iradesini savunmak gerekiyor. Hele ki konut alanındaki başlıca yetkilerin, çoğunlukla PP tarafından yönetilen ve birçoğunda Vox’un da koalisyon ortağı olduğu özerk toplulukların ve belediyelerin elinde bulunduğu düşünüldüğünde, bu daha da büyük önem taşıyor.

Gerici blokun, patronların ve rantçı lobilerin giderek artan saldırganlığının —özellikle de Junts karşısında şantaj kapasitelerini ortaya koymuş olmalarının ardından— genel grevin mevcut güçler dengesini değiştirebilecek bir başarıya dönüşmesini engellemek için kirli savaşın mümkün olan bütün araçlarına başvurmaktan geri durmayacağı belirleyici haftalara giriyoruz.

Jaime Pastor

[1] Bu kararnamelerin bazı sınırları ve çelişkileri ile “oturma amacı dışında konut satın alınmasının yasaklanması” gerekliliği üzerine bkz. Gloria Marín ve María Gómez, “Vivienda: una situación insostenible”, Viento Sur, 3 Ekim 2026. İspanya’daki gayrimenkul modeline, 1997-2007 yılları arasındaki emlak balonuna ve bunun günümüze kadar uzanan sonuçlarına ilişkin tarihsel bir değerlendirme için bkz. José Manuel Naredo, “Urbanismo con burbujas, auge de las operaciones y declive del planeamiento”, Viento Sur, 7 Ekim 2026. Ayrıca bkz. Fátima Martín, “Con la carne de gallina: Desbandada de los fondos buitre, la desregulación y la vivienda”, Viento Sur, 10 Ekim 2026.

[2] Maricarmen’in tahliyesinin ve erken seçim kararının ardından, 7-8 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen ve 9 Ekim’de El País gazetesinde yayımlanan bir seçim anketine göre, PP (%31,9) ve Vox’tan (%18,9) oluşan blok oyların %50,8’ini alırken PSOE %28,1, Sumar %5,3 ve Podemos %2,3 düzeyinde kalıyor. Bu sonuçlar PP ve Vox’a yaklaşık 200 milletvekilliği kazandırırken ilerici koalisyon 130 sandalyeye bile ulaşamıyor. Buna, ülke çapında örgütlenmeyen sol siyasi güçlerin kazanabileceği sandalyeleri de eklemek gerekiyor. Ancak aradaki fark, 2023 seçim kampanyasının başlangıcına kıyasla yine de çok daha büyük.

[3] Maricarmen’in yarattığı etkiden önce bile kamuoyu yoklamaları bu eğilime işaret ediyordu: “Los votantes de izquierda se sitúan más a la izquierda en una España que gira a la derecha” (Sağa kayan bir İspanya’da sol seçmenler daha da sola yöneliyor), Público, 19 Eylül 2026.

Jaime Pastor, siyaset bilimci ve Viento Sur yayın kurulu üyesidir.

10 Ekim 2026’da Viento Sur tarafından yayımlandı.

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi