6 Ekim seferberlik günü olağanüstüydü. Öğrenci Birliği’ne (Union étudiante) göre üniversitelerin yüzde 90’ından fazlasında, Liseliler Sendikal Birliği’ne (Union syndicale lycéenne) göre ise 1800 lisede blokaj gerçekleştirildi. Böylece hareket, gençliğin son büyük ve zaferle sonuçlanan mücadelesi olan 2006’daki İlk İş Sözleşmesi’ne (CPE) karşı hareketten ilk başlangıcından itibaren daha güçlü olduğunu gösterdi. Bu hareketin geleceği ise belki de daha büyük bir önem taşıyor.
Bu hareket, liseli gençlerin ülkedeki en ağır eğitim ve yaşam koşullarıyla karşı karşıya kaldığı emekçi mahallelerinde başladı. Personel yetersizliği ve okul binalarının kötü durumu gibi kaynak eksiklikleri gençlerin eğitim görme olanaklarını tehdit ederken, özellikle Parcoursup sistemiyle somutlaşan toplumsal ayrımcılığa sürekli bir ırkçılık ve otoriterlik eşlik ediyor. Hareketin gençliğin bütününe yayılmasına yol açan ise İçişleri Bakanı’nın kendi ifadesiyle “hiçbir kısıtlama olmaksızın” uygulanan baskı oldu. Bununla polisin insanları sakat bırakmasına, gözlerini kaybetmelerine neden olmasına, işkence etmesine, dövmesine, gözaltına alıp hapsetmesine izin verildiğini anlamak gerekiyor… Son yıllarda sendikal ve siyasal aygıtlar seferberlik başlatmakta ne kadar isteksiz davrandıysa, gençlik de gösterdiği dayanışmacı tepkiden o kadar gurur duyabilir. Gençlik toplumsal mücadeleyi, ırkçılık karşıtlığını ve Filistin’le dayanışmayı öne çıkarıyor.
Kendi bağlamı içinde anlaşılması gereken bir seferberlik
Bu seferberlik, Fransa’daki toplumsal durum ve sürmekte olan siyasal çatışmalar ile sınıf mücadeleleri analiz edilmeden anlaşılamaz. Özellikle gıda ve enerji fiyatları nedeniyle alım gücü ciddi biçimde gerilerken, kamu hizmetlerinin niteliği de giderek kötüleşiyor (ulaşım, barınma, eğitim, sağlık!). Buna karşılık hükümetin meşruiyeti son derece zayıf. Kamu emekçileri alanında gerçekleştirilen ve etkisi sınırlı kalan ilk mücadele gününün (29 Eylül) ardından, alım gücü için 17 Ekim ve 5 Kasım tarihlerinde yeni seferberlikler planlanmıştı.
Hükümetin uyguladığı şiddet de bu bağlam içinde anlaşılmalı: İktidar korkuyor; hareketin yayılabileceğini ve toplumsal ve siyasal öfkenin genel bir dışavurumuna dönüşebileceğini çok çabuk kavradı. Otoriter ve ırkçı atmosferin bu baskıyı kabul ettirmesine olanak sağlayacağını düşündü, ancak hesabını yanlış yaptı. Liselerin önünde toplanmayı kitlesel biçimde yasaklayarak 6 Ekim seferberliğini frenlemeye çalıştı. Bu, daha önce benzeri görülmemiş, son derece otoriter bir önlemdi. Ancak hükümet bir kez daha hem bu yasağı uygulatmakta başarısız oldu hem de seferberliğin boyutu karşısında bütünüyle çaresiz kaldı. Bu önlem ayrıca diktatörlük tehlikesinin yalnızca Ulusal Birlik’ten (RN) gelmediğini bir kez daha gösteriyor. Hatta mevcut krizi çözmek için egemen sınıfın sağ ile aşırı sağ arasında bir ittifaka hazır olması da mümkün.
Peki şimdi ne olacak? İnşa etmek!
Olağanüstü bir hareketin sağlamlaşması gerekir ve hiç kuşkusuz sağlamlaşacaktır. Hükümetin önümüzdeki günlerde liselerde bu meselelere hasredilmiş tartışma saatleri ayırma girişimi feci biçimde başarısızlığa uğrayacaktır. Çünkü bu girişim, gençliğin kurumsal kalıplara sıkıştırılmadan özgürce kendini ifade etme ihtiyacına karşılık gelmiyor ve hareket şimdiden liselerin sınırlarını çoktan aşmış durumda.
Hareketin sağlamlaşması için birkaç nokta hayati önem taşıyor:
• Talepler. Hareket, öncelikle yoksulluktan çıkışı sağlayacak, örneğin 20 milyar avroluk bir ek bütçe düzenlemesini (FSU, 10 yıl boyunca yılda 5 milyar avroluk bir acil eylem planı talep ediyor) ve sınıf mevcutlarının en fazla 25 öğrenciyle sınırlandırılmasını içeren bir talepler dizisi benimsemeye çalışmalıdır. Her türlü elemeye ve seçmeye dayalı sisteme kesinlikle karşı çıkılmalıdır: Parcoursup ve MonMaster sistemlerine son verilmeli ve “her öğrencinin, istediği üniversitede, istediği bölüme kayıt yaptırma hakkı vardır” ilkesine (1984 Savary Yasası) geri dönülmelidir. Hareket içinde kaynaklar, eğitim yöntemleri, Filistin, ırkçılık ve ekoloji konularında başka talepler de ortaya çıkacaktır. Ancak bunları kazanım elde etmeyi sağlayacak somut bir güce dönüştürmek zor olabilir. Polisin silahsızlandırılması ise ileri sürülebilecek somut taleplerden biri olabilir.
• Öz-örgütlenme, kitleselleşme ve birlik. Her hareket, kitlelerin kendi inisiyatifleriyle eyleme geçmesini mümkün olan en üst düzeye çıkarmayı hedeflemelidir. Bu hedef, öz-örgütlenme ile örgütlerin birliği arasında, bir azınlığın radikalleşmesi ile herkesi harekete katma gerekliliği arasında, öz-örgütlenme yapıları ile mevcut örgütler arasında sürekli gerilimler yaratır. Militanların sorumluluğu, yalnızca bir azınlığı bir araya getirmekle yetinmeyen, sürekli olarak daha geniş kesimleri birlik içinde harekete katmaya çalışan demokratik öz-örgütlenme yapılarının inşası için çaba göstermektir. Bu da uzlaşmalar yapmayı gerektirir. Uzlaşmalar sağlayabilmek ve siyasal düzeyde harekete geçmeyi mümkün kılacak demokratik bir temsil mekanizması oluşturabilmek için ulusal koordinasyonlar ve merkezi bir grev komitesi kurmaya çalışmak gerekir.
• Genel grev ihtimalini iktidar için bir tehdit hâline getirmek. Kırk yılı aşkın bir süredir hiçbir hareket –özellikle de gençlik hareketleri– iktidara mücadelenin genel greve dönüşebileceği korkusunu yaşatmadan kazanım elde edemedi. Dolayısıyla hareketin öncelikleri arasında ücretli emekçilere seslenmek de yer almalı. Ancak bu, gençliğin kendi mücadele alanını terk etmesi anlamına gelmemeli – liselileri kendi mücadelelerinden koparıp yalnızca işyerlerinin önünde bildiri dağıtmaya göndermemeliyiz. Bununla birlikte, özellikle hareketin temposuna ilişkin tartışmalarda ve tabandan tepeye sendikal örgütlere yönelik çağrılarda büyük bir kararlılık gösterilmelidir. İlk aşama eğitim alanında bir grev örgütlemektir; çünkü azınlıkta kalan grupların gerçekleştirdiği blokajlar yeterli olmayacak ve hükümet uzaktan eğitim gibi yöntemlerle bunları aşmanın yollarını bulacaktır.
