İmdat Freni

Ekososyalist bir Yapay Zekâ Eleştirisi için Tezler – Daniel Tanuro


Bu metin esas olarak üretken yapay zekâya (YZ) odaklanmaktadır. Tezler biçimindeki (eşit olmayan ölçüde geliştirilmiş) formülasyon, kesinlikler ortaya koymayı değil, anlatımın özlülüğü yoluyla tartışmayı kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

Zekâlar ve İnsan Zekâsı

  1. Zekâ dediğimiz şey, farkı kavramayı, yeniyi idrak etmeyi, zamanı kesintiye uğratan olaylar akışı içinde mümkün olanı önceden sezmeyi sağlayan yetidir.
  2. Zekâ, canlılığın doğrusal olmayan evriminin ortaya çıkardığı bir üründür.
    Doğa sıçramalar yapar. Cansız şeyler zekâya sahip değildir. Bitkilerle mantarların simbiyotik örgütlenmeleri, öngörü ya da bilinç olmaksızın iletişim kurar ve olaylara uyum sağlar. Burada tanımlandığı biçimiyle zekâ, hayvanlar âleminde ortaya çıkar ve farklı biçimler ile dereceler gösterir. Tek hücrelilerde ve beyni olmayan organizmalarda ise, “hayatta kalma içgüdüsü” (hayatta kalma mekanizmaları) ile örtüşür.
  3. İnsan zekâsı, az sayıda veriden hareketle yüksek bir soyutlama kapasitesini, gelişkin bir iletişimi, düşünceyi ve hem bireysel hem kolektif olarak karmaşık simgesel üretimlerde ifadesini bulan gelişmiş bir manevi yaşamı birleştirir.
  4. Homo sapiens, daha çok küçük yaşta çevresindeki düzenlilikleri ve simetrileri, dolayısıyla nadir ya da sıra dışı olanı ayırt eder. Diğer primatlarda bulunmayan bu yeti, türümüzün nesneleri akıl yoluyla sınıflandırma ve mekanizmalarını bilim aracılığıyla çözme kapasitesinin temelini oluşturur.
  5. İnsan toplumu olmaksızın, iletişim kuran ve işbirliği yapan bir bedenler bütünü olmaksızın ne düşünsel (refleksif) zekâ, ne manevi yaşam, ne de bilinç vardır.
    Zekâmızın özellikleri hem fiziksel özelliklerden (beynin hacmi ve yapısı, iki ayak üzerinde yürüme, elin uzmanlaşması, ses aygıtı) hem de Homo sapiens’in toplumsal bir memeli olmasından kaynaklanır. Türümüzün yavruları ancak uzun süreli ebeveyn bakımıyla hayatta kalabilir; karmaşık sözdizimsel bir dil aracılığıyla iletişim kurarız; doğayla toplumsal ilişkimiz ise araçlar yardımıyla gerçekleştirilen emek tarafından dolayımlanır. Bu özellikler, Homo sapiens’e çoklu zekâ biçimleri ve insanlığın ontogenetik gelişimini anlamada belirleyici olan yüksek bir uyarlanabilirlik kazandırır.
  6. Tin, düşünce ve bilinç, beynin gelişimine / işleyişine olduğu kadar bedenin genel gelişimine / işleyişine de bağlıdır.
    Tin, düşünce ve bilinç beynin belirli bir bölgesinde yerelleştirilemez. Bu özellikler, insanların fiziksel, ruhsal ve kolektif olarak geliştiği bireyleşme sürecinde adeta salgılanır.
  7. İnsan zekâsı yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda ekosistemiktir.
    Genç insanların biçimleri, düzenlilikleri ve istisnaları tanıma ve sınıflandırma kapasitesi; iklim, mevsimler ve biyotoplar tarafından biçimlendirilir. Zekâmız, yeryüzündeki fauna ve floranın olağanüstü çeşitliliği ve bunların fiziksel dünya ile kurduğu ilişkilerin karmaşıklığı sayesinde zenginleşir.
