Ağustos başında Benin’de 17. Dünya Sosyal Forumu düzenlendi. Forum, yerini doldurmanın güç olduğu bir tartışma alanı olmayı sürdürse de, bu oturum gerek katılım sayısı gerekse siyasal açıdan başarısız oldu.
2001’den ve Porto Alegre’deki ilk oturumundan bu yana sosyal forumlar, ortalama iki yılda bir, dünyanın dört bir yanından ve farklı mücadele alanlarından gelen on binlerce insanı tartışmak üzere bir araya getirdi. Ne yazık ki son forumlara —2024’te Nepal’de düzenlenen forum hariç— yalnızca birkaç bin kişi katıldı ve bunlar büyük ölçüde ev sahibi ülke etrafında şekillendi; diğer kıtaların temsili ise oldukça sınırlı kaldı.
Buna ek olarak, katılımcı örgütlerin niteliğinde de bir değişim gözlemleniyor: sendikaların ve partilerin —ki partiler resmî olarak hiçbir zaman sosyal forumlara dâhil edilmediler— katılımı gerilerken, hükümet dışı kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının göreli ağırlığı giderek artıyor.
Forumun yasaklanması
Bu oturum, Dünya Sosyal Forumu’nu yasaklama kararı alan Benin hükümetinin baskısıyla karşı karşıya kaldı. Hükümetin, özellikle geçen nisan ayında yapılan seçimler bağlamında, bu kararı kendi inisiyatifiyle mi aldığı, yoksa emperyalist güçlerin baskısı altında mı hareket ettiği konusunda kesin bir şey söylemek güç. Zaten çıkarları da örtüşüyor: 24 Mayıs 2026’da göreve başlayan Benin’in yeni cumhurbaşkanı Romuald Wadagni, 2016’dan beri Ekonomi ve Maliye Bakanı olduğu Patrice Talon’un yerini aldı; Talon ise Forumun nihayet açılabildiği gün Senato Başkanı oldu… Uluslararası finans kuruluşlarıyla, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’le olan bağları kamuoyu tarafından biliniyor.
Her hâlükârda, açılıştan birkaç gün önce hükümet Forumun izinli olmadığını bildirdi. O sırada Forumun zor kullanılarak mı engelleneceği yoksa fiilen tolere mi edileceği bilinmiyordu; ancak bir gün önce daha resmî bir yasak kararı açıklandı: Forumun yapılacağı üniversite kapatılmış görünüyordu, birçok aktivist sınır dışı edildi ve otobüslerle gelen yaklaşık 500 kişiyi bir araya getiren Batı Afrika kervanları Togo sınırında geri çevrildi. İlk aşamada sınırı geçmelerine izin verildi, ardından polis onları geri dönmeye zorladı. Açılış gösterisi de yasaklandı.
4 Ağustos günü öğleden sonra gönüllülerden oluşan bir toplantı yapıldı ve aktivistlerin oturuma canlılık katma çabalarına rağmen atmosfer oldukça kasvetliydi. Uluslararası Konsey o gün neredeyse tamamen ortadan kayboldu; iktidarla yürütülen müzakerelere gömülmüş durumdaydı. Gerçekte Uluslararası Konsey, iktidar karşısında herhangi bir güç dengesi yaratmadı; yalnızca müzakere etmekle yetindi ve muhtemelen uysallığının devlet yetkililerini Forumun yapılmasına izin vermeye ikna edeceğini umdu. Dünya Sosyal Forumu için seferberlik zaten son derece sınırlı kalmıştı ve iktidar üzerinde baskı oluşturmak ve bu uygulamaları teşhir etmek amacıyla uluslararası ölçekte hiçbir militan kampanya yürütülmedi. Özellikle de, gösterinin yasaklanmasına karşı Beninli örgütlerle birlikte açık biçimde protesto yürütmek üzere hiçbir strateji oluşturulmadı.
5 Ağustos’ta, sınır dışı edilme ve kampüsün kapatılması endişesiyle tartışmalar yarı gizli ve öz-örgütlü bir biçimde gerçekleştirildi. Onlarca aktivistin yer aldığı bir WhatsApp grubunda, otellerin konferans salonlarında ya da barlarda düzenlenen tartışmalar duyuruldu. Böylece CADTM (1), önceki günlerde gerçekleştirdiği kendi uluslararası toplantısının devamı niteliğinde programını sürdürebildi. Uluslararası Konsey’in sessizliği ise yasaklamalara karşı aşağıdan bir tepki geliştirme girişimini tetikledi. Öğleden sonra geç saatlerde, Forumun nihayet ertesi gün, 6 Ağustos’tan itibaren yapılabileceği açıklandı.
