Ekim Devrimi, sovyet demokrasisinin vaadini taşıyordu. Ancak “savaş komünizmi” demokrasiyi susturdu. İşçi demokrasisini yeniden kurma mücadeleleri ise Parti aygıtının güçlenmesiyle çatıştı.
Rusya’da, 1917’de olduğu gibi 1905 devriminde de, seçilmiş temsilcilerden oluşan ve ulusal ölçekte birleşen işçi ve asker sovyetleri kuruldu.
Sovyetlerden “Kızıl Teröre”
Ekim Devrimi, Lenin’in Nisan Tezleri’ndeki “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganını hayata geçirdi: Halk Komiserleri Konseyi sovyetlere karşı sorumluydu. Tarihinin büyük bölümünü yeraltında geçiren Bolşevik parti, yıllık kongreler, üyeler tarafından liderliğin seçilmesi ve yüksek derecede siyasi çoğulculuk ile kapsamlı bir iç demokratikleşme sürecinden geçti.
Haziran 1918’den itibaren, büyük emperyalist güçler ve uydu devletleri yeni kurulan Sovyet Rusya’yı kuşattı. Bolşevik Parti daha sonra sovyet demokrasisinin sonunu getiren “Kızıl Terör”ü başlattı. Sovyetler boş birer kabuk haline geldi. Parti içindeki demokrasi keskin bir şekilde geriledi: Liderlik kadrosu içinde elbette hararetli siyasi tartışmalar olsa da, artık sıradan üyelerin ara kademe liderleri seçmesi söz konusu değildi; bu liderler yukarıdan atanıyordu.
“Savaş komünizminin” siyasi maliyeti
“Savaş komünizmi” Bolşevik rejimini kurtardı, ancak çok yüksek bir siyasi bedelle: nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylülük bir yana, işçi sınıfı tabanının büyük bir bölümüyle bağların kopması. Lenin bile, böylesine dramatik bir durumda kaçınılmaz olan, işçi devletinin ciddi bürokratik çarpıklıklardan mustarip olduğunu kabul etti. Bununla birlikte, dünyanın ilk proletarya devriminin kaderi, uluslararası izolasyonuna rağmen, mühürlenmedi. Parti içinde, özellikle Lenin ve Troçki önderliğinde, “işçi demokrasisinin” yeniden kurulması için mücadele başladı.
Demokratik kararlar etkisiz kaldı
Mart 1921’deki 10. Parti Kongresi, Partinin demokratikleştirilmesi ve sovyetlerin yeniden canlandırılması için önlemler aldı. Aralık 1923’te, özellikle “tüm önemli konularda tartışma özgürlüğü” ve “üyeler tarafından lider seçimi”ni içeren “parti aygıtının bürokratikleşmesiyle” mücadele ihtiyacı yeniden teyit edildi. Ancak bu demokratik kararlar kağıt üzerinde kaldı. Seçimler büyük ölçüde formaliteydi; Parti aygıtı (daimi yetkilileri) liderleri atamaya devam etti. Bu aygıt, İşçi ve Köylü Müfettişliği Halk Komiseri ve ardından 3 Nisan 1922’de Parti Genel Sekreteri olarak konumunu kullanarak destekçilerini içine yerleştiren Stalin tarafından giderek daha fazla kontrol edildi.
Lenin’in hastalığı ve ardından gelen ölümü, “son kavgasını” engelledi. Lenin’in ünlü vasiyetinde Stalin’i görevden alma önerisi hayata geçirilmedi. Stalin, Zinoviyev ve Kamenev’den oluşan bir üçlü, Parti’nin kontrolünü ele geçirdi ve Lenin ile birlikte Ekim Devrimi’nin başlıca lideri olan Troçki’yi devre dışı bıraktı. Söz konusu üçlü 1924 yılının ilk yarısında Parti üye sayısını ikiye katlayan “Lenin terfisi” ile geniş bir çoğunluk sağladı.
Kaynak: Haftalık L’Anticapitaliste – 795 (09/04/2026)
Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
Fotoğraf: Kızıl Muhafızlar, silahlı işçi müfrezesi, 1917