  8. Zekâ zorunlu olarak aklı ve duyguyu; olanın bilgisini, artık olmayanın hatırasını ve olabilecek olanın arzusunu birleştirir.
    Duygu – etimolojik olarak “harekete geçiren”, “insanı kendinden çıkaran” – ben ile başkalık; arzulanan dünya ile mevcut dünya; tasarı ile onun gerçekleşmesi; var olan ile yok olan arasındaki gerilimden doğar. Etiğin temelini oluşturur ve bu nedenle aklın bir “ruhsal eklentisi”nden çok daha fazlasıdır: zekâmızın asli bir parçasıdır. Duygu, empati ve etik olmadan akıl tehlikeli biçimde patolojik olurdu.
  9. İnsan zekâsının biçimleri tarihsel ve ekolojik olarak çeşitlenir.
    İnsanlar, varoluşlarını toplumsal olarak üretirken bilgi, teknik ve üretim tarzları geliştirirler. Toplumu, doğayı ve doğayla olan metabolizmalarını dönüştürürler; dolayısıyla iletişim ve işbirliği koşullarını ve buna bağlı olarak zekâlarını da dönüştürürler. Homo sapiens muhtemelen yazının icadından önce ve sonra aynı şekilde düşünmüyordu; sanatsal üretimleri buhar makinesinden önce ve sonra aynı değildi; simgesel evrenleri Arktik tundrada, tropikal ormanda ya da demir ve beton megapollerde farklılık gösterir.
    YZ, Zekâ, Makineleşme ve Kapitalizm
  10. YZ’nin atılımı, kapitalist ilerlemenin yıkıcılığını hızlandırmaktadır.
    Kapitalizmin yükselişi bilimsel ilerlemelerle ritim kazanmıştır. Bilgideki sıçramalar üretim araçlarını geliştirmiş, değişim ağlarını genişletmiş, ufukları açmıştır. Ancak bu ilerleme çelişkilidir. Zekâyı akla, aklı da kâr hesabına indirgerken Sermaye her ikisini de sakatlar. Değer yasası aklı absürdleştirir ve duyguyu “bencil hesapların buz gibi sularına” gömer. YZ’nin uygulanması bu eğilimleri hızlandırır: topluluk bağlarının ve biyolojik çeşitliliğin tahribini yoğunlaştırır; böylece zekânın toplumsal ve ekosistemik kaynaklarını yoksullaştırır. Her zamankinden daha geniş bilgi birikimine tanıklık ederken, bilimin araştırma alanlarını daraltır ve araştırmada geri besleme döngülerini teşvik eder.
  11. Başarılarına rağmen YZ zekâ sahibi değildir ve olamaz.
    YZ üzerine araştırmalar beynin işleyişini anlamada ilerlemeler sağlamaktadır. Özellikle yapay sinir ağlarının dili ustalıkla kullanması önemli bir bilimsel atılımdır. Ancak YZ düşünmez, düş görmez, hayal kurmaz. Ne hakkında konuştuğunu bilmeden “konuşur”, çünkü bir dünyası yoktur. Tasarladığı gelecek, istatistiklerde geçmişte baskın olanın türetilmiş bir uzantısıdır. Envanter çıkarma kapasitesi hem baş döndürücü hem de sınırlıdır; çünkü verileri (bizim verilerimiz, ki onlara el koyar!) internet üzerinde dolaşımda bulunan kolektif insan bilgisinin yalnızca bir kısmıyla sınırlıdır.
  12. YZ insanidir, “yapay” değildir. Kapitalist ekstraktivizmi, araçsal aklı ve emeğin boyunduruk altına alınmasını (subsumption) keskinleştirir.
    Algoritmalar, kârı maksimize etmeye çalışan kapitalist-mühendislerin elindedir. Tekel konumları ve küresel hâkimiyetleri sayesinde dijital devler, kâr oranlarının eşitlenmesi mekanizmasından sıyrılırlar. Onların devasa rantlar biriktirmesini sağlayan, emek tarafından yaratılan değerin bu el koyma mekanizmasıdır. Bu rantlar sistemin karakteristik mekanizmalarına dayanır: emek gücünün (özellikle doğanın sunduğu nadir toprak elementlerinin çıkarılması ve rafinasyonu süreçlerinde) (aşırı)sömürüsü ve birikmiş insan bilgisinin ücretsiz biçimde gasp edilmesi. Teknoloji baronları, eski rejim altındaki egemen sınıfın gücüne benzer bir mutlak iktidar arzusundadır; ancak dijital kapitalizm bir feodalizm değildir.