Dağınık ve son derece ılımlı bir forum
Bu noktadan itibaren Forum neredeyse normal koşullarda gerçekleştirilebildi, ancak katılımın yaklaşık 3.000 kişiyle sınırlı kalması başta olmak üzere çok belirgin kısıtlarla karşı karşıyaydı.
Tüm sosyal forumlarda olduğu gibi burada da yerini doldurmanın güç olduğu karşılaşmalar yaşandı: birbirinden tamamen farklı çevrelerden gelen siyasi militanlar, sendikacılar, dernek aktivistleri, köylü örgütleri ve bireysel olarak katılan kişiler kafeteryalarda, “kuşaklar arası şenlikli ağ kurma akşamları”nda ve bazı tartışmalarda gayriresmî biçimde görüş alışverişinde bulunabildiler. Böylece CFDT’den, Benin’den ve Mali’den sendikacılarla, Benin Komünist Partisi ve CRID üyeleriyle, Güney Amerika ve Kanada’dan dernek temsilcileriyle vb. karşılaşmak mümkün oldu.
Ancak yasak büyük bir düzensizliğe yol açtı: tartışmaların bir bölümü bir gün önce alternatif biçimlerde gerçekleştirilmişti ve bu da aynı tartışmaların yeniden yapılmasının gerekli olup olmadığı konusunda soru işaretleri doğurdu.
Forumun düzenlendiği alan —Cotonou metropolitan bölgesinin kuzeybatısındaki devasa Abomey-Calavi Üniversitesi, Cotonou merkezindeki işçi borsası ve birkaç başka salon ile bar— katılımcı sayısına kıyasla fazlasıyla büyüktü. Bu durum karşılaşma olanaklarını ciddi biçimde sınırladı; genel eğilim, her örgütün yalnızca kendisinin düzenlediği tartışmalara katılması ve diğer girişimlere pek dâhil olmaması yönündeydi.
Açılış forumu büyük “Idriss Déby amfitiyatrosu”nda yapılabildi (üniversitedeki birçok salona, ülkeleri bu yapıların inşasına mali katkı sağlamış Afrikalı liderlerin isimleri verilmiş…). Ancak büyük oturumların çoğunda olduğu gibi burada da STK’cı bir zihniyet hâkimdi: kalkınmanın gerekliliği, savaşa karşı çıkılması ve insan hakları üzerine büyük niyet beyanları dile getiriliyor, fakat emperyalizmle ve diktatörlük rejimleriyle mücadele etmek için gerekli araçlardan hiç söz edilmiyordu.
Yasaklama sırasında olduğu gibi burada da bir tür Coué yöntemiyle, yani herhangi bir irade yaratmadan işlerin kendiliğinden çözüleceği umuduyla karşı karşıya kaldık. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, iktidar tarafından örgütlenen ve birkaç düzine kişiden oluşan Cezayir delegasyonuydu. Bu delegasyon üniversite içinde Batı Sahra için hak talep eden küçük bir gösteri düzenledi; Filistin bayrakları taşıdı, üzerinde “Algérie: another world is possible” yazan tişörtler giydi ve “One two three, viva l’Algérie” sloganı attı. Bu eylem, bazı rejimlerin Dünya Sosyal Forumu’na katılan örgütler üzerinde yürüttüğü lobicilik faaliyetlerinin tipik bir örneğiydi. Bir de gerçekte tohum ya da el yapımı giysi satmayı amaçlayan işletmeler niteliğindeki, militan ve talepkâr içeriği son derece sınırlı derneklerden söz etmek gerekir.
En büyük eksiklik ise Beninli örgütlerin ve aktivistlerin yokluğuydu. Bazı örgütler sürecin parçası olmuştu, ancak çoğunluk açısından durumun böyle olmadığı görülüyordu. Her hâlükârda nüfusun büyük çoğunluğu ile kampüsteki öğrencilerin ezici çoğunluğunun etkinlikten haberi yoktu. Görüştüğümüz Benin Komünist Partisi’nden bir üye, yalnızca iktidara yakın sendikal konfederasyon gibi son derece kurumsal birkaç örgütün sürece dâhil edildiğini, genel olarak militan örgütlerin ise ne sürece katıldığını ne de kendilerine danışıldığını söyledi.
