6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimlerin sonuçlarının ardından, Alman solunun önündeki perspektiflere ilişkin tartışma daha da önem kazanmış durumda. Thies Gleiss, seçimden kısa süre önce kaleme aldığı bu ileri görüşlü analizde, krizin köklerini ortaya koyuyor.
Saksonya-Anhalt’ta (6 Eylül) ve Mecklenburg-Vorpommern’de (20 Eylül) yapılacak eyalet meclisi seçimlerine artık yalnızca birkaç gün kaldı ve Die Linke’nin görünüşe göre durdurulamaz biçimde yükselen AfD karşısında nasıl bir tutum alması gerektiğine ilişkin tartışmalar her geçen gün daha da keskinleşiyor.
Parti yönetiminin, başını Federal Meclis Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow’un çektiği, ancak parti yönetiminde, Federal Meclis grubunda ve eyalet meclisi gruplarında da sağlam biçimde kök salmış olan bir kesimi açısından, burada söz konusu olanın “otoriterliğe” karşı mücadelesinde “demokrasinin” yaşadığı bir kriz olduğu son derece açıktır. Bu nedenle Die Linke, tehdit altındaki demokratik devlete karşı taşıdığı genel sorumluluğun gereğini yerine getirmelidir. Pratikte bunun anlamı, AfD’ye karşı “demokratik partilerin” tümünü kapsayan bir ittifaka dahil olmak; buna eyaletlerde CDU ile birlikte hükümet etme konusunda varılabilecek olası uzlaşmalar da dahildir.
Parlamenter bir çözüm yok ama yine de o yoldan gidelim
Die Linke’nin federal parti kongresi ne yazık ki Mecklenburg-Vorpommern ve Saksonya-Anhalt’taki eyalet örgütlerine her türlü parlamenter maceraya girişmeleri için serbestlik tanıdı. Sol partilerin ve işçi partilerinin eski geleneğini sürdürmek, burjuva partileriyle hiçbir hükümet ittifakına ve hiçbir dışarıdan destek anlaşmasına girmemek yönündeki önergeler çoğunluk sağlayamadı. Şimdi her iki eyalet örgütünün sorumluları da CDU ile anlaşmalara girebileceklerinin ve gerekirse CDU liderliğindeki bir hükümeti destekleyebileceklerinin işaretini veriyor. Böyle bir karar Die Linke açısından vahim olur ve partinin 2024’ten bu yana başarıyla sürdürdüğü, kendisini sol, bağımsız bir sınıf partisi olarak inşa etme sürecinde geri bir adım anlamına gelirdi.
AfD’nin başarısı ve sahip olduğu geniş destek — ki her ikisi de, 1932’de NSDAP’nin (Nazilerin) model eyaleti olan Saksonya-Anhalt’ta ulaştığı oy düzeyine ve özellikle toplum içindeki kök salmışlığına henüz çok uzaktır — CDU, SPD ve Yeşillerin yıllardır hem federal düzeyde hem de eyalet düzeyinde izlediği somut politikalardan ayrı düşünülemez. Bu, ücretlilerin ve özellikle göçmenlerin sırtından yürütülen bir politikadır; sağlık, bakım, emeklilik ve eğitim alanlarındaki sosyal devlet yapılarının parçalanmasının; kira, iklim ve ulaşım krizlerine gerçek çözümler üretmeyi reddetmenin; ve doğu Almanya eyaletlerinin yapısal olarak ihmal edilmesinin politikasıdır. Bütün bunlar, sağ partilerin ve her şeyden önce AfD’nin yükselişini besleyen temel dinamikleri oluşturuyor.
Buna bir de, Avrupa kapitalizmi için müreffeh bir gelecek yaratma vaadinden fersah fersah uzak olan AB’nin kalıcı krizi ile iktidar partilerinin savaş yönelimi ekleniyor. Bu yönelim yalnızca savaş ve yıkıma ilişkin eski korkuları yeniden canlandırmakla kalmadı, aynı zamanda gündelik yaşam maliyetlerinin muazzam ölçüde artmasına da doğrudan yol açtı. Yeni yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına göre, bu enflasyona ilişkin kaygı doğu Almanya’daki nüfusun başlıca korkusu haline gelmiş durumda.
Değişen çoğunluklara dayalı azınlık hükümeti
AfD’nin yükselişi yalnızca bu politikaların ve bunlarla bağlantılı toplumsal gerileme korkularının bir sonucu değildir. Parti aynı zamanda her ikisini de toplum içinde geniş ölçüde kök salmasının dayanağı haline getirmeyi başarmıştır. Bu ancak, birincisi hükümetlerin somut politikalarının değişmesi ve ikincisi, Die Linke’nin kendisiyle birlikte geniş solun sağa karşı geniş bir toplumsal cephe inşa etmeye koyulması ve sosyalist bir alternatif olarak toplum içindeki kendi köklerini güçlendirmesiyle tersine çevrilebilir.
Ancak CDU ve SPD ile kurulacak bir hükümet ittifakı, nasıl düzenlenirse düzenlensin, somut politikayı elbette değiştirmeyecektir. Die Linke’nin bir koalisyona katılması ya da CDU’lu veya SPD’li bir eyalet başbakanını dışarıdan desteklemesi karşılığında elde edebileceği küçük tavizler, burjuva politikasına verilmesi gerekecek tavizlerin yanında hiçbir şey ifade etmez ve solun her türlü inandırıcılığına ölümcül bir darbe indirir. CDU ile bir koalisyon ya da ona dışarıdan destek vermek, her şeyden önce federal hükümetin önünde boyun eğmek anlamına gelir, AfD’nin daha da güçlenmesine hizmet eder ve muhalefet rolünün tamamını yine AfD’ye bırakır.
Parlamenter düzeyde AfD sorununa bir “çözüm” yoktur. Parlamento içinde düşünülebilecek tek seçenek, Die Linke’nin yalnızca toplumsal açıdan kabul edilebilir olan düzenlemeleri desteklediği bir azınlık hükümetidir. Partiler üstü bir hükümetin de, partilerden bağımsız bir “uzmanlar hükümetinin” de kurulması engellenmelidir. Die Linke açısından siyasal olarak bağımsız bir sınıf partisi inşa etmekten başka bir alternatif yoktur.
27 Ağustos 2026
International Viewpoint tarafından Sozialistische Zeitung’da yayımlanan metinden çevrilmiştir. Başlık İmdat Freni Editörlüğü tarafından değiştirilmiştir. Orijinal Başlık: Doğu eyaletlerindeki seçimler ve Die Linke: Büyük koalisyon dışında her şey. FAŞİZM KAPIDA MI? – 2026 EYALET SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE
Tercüme: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