  13. Marx’ın makine eleştirisi, YZ’yi kavramak açısından belirleyicidir.
    Marx’a göre makine, proleteri kapitalist değerlenmeye hizmet eden bir dizi yararlı harekete indirger. Onun zanaatkârlığı parçalanır, yabancılaşmış emeği yaratıcılığını “söndürür”; makinenin eklentisi hâline gelir; makine onun yerini almıştır, o da onurunu yitirir. Makine otomatikleştiğinde, canlı emeğin ölü emek tarafından sahiplenilmesi üretim sürecinin bizzat kendisi olur; böylece makineleşme Sermaye’ye en uygun biçimini kazandırır. Bu noktadan itibaren kapitalist tarafından el konulan kolektif zekâ – nesnelleşmiş emek – canlı emeğe bütünüyle egemen olur; makine hem “düşmanca bir güç” hem de üretimin önkoşulu olarak görünür. Emeğin sermayeye biçimsel tabiiyeti gerçek tabiiyete dönüşür. Marx’ın makineleşme eleştirisi YZ’ye eksiksiz biçimde uygulanabilir.
  14. Tehlike, makinenin bizden “daha zeki” yani “süper zekâ” hâline gelmesi riskinde değildir. Tehlike, YZ’nin mükemmel bir “düşmanca güç”, araçsal aklın saf hâli, nesnelleşmiş kapitalist insanlık dışılığı olmasıdır. Onun gücünü artırmak, bizi egemenliği altına alan ve uçuruma sürükleyen gücü artırmak demektir.
    YZ, Uzun Dalga ve Emeğin Sömürüsü
  15. Emek karşısında YZ, kapitalistin kendisinden bile daha iyi biçimde sermayenin mantığını “cisimleştirir”.
    Kapitalist olmayan bir dünyada başka tür YZ’ler, insanlığı yorucu ve tekrarlı işlerden kurtarabilirdi. Örneğin eğitimde, sağlıkta, ekosistemlerin bakımında, özgül YZ’ler canlı emeğin toplumsal ve ekolojik etkileşimlere odaklanmasını sağlayarak bunları insani bir “özen gösterme” (care) mantığı içinde zenginleştirebilirdi. Ancak gerçek kapitalist dünyada “özen gösterme”, kanserin tespiti, hava tahmini vb. kâra tâbidir. YZ, artı-değeri son damlasına kadar, otomatik olarak, duraksamadan ve dinlenmeden çekip çıkarmak üzere ayarlanmıştır. Canlı emeğin yerine daha fazla ölü emek geçirir; gerçek tabiiyeti idari ve hizmet işlerine kadar genişletir; yaratıcı meslekleri kurutur. Algoritmalar, emeğin denetimine ilişkin Taylorizm mantığını mükemmelleştirir: işçinin faaliyeti, hareketleri, konumu, işlemlerinin sırası, çalışma ve hareket süreleri uzaktan, doğrudan komuta edilebilir, değerlendirilebilir ve ödüllendirilebilir (ve özellikle cezalandırılabilir). YZ emeği hafifletmek bir yana, onu daha yoğun ve daha sıkıştırılmış hâle getirir.
  16. YZ’nin yeni bir altın çağ vaatleri ciddi bir temelden yoksundur. Hiçbir teknoloji kapitalizmi değer üretiminin çelişkilerinden çıkaramaz.