Dördüncü Enternasyonal açısından ise Belçika, Fransa, Mali, Fas, İsviçre ve Pakistan’dan gelen ve farklı delegasyonlar içinde yer alan yaklaşık on kişiydik. Özellikle CADTM delegasyonu içinde yer aldık. CADTM, başlıca çalışma alanı olan borç konusunda son derece kapsamlı bir program yürüttü; bunun yanı sıra Batı’nın ve Doğu’nun emperyalist güçleri, Sahel rejimlerinin niteliği, Z kuşağının seferberlikleri vb. üzerine de tartışmalar düzenledi.
Ne tür bir perspektif?
Dünya Sosyal Forumu’nun bir sonraki toplantısının Latin Amerika’da yapılması bekleniyor, ancak karar henüz alınmış değil. Bu zorlu buluşma vesilesiyle sosyal forumların önemini yeniden hatırlatmak gerekiyor. Gerçekten de on binlerce insanı birkaç gün boyunca tartışmak üzere bir araya getirebilen buna benzer başka bir çerçeve bulunmuyor. Özellikle ilk forumlar ve kıtasal sosyal forumlar, küreselleşme karşıtı hareketin, feminist hareketin ve savaş karşıtı hareketin inşasına eşlik etmeyi mümkün kılmıştı.
Önceki dönemde uluslararası ve enternasyonalist mücadelelerin geri çekilmesi, kuşkusuz koordinasyon çerçevelerinin oluşturulmasını engelledi ve en az radikal STK’ların sosyal forumlar üzerindeki hâkimiyetini güçlendirdi. Ancak Gazze için hareket, #MeToo, iklim mücadeleleri ya da Porto Alegre Antifaşist Konferansı’nın inşası gibi uluslararası mücadelelerin yeniden canlanması, sahadaki mücadelelerle bağlantılı ve devlet aygıtlarından bağımsız enternasyonalist eylemler inşa etmenin mümkün olduğunu gösteriyor.
Farklı örgütler sosyal forumların yeniden canlandırılması çağrısında bulunuyor. Bunun yolu, devletlerden bağımsızlıktan, emek hareketinin örgütlerine —özellikle de ev sahibi ülkedekilere— yönelmekten ve aşağıdan bir inşa sürecinden geçiyor. Bu da finansmanı tabandan sağlamaya çalışmak, büyük toplumsal seferberlikleri merkezi biçimde görünür kılmak, forumun düzenlendiği ülkedeki mücadeleleri teşvik etmek vb. anlamına geliyor. Her toplumsal harekette olduğu gibi, tabandan tepeye en geniş şeffaflık da öz-eylemliliği ve mümkün olan en geniş katılımı teşvik etmenin bir aracıdır.
Emek hareketinin örgütleri ise kendi düşük katılım düzeylerini sorgulamalıdır; çünkü bu durum, talepler etrafında yürütülen mücadelelerin Dünya Sosyal Forumu içindeki etkisinin azalmasına etkide bulunuyor. Bütün bunlar kaçınılmaz değildir. Dünya Sosyal Forumu yeniden seferberliklerin koordinasyon alanı hâline gelebilir; ancak bunun için hedeflerinde ve işleyişinde önemli değişiklikler gerekir. Latin Amerika’daki toplumsal hareketlerin bir bildiride ifade ettiği gibi: “Dünya Sosyal Forumu, başka bir dünyanın mümkün olduğunu ilan ederek doğdu. Bugün, karşı karşıya olduğumuz koşullar içinde, daha fazlasını söylemek zorundayız: Başka bir Dünya Sosyal Forumu gereklidir.”
20 Ağustos 2026
(1) Gayrimeşru Borçların İptali Komitesi. Bu komite, tüm kıtalarda borç meselesinin yanı sıra çeşitli talep mücadeleleri, toplumsal mücadeleler ve anti-emperyalist mücadeleler yürüten çok sayıda örgütü bir araya getiriyor.
Kaynak: https://inprecor.fr/
Tercüme: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