Gençliğin dışında ise militanların ve örgütlerin sorumluluğu, gençlik hareketinin temel taleplerini yalnızca sahiplenip yaygınlaştırmak değil, bunları ücretlere, emeklilik haklarına, bütün gelir türlerine ve kamu hizmetlerine ilişkin taleplerle genişletmektir. Net ücretlere 400 avro zam yapılması ve kamu hizmetlerinde bir milyon kişinin işe alınması, hareketi genişletebilecek ve sağlamlaştırabilecek taleplerdir.
Siyasal bir çatışmayı inşa etmek
Seferberlik şimdiden güçlü bir siyasal içerik taşıyor: Filistin’den, ırkçılıktan, sınıfsal ayrışmalardan, hükümetin ve Macron’un meşruiyetinden söz ediyor. Siyasallaşma, somut taleplerin ve hareketi sağlamlaştıracak taban eylemlerinin gerekliliğini unutturmadığı sürece hareket için bir avantajdır.
Bu mücadelede bazı sol sekterler, sendikal aygıtları ya da 2027’de seçilmek isteyen siyasetçileri suçlayarak veya toplumsal devrim çağrısı yaparak bölünmelere yol açmak isteyeceklerdir. Diğer tarafta ise bazı örgüt aygıtları müzakere etmeye, durumu istikrara kavuşturmaya çalışacak ya da Macron’un gitmesi çağrısında bulunmayı reddedeceklerdir.
Ancak siyasallaşma, hareketin belirli bir andaki olgunlaşma düzeyinin somut ifadesi olmalıdır. Marx’ın söylediği gibi, insanlık kendi önüne ancak çözebileceği sorunları koyar. Şimdilik hem somut talepler konusunda kazanım elde etmek hem de iktidarın meşruiyetini yitirdiğini ortaya koymak için, özellikle baskı meselesinden hareketle, hareketin olgunlaşma düzeyine bağlı olarak “Macron defol!” ya da “Lecornu hükümeti istifa!” gibi talepleri adım adım geliştirmek; mücadeleyi daha genel olarak bütçe sorununa, toplumsal ihtiyaçlarla savaşa yöneliş arasındaki karşıtlığa genişletmek; genel grevi (herkesin bildiği gibi, genel grev ilan edilmez, inşa edilir) ve bir kurucu meclis talebini gündeme getirmek vb. mümkün görünüyor.
Devlet bütçesinin oylanmasına yönelik hazırlıklar şimdiden tehlikeye girmiş durumda ve bu çok olumlu bir gelişme: Hareket, bütün siyasal güçler üzerinde baskı oluşturacaktır. Bugünden itibaren, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) olmak üzere, düzenle köklü bir kopuşu savunan solun bütününe seslenmeliyiz ki birlik yalnızca seçimlerle sınırlı kalmasın, toplumsal mücadele alanında da kurulsun. Bütçe meselesi, geçen yıl olduğu gibi Ulusal Meclis’in duvarları arasına hapsolmamalı. Mecliste temsil edilen siyasal örgütlerin, sokaktaki toplumsal hareketle bağ kurma sorumluluğu bulunuyor.
Mevcut seferberlik her şeyi sorgulamaya açıyor: Bir dizi çelişkinin patlak vermesi anlamında bir kriz söz konusu. Dolayısıyla bu hareket, Ulusal Birlik’in (RN) konumundan işçi hareketinin diğer sınıflarla arasındaki güç ilişkilerine kadar her şeyi değiştirebilir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunu da. Bu nedenle hareket son derece ciddiye alınmalı; çünkü zafer ya da yenilgi (ki yenilgi, müzakerelerden sol sekter bir ileri kaçışa kadar pek çok farklı biçim alabilir), önümüzdeki aylar, hatta yıllar açısından birçok şeyi belirleyecektir. Üstelik İspanya devletinde hükümetin düşmesine yol açan seferberlikler ile Belçika liselerindeki eylemler de bu yolun açılmasına katkıda bulunuyor.
6 Ekim 2026
Kaynak: https://inprecor.fr/france-un-debut-de-mouvement-sans-precedent
Tercüme: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