    YZ’nin uygulanmasıyla verimlilik artışına ilişkin projeksiyonlar şu anda on yıl boyunca yıllık %0,07 ile %0,7 arasında değişmektedir. Bu, uzun bir büyüme dalgasını beslemek için yetersizdir. YZ birikimi yeniden canlandırmaz; sistemik çelişkileri keskinleştirir. Marx’a geri dönersek: makineleşme, “artık dolaysız değere yönelmeyen” ama “üretim için üretime” yönelen devasa bir sabit sermayeyi gerektirir; makinelerin amortismanı ise dolaşımdaki sermaye kısmının “tüketim için tüketime” yönelmesini zorunlu kılar. Ancak bunun için artı-değerin yeterince uzun bir dönem boyunca düzenli olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kırk yıllık ücret kemer sıkma politikalarının ardından ve hegemonya için mücadele eden güçlerin bulunduğu bir dünyada sorun tam da buradadır: milyarlarca akıllı telefon tarafından pazarlanan metaların kalıcı biçimde satılacağını kim garanti edebilir? Ernest Mandel’in sezgileriyle uyumlu olarak, ekososyal sistemik krizin ağırlığı ve değer üretiminin klasik çelişkileri, muhtemelen kapitalist genişlemenin yeni bir uzun dalgasını dışlamaktadır.
  17. YZ’nin gündeminde istihdamın canlanması değil, toplumsal ve çevresel yağmanın derinleşmesi vardır.
    Önceki teknolojik devrimlerin aksine, YZ’nin yol açtığı iş kayıplarının eşdeğer yeni işlevlerin gelişmesiyle telafi edilme olasılığı düşüktür. Sabit sermayenin devasa ölçüde büyümesi kâr oranını düşürme eğiliminde olduğundan, sermaye bilinen karşı-eğilimlere başvurur: ücretsiz doğal kaynakların ve düşük ücretli emek gücünün daha yoğun yağmalanması. Ekonominin “maddesizleşmesi” bir mittir. Gerçekte YZ’nin atılımı, ekosistemlerin emperyalistçe sahiplenilmesinde artan bir maddi şiddet ve proletaryanın en acımasız biçimde aşırı sömürülmesiyle (platform kapitalizmi, çocuk emeği, sıfır saat sözleşmeleri vb.) birlikte ilerler. Tüm bu mekanizmalar aynı anda sömürgeci eşitsizlikleri ve engellilik karşıtı, ırkçı ve cinsiyetçi ayrımcılıkları derinleştirir.
  18. YZ yeni bir fiktif sermaye balonunu şişirir ve militarizasyon eğilimini güçlendirir.
    Bir avuç oligopolün YZ’nin geliştirilmesine yatırdığı astronomik meblağlar, para-sermayenin olağanüstü bolluğunu, çağdaş Kapital içindeki finansın ağırlığını ve onun son derece yüksek yoğunlaşma/merkezileşme derecesini yansıtır. Ancak teknik fetişizmi, oligopol içi özgül rekabetle birleştiğinde yatırımcıları körleştirir. Bu yatırımların kendisi, değerlenme sorununa hiçbir çözüm getirmez. YZ beklenen sonuçları vermez, maliyeti çok yüksektir, müşteriler insan temasını tercih eder vb. Böylece YZ yeni bir fiktif sermaye balonunu şişirir. Er ya da geç, şoku hafifletmek için teknoloji sermayesi bugün harika bir ücretsiz hizmet gibi sunulan şeyin kullanımını ve ödemesini dayatacaktır. Ancak bu da yeterli olmayacaktır. YZ’ye hücum, yeni büyük bir finansal krizi tetiklemek ve krizdeki sermayenin silah üretimine bir can simidi olarak yatırım yapma eğilimini hızlandırmak için gerekli tüm unsurları barındırmaktadır.
    Küresel Eşitsizlikler, Uygarlık ve “Tekno-Faşizm”
  19. YZ, emperyalist metropoller ile çevre ülkeler arasındaki uçurumu derinleştirir.
    YZ altyapıları için gerekli devasa sermaye kütlelerini yalnızca en gelişmiş kapitalist ülkelerin güçlü tekelleri seferber edebilir. YZ’nin çılgınca gelişimi, halihazırda en gelişmiş kapitalist ülkeler (özellikle ABD ve Çin) ile düşük ve orta gelirli ülkeler arasındaki eşitsizlikleri derinleştiren ek bir faktördür. Bu bölünme, en çıplak emperyalist-sömürgeci tahakküm mekanizmalarını besler ve emperyalist güçleri göç akışlarını daha da barbarca yönetmeye teşvik eder.
  20. Genel toplumsal açıdan bakıldığında, genel amaçlı YZ zekâyı, yaratıcılığı, empatiyi, etiği ve kamu sağlığını, ruh sağlığını ve özellikle de çocuklarınkini aşındırır.
    İletişim ve işbirliği ayrılmazdır. Bugün algoritmalar birincisini ele geçirirken, dün buhar makineleri ikincisini ele geçirmişti. Bunun doğurduğu zehirli eğilimler çalışma alanını aşar. Toplum genelinde, her zaman farklı olan ötekiyle, insan ve insan olmayanla temas, narsistik bir balon içinde “aynı”nın dolaşımıyla yer değiştirir; makine sırdaşın yerini alır; aşırı bilgi bombardımanı gezgin düşüncenin kanatlarını kırpar; neşeli hakikat arayışı yerini sanal gerçekliklere ve onların yalanlarına duyulan hüzünlü bağımlılığa bırakır; farklı bir gelecek umudu nesnelleştirilmiş bir geçmişin istatistiksel derlemesinde kaybolur.
  21. YZ, sermayeye emeği hiç olmadığı kadar tabi kılmasında yardım ederken, tüm toplumu da hiç olmadığı kadar tabi kılmasına yardım eder.
    Yeniden üretim alanında, “sosyal” ağlar aracılığıyla YZ, emeğin sömürüsüyle üretilen artı-değerin gerçekleştirilme imkânlarını katlar. Metaların dolaşımını hızlandırır ve zihinlerin tüketimci boyunduruk altına alınmasını yoğunlaştırır. Sanayi devriminin makineleşmesi, üreticinin emek süreci üzerindeki hâkimiyetini elinden alarak zanaatkârlığını değersizleştiriyordu. YZ ise adeta “yaşam bilgisi”ni, arzuların ve bilincin oluşumunu değersizleştirir. Konuşuyor, anlıyor hatta empati kuruyor gibi görünen makineye ücretsiz erişim, ileride paraya tahvil edilecek duygusal bağımlılıklar yaratır. Emeğin tabiiyeti yaşamın tabiiyetine dönüşür.
  22. Doğru ile yanlışı ayırt edememe yetmezliği nedeniyle YZ, üstünlükçülüğü, güçlünün hukukunu, zayıfın tasfiyesini, herkesin herkese karşı mücadelesinde amacın aracı meşrulaştırmasını teşvik eder.
    Çocuklar hakikat kavramını toplumsallaşma ve dil öğrenimi yoluyla edinirler. YZ ne canlı ne de toplumsal olduğundan, ahlak kavramı ona yabancıdır. Makineye “kendini eğiten” denir; ancak yalan, nefret ve sapkınlıkla kirlenmiş devasa veri kütlelerini kendi başına ayıklayamaz. Düşük ücretli binlerce “tıklama proleteri”, ona “değerler” öğretmekle görevlidir. Bu değerler, işverenlerinin dünya görüşünden türemiştir. YZ’nin intihara meyilli olanlara intihar etmeyi, dolandırıcılara dolandırmayı, tecavüzcülere tecavüz etmeyi kolaylaştırmasına şaşmamak gerekir. Yaratıcılarının suretinde “yalan söyler”, “hile yapar”, “kurnazlık eder” ve “fişinin çekilmesini engellemeye çalışır”.
  23. YZ, siyasi ifadesini bağnaz, ırkçı, maço, LGBTİ+ karşıtı, sömürgeci, çevre düşmanı ve neo-Malthusçu bir “tekno-faşizm”de bulan haydut bir kapitalizmin hizmetindeki mükemmel araçtır.
    Genel amaçlı YZ, kırk yılı aşkın neoliberalizmin beslediği aşırı sağın yükselişini kolaylaştırır. Faşistler onu sosyal ağlar üzerinden kitleleri manipüle etmek ve seçimleri hileyle yönlendirmek için kullanır. Otoriter iktidarlar, tarihte görülmemiş ölçüde nüfusları denetlemek için kullanır. (Giderek daha az) demokratik hükümetler ise göçmenleri takip etmek ve muhalifleri fişlemek için başvurur. YZ’nin bireylerin fikirlerini değiştirmeye yöneltme kapasitesi eşsizdir. Görüntü ve metin üretimi, “katı düşünce”nin beyin mekanizmalarını harekete geçiren ürkütücü bir endoktrinasyon aracıdır. Bazı nörobilim araştırmacıları, bu mekanizmaların birkaç kuşak boyunca aktarılabilecek epigenetik değişimlere yol açabileceğini (Darwin’in öngördüğü bir olasılık) düşünmektedir. Eğer bu doğruysa, YZ insanlığı kalıcı biçimde irrasyonel inançların boyunduruğu altına geri sürükleme potansiyeline sahip olabilir.
    YZ, Ekoloji ve Felaket
  24. YZ, özellikle iklimsel olmak üzere toplumsal-ekolojik felaketi hızlandırır. Gelişimi, “devrilme noktaları”nın aşılmasını tetikler.
    ABD’deki veri merkezleri 2023’te 17 milyar litre su tüketmiştir; bu rakamın 2028’e kadar iki katından fazla artması beklenmektedir. Küresel ölçekte 8000 veri merkezi 2024’te yılda 460 TWh elektrik tüketmiştir; buna 2026’da (2022’ye kıyasla) 160 ile 590 TWh arasında ek tüketim eklenecektir – bu da sırasıyla İsveç’in ve Almanya’nın yıllık tüketimine denktir. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre bu altyapıların CO₂ emisyonları 2020 ile 2035 arasında üç katına çıkacaktır. YZ için gerekli nadir toprak elementlerinin çıkarılması küresel ölçekte yılda 13 milyar ton atık üretmektedir; bazı çalışmalar 2050’de bunun yüz katından fazlasını öngörmektedir. Bu etkilerden en ağır biçimde, yoksul ülkelerin yoksulları etkilenmektedir: ya doğrudan madencilik faaliyetleri ve yer değiştirmiş veri merkezlerinin pompaladığı su kaynaklarının tükenmesi yoluyla; ya da dolaylı olarak biyolojik çeşitlilik kaybı ve aşırı iklim olayları aracılığıyla.
  25. YZ, kapitalist rekabetin içkin olduğu büyük teknolojik felaket risklerini artırır.
    YZ, özellikle Çin ile ABD arasında mücadele eden devletlerle sıkı sıkıya iç içe geçmiş teknoloji tekelleri arasındaki rekabetin başlıca konusu hâline gelmiştir. Bu nedenle YZ yarışı, doğrudan onun askerî uygulamalara yönelik bir yarıştır. Araştırma süreçleri opaktır ve bilimin “örgütlü şüphecilik” ilkesinden sapmaktadır. Bu yapı, riskleri artıran gizliliği teşvik eder. Daha gelişmiş bir YZ’nin birçok sisteme kendiliğinden entegre edilmesi, temel hizmetleri kesintiye uğratabilir, tehlikeli virüsler üretebilir, nükleer bir saldırıyı tetikleyebilir – üstelik bunun tam olarak nasıl gerçekleştiği bilinmeden… Kapitalist sistemin, bilim tarafından ayrıntılı biçimde belgelenmiş iklimsel devrilmeyi durdurma konusundaki acziyeti, bu senaryoların bilim kurgu olmadığını göstermektedir.
    Gerekli bir Tartışma için Bazı Yönelimler
  26. YZ’nin etkilerine karşı toplumu korumak üzere riskleri belirlemek ve acil önlemler almak için kamusal bir girişim zorunludur.
    Kapitalist çıkarlardan bağımsız bilimsel uzmanlıkla beslenen geniş bir demokratik tartışma, YZ’nin toplumsal yararını değerlendirmeli ve özellikle şu sorun ve düzenlemeleri tartışmaya açmalıdır:
  • YZ araştırma-geliştirme faaliyetleri kapitalist grupların elinden alınmalı ve bilimsel topluluğun usullerine tâbi kılınmalıdır;
  • Model tasarımı, algoritma eğitimi ve şirketlerin kullandığı teknik metodolojiler konusunda tam şeffaflık sağlanmalıdır;
  • YZ’nin sanatsal ve edebî üretim alanında kullanımı yasaklanmalı; veri korsanlığı bastırılmalıdır;
  • Sayısal teknolojilerin kooperatif kullanım girişimleri (Wikipedia vb.), YZ’nin rekabetine ve YZ tarafından korsanlığa karşı korunmalıdır;
  • YZ kullanımıyla toplumsal ilişkilerin insanlıktan çıkarılması riskine karşı “bakım” alanlarında (eğitim, sağlık, erken çocukluk ve yaşlı bakımı, kadına yönelik şiddetin önlenmesi vb.) istihdam korunmalı ve genişletilmeli; kamu idarelerinde yurttaşlara açık gişeler güvence altına alınmalıdır;
  • YZ’nin askerî ve kolluk alanlarındaki uygulamaları yasaklanmalıdır;
  • Irkçı, maço ve LGBTİ+ karşıtı içerikler yasaklanmalıdır;
  • On altı yaş altındaki çocukların sosyal ağlara erişimi kaldırılmalı; teknoloji ve riskleri konusunda eğitim verilmelidir;
  • Okul müfredatları, işbirliğini, doğaya aidiyet duygusunu ve canlıya saygıyı geliştirecek biçimde reforme edilmelidir.
  1. YZ, emek dünyasını; değer zincirinin tüm halkalarında mücadeleleri birleştiren ve işçi denetimini yeniden gündeme getiren, radikal biçimde sömürgecilik karşıtı, mücadeleci bir uluslararası sendikalizmin zorunluluğuyla yüz yüze getirir.
    Big Tech’in rantçı kapitalizminin gücü, madencilikte, nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda ve elektronik sanayide milyonlarca işçinin ve çocuğun aşırı sömürüsüne dayanır. Bu açgözlü tekellere ve onların tekno-faşist projesine karşı tutarlı mücadele, değer zincirinin tüm düzeylerinde işçilerin birliğinden geçer. Her yerde sendikaların tanınması ve sendikal özgürlük. İşyerinde YZ’nin uygulanmasına ilişkin olarak işçilerin danışma hakkı zorunlu olmalıdır. Sendikal veto hakkı tanınmalıdır. İş yükünün nicelik ve nitelik bakımından evrimi üzerinde işçi denetimi sağlanmalıdır. Şirketlerde YZ’nin uygulanmasına bağlı işten çıkarmalara karşı, ücret kaybı olmaksızın çalışma süresi kısaltılmalıdır.
  2. Veri merkezlerinin ve YZ’nin diğer ağır altyapılarının inşasına moratoryum uygulanması zorunludur. Her yeni ilerleme, şu unsurları içeren bütünsel bir ekolojik ve toplumsal stratejinin kabulüne bağlanmalıdır: toplumsal eşitsizlikleri azaltmayı hedefleyen bir strateji; kaynakların (su, madenler) sürdürülebilir yönetimi; tahrip edilmiş ekosistemlerin onarımı; ayrıca Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu, sera gazı emisyonlarının bağlayıcı biçimde azaltılmasına yönelik ayrıntılı bir plan.
  3. YZ karşısında bir karşı-kültür geliştirmek. Toplumsal hareketlerde, YZ’nin toplumsal ilişkileri ve fikir tartışmalarını aşındırmasına karşı kolektif pratikler hayata geçirmek.
    Kolektif zekânın oluşumu, yüz yüze gerçekleşen, sözlü ve sözsüz ifadelere imkân tanıyan, demokratik biçimde kararlaştırılan ve değerlendirilen kolektif eylem olmadan mümkün değildir. Sosyal ağlar bir tartışma mekânı değildir. Sol, “konuşan makineler”e duyulan büyülenmeye karşı mücadele etmeli; toplantılarında akıllı telefon kullanımını bilinçli biçimde dışlamaya çalışmalı ve görüş alışverişini ve derinlemesine analizleri hedefleyen basılı yayınları yeniden canlandırmalıdır.
  4. Başka bir dijital, kamusal ve demokratik olanak mümkündür.
    Zorunlu bir servet yeniden dağıtımı çerçevesinde, yerel, bölgesel ve ulusal otoriteler; kullanıcı verilerinin korunmasını güvence altına alan, demokratik denetim altında ücretsiz bir kamusal mesajlaşma, veri depolama ve sosyal ağ altyapısını ücretsiz olarak sağlama imkânına sahip olmalıdır. Ayrıca alanlara göre geliştirilen YZ’lerin de kamusal çerçevede oluşturulması gerekir.
  5. YZ çağında kapitalizme karşı mücadele, solun radikal bir yeniden kuruluşunun gerekliliğini güçlendirir.
    YZ’nin atılımı, solun bocalayışını çarpıcı biçimde görünür kılmaktadır. Bu durum, Marksizmi ve genel olarak solu; üretimcilikten, araçsalcı ideolojilerden (“amaç araçları meşrulaştırır”), ilerleme kültünden ve “teknolojik tarafsızlık” fikrinden arındırma gereğini pekiştirir. Big Tech’in Silikon Vadisi, Shenzhen ve diğer emperyalist merkezlerden yükselen küresel tahakkümü, kampçılığın (campisme) saçmalığını ortaya koymaktadır: sermaye ile kopuş ancak kapitalizmin dünya çapında ortadan kaldırılmasına kadar kesintisiz sürdürülmesi gereken devrimci bir uluslararası perspektif içinde düşünülebilir. Marksizmin ötesinde, solun “aktör-ağ teorisi” gibi post-modern kavrayışlarla da hesaplaşması gerekir: YZ’nin yabancı (alien) doğasının tehlikeli sonuçlarını tam anlamıyla kavramak, insan faaliyetinin bir tür protezi olarak işleyen teknik düzeneklerin, toplumsal etkileri olduğu için toplumsal aktörler olarak görülmesi gerektiği fikrinden vazgeçmeyi gerektirir. Tarihi yapan makineler değil, insanlardır.
  6. YZ’nin tehditleri, kapitalist büyüme uygarlığıyla devrimci, ekososyalist bir kopuşun aciliyetini vurgular.
    YZ’nin tehditleri yalnızca kapitalizmden kaynaklanmaz. Üretim ilişkileri ne olursa olsun, sinir ağları yapısal olarak doğru ile yanlışı ayırt edemeyecek ve farklı bir geleceği tasarlayamayacaktır. Kapitalist mülkiyetin kolektif mülkiyetle değiştirilmesi tek başına, YZ’nin ekolojik ayak izini yeryüzünün sürdürülebilirlik sınırları içine çekmeye yetmez. YZ’nin, piyasanın yarattığı korkunç sorunları yine piyasanın çözmesini sağlayacak bir mucize ilaç gibi davranacağı fikri aklın değil, büyünün ürünüdür. İnsan onuruyla ve türün hayatta kalmasıyla bağdaşan tek perspektif; toplumsal adalet içinde planlanmış, gerçek ihtiyaçların demokratik olarak belirlendiği, ekosistemlere, onların sınırlarına ve kırılgan, yerine konulamaz güzelliklerine saygı gösteren küresel maddi üretimin ekososyalist küçülmesidir.
    Daniel Tanuro
    Bu tezler yazım sürecinin çeşitli aşamalarında Marius Gilbert, Cédric Leterme, Léonard Brice, Michaël Löwy, Christine Poupin, Julia Steinberger ve Mélodie Vandelook’un katkı ve değerlendirmelerinden yararlanmıştır; dikkatleri için kendilerine teşekkür ederim.
    Kaynak
  • A l’Encontre, 11 Şubat 2026:
    https://alencontre.org/ecologie/theses-pour-une-critique-ecosocialiste-de-lintelligence-artificielle.html
    Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi