İspanya İç Savaşı hakkındaki geniş literatürde, bu savaş çoğunlukla demokrasi ile faşizm arasındaki bir mücadele olarak gösterilir. Bu görüş, çoğu tarihsel olarak Stalinizmden etkilenmiş sol kesimler arasında neredeyse hegemonik bir konumdadır. Ancak bu yaklaşım, 1930’ların İspanyasının sosyopolitik gerçekliğiyle çelişmektedir.
Demokrasinin çöküşü
İç Savaş öncesindeki yıllarda İspanyol Devleti’nde yaşanan toplumsal, ekonomik ve siyasi kutuplaşma ile burjuva demokrasisinin bunun sonucunda çöküşü, hem silahlı çatışmanın hem de devrimin patlak vermesine neden oldu.[1] Halk Cephesi’nin Şubat 1936’daki seçim zaferi, yeni bir toplumsal reformlar döneminin kapılarını açmak yerine, cumhuriyetçi demokrasinin, iktidarlarına yönelik herhangi bir meydan okumayı önlemeye kararlı egemen sınıfları yenilgiye uğratma konusundaki yetersizliğini gözler önüne serdi. Halk Cephesi’nin zaferi hem kentli hem de kırsal emekçi kitlelerin yeni bir seferberlik dalgasını tetikledi. Cumhuriyet hükümeti ise, tıpkı 1931’de olduğu gibi, bunu bastırmaya çalıştı. Sağ kanat ise kendi adına, Cumhuriyetçi demokrasiyi içeriden yıkma umudunu tamamen terk ederek bir askeri darbe seçeneğine yöneldi.
Cumhuriyet’in geleceği yalnızca onun sağcı düşmanlarına değil, işçi hareketine de bağlıydı. Sosyalistlerin cephesinde, Largo Caballero’nun önderlik ettiği devrimci kanat, 1931-1933 deneyimini tekrarlamayı reddetti ve PSOE’nin (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) yeni hükümete katılmaması konusunda ısrar ederek “burjuva devrimini tamamlama” görevini cumhuriyetçilere bıraktı. Marksizm’in bu şematik anlayışı, Largo Caballero ve takipçilerinin iktidarı ele geçirmeye yönelik bir stratejiden yoksun kalmasına ve cumhuriyetçilerin bir sosyalist hükümete zemin hazırlamasını pasif bir şekilde beklemelerine yol açtı. Buna karşılık, İspanya Komünist Partisi (PCE) tarafından desteklenen Indalecio Prieto’nun daha sosyal demokrat kanadı, Cumhuriyetçi reformist programı tamamlamak için bir koalisyon hükümetine dönülmesi gerektiğini savundu. İç Savaş’ın tam ortasında sosyalist hareketin benimsediği tutum işte bu sonuncusuydu. PSOE’nin sol kanadı ise, tabanının bir kısmını Stalinizm’e kaptırmış olması nedeniyle —özellikle Sosyalist Gençlik’in (FJS), Komünist Gençlik Birliği ile birleşerek Birleşik Sosyalist Gençlik’i (JSU) kuracak olması— gelişmelerin gerisinde kaldı ve sonunda sosyal-demokrat rakipleriyle aynı konumu kabul etmek zorunda kaldı.
İç Savaş’ın arifesinde, anarko-sendikalist Ulusal Emek Konfederasyonu (CNT), İber Yarımadası’nın en önemli işçi hareketi olan Katalan işçi hareketi içinde hatırı sayılır bir güce sahip olmaya devam etti ve Endülüs, Aragon ve Valensiya Topluluğu’nda önemli bir varlık gösterdi. Ayrıca, sosyalistlerin tarihsel olarak işçi hareketi içinde çoğunluğu elinde tuttuğu Asturias ve Madrid’de, CNT önemli bir güce sahipti.[2]
Aktivistler ve sendika liderleri, anarko-sendikalistler ile en önemlisi İber Anarşist Federasyonu (FAI) olan, daha saf anarşist kesimler arasında bölünmüştü. Tüm bu eğilimler ortak bir özelliği paylaşıyordu: apolitizm. Ancak, baskılar nedeniyle zayıflamış ve ideolojik olarak bölünmüş olan CNT, 1936’nın ilk aylarında diğer sol hareketlerle ilişkilerinde daha uzlaşmacı bir tutum benimsedi. Bu durum, CNT’nin savaş sırasında hükümete doğrudan katılacak olmasının ilk adımı olarak değerlendirilebilir.
1936 Şubat seçimlerinde CNT, binlerce tutuklu üyesinin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla, 1933’te yaptığı gibi, boykot kampanyası yürütmedi ve örgütün “oy kullanma özgürlüğü” tutumu, Halk Cephesi’nin zaferine katkıda bulunan faktörlerden biri oldu. Mayıs 1936’da CNT, Zaragoza’da Dördüncü Kongresini düzenledi. Bu kongre, hem ideolojik açıdan hem de işçilerin birliği yönündeki açık çağrısı nedeniyle örgüt tarihinde bir dönüm noktası oldu. Ekim 1934’teki Asturias komününün bastırılmasının yarattığı sarsıntıyla delegeler, toplumsal devrime giden ilk adım olarak sosyal demokrat Genel İşçi Sendikası (UGT) ile devrimci bir ittifakı savundular. Ancak Kongre, CNT’nin siyasete açıklığının sınırlarını da ortaya koydu. Özgürlükçü komünizmin doğası hakkında uzun ve soyut bir tartışma yaşanırken, mevcut durum veya askeri darbe tehdidi hakkında hiçbir tartışma yapılmadı.
Yeni kurulan POUM (Marksist Birleşik İşçi Partisi) da işçi birliğini savundu, ancak bunu 1934 devrimci hareketinde kilit rol oynayan İşçi İttifakları’nın (Alianza Obrera) yeniden örgütlenmesi yoluyla yapıyordu. POUM, kapitalizmi aşmak için temel bir unsur olan İşçi İttifakı’nı, küçük burjuva cumhuriyetçiliğine tabi siyasi bir ittifak olan Halk Cephesi ile tezat bir konuma yerleştirdi.
Aynı zamanda, 1934 hareketini başarısızlığa mahkûm eden eksik bir unsur olan büyük bir devrimci partiye duyulan ihtiyaç konusunda ısrar etti. Yeni parti, sosyalistlerin en radikal kesimlerini, özellikle de gençleri kazanmayı umuyordu. 1936 baharında Sosyalist Gençlik Federasyonu’nun Stalinist etki altına girmesi, bu umuda ölümcül bir darbe vurdu.
Devrim
Temmuz 1936’daki askeri ayaklanmaya tepki olarak patlak veren devrim, 1917’deki Bolşevik zaferiyle başlayan devrimci döngünün sonunu işaret ediyordu. Sadece birkaç gün içinde, Andreu Nin’in de ifade edeceği gibi, silahlanmış işçi sınıfı, “liberal burjuvazinin” beş yılda çözmeyi başaramadığı “temel sorunları”—tarım sorunu, Kilise sorunu, Ordu sorunu ve Katalonya sorunu—çözüme kavuşturmuştu. İşçi sınıfı demokratik bir cumhuriyet için değil, sosyalist bir devrim için savaşıyordu.[3]
İşçi hareketi tarihinde benzersiz bir öz-yönetim deneyimi olan bu devrimin temel unsuru, sanayinin ve toprağın kolektifleştirilmesiydi. Çoğu durumda, şirketlerin veya toprakların ele geçirilmesi, işçi örgütlerinin sonradan desteğiyle gerçekleşen kendiliğinden bir süreçti.[4] Kentsel kolektifleştirme, CNT’nin kontrolü altındaki ve İspanya sanayisinin yarısının yoğunlaştığı Katalonya’da daha da ileri boyuta ulaştı. Valensiya Topluluğu’nda da kolektifleştirme, özellikle tarımda oldukça yaygındı. Valensiya’dakilerin yanı sıra en çok bilinen tarım kolektifleri, doğu Aragon’da anarşistler tarafından örgütlenenlerdi. Her ne kadar bölgedeki CNT milislerinin varlığı bu kolektifleştirmeler için önemli olsa da, girişim genellikle yerel düzeydeydi. Özellikle de Aralık 1933’teki anarşist ayaklanma sırasında özgürlükçü komünizmin kurulduğunun ilan edildiği kasabalarda. Tarım kolektifleşmesi, Endülüs ve Kastilya’ya da yayıldı.
Devrim aynı zamanda, binalara el konulması ve bunların anti-faşist örgütlerin karargahlarına, okullara, hastanelere ve halk yemekhanelerine dönüştürülmesiyle kentsel alanın geniş çapta işgal edilmesi anlamına da geliyordu. Dahası, birçok kadın için devrim ve savaş, geleneksel olarak eve kapatılmalarından bir kopuşa vesile olmuş ve onlara “ilk defa kolektif bir kamusal görünürlük kazandırmıştı”.[5] Kadınlar ilk olarak anti-faşist kadın örgütlerine kitlesel düzeyde katılarak, fabrikalarda çalışarak ve daha nadir olsa da silahlı mücadeleye katılarak siyasi faaliyete adım attılar.
Sadece devrimin en güçlü olduğu yerlerde değil, askeri ayaklanmaya karşı gösterilen tüm direnişin merkezinde işçi örgütleri yer alıyordu. Sendikalar ve işçi partileri, Cumhuriyetçi bölge genelinde isyancılarla savaşmak için milisler örgütlediler. 1936 yazında, çeşitli cephelerde savaşan yaklaşık 150 bin milis bulunuyordu. Katalonya ve Valensiya Bölgesi’nin devrimci merkezlerinin ötesindeki diğer alanlarda da sendikalar sanayiye müdahale ederek farklı biçimlerde işçi denetimi kurmuşlardı.
Savaş ve devrim karşısında Halk Cephesi
Uluslararası faşist güçler tarafından yoğun bir şekilde desteklenen isyancıların askeri üstünlüğü karşısında, Halk Cephesi’nin ana partileri olan Cumhuriyetçiler, Sosyalistler ve Komünistler, orta sınıfların desteğini korumak ve başta Büyük Britanya ve Fransa olmak üzere Batılı demokrasilerden askeri yardım sağlamak amacıyla savaşı burjuva demokrasisinin bir savunması olarak sunmanın gerekli olduğunu savundular. Bu tutum, Cumhuriyetçi bölgenin önemli bir bölümünde sürmekte olan sosyal devrimi bastırmak veya en azından gizlemek anlamına geliyordu.
Hem o dönemde hem de tarih yazımında, orta sınıfların veya en azından bu sınıfın bir kesiminin sol eğilimli cumhuriyetçi partiler tarafından temsil edildiği kabul ediliyordu. Bu partilerin 1931 ve 1936’daki cumhuriyetçi hükümetlerde merkezi bir rol oynamış olması, siyasi önemlerine dair düşünceyi pekiştirmiştir. Ancak, sosyal ve seçmen tabanları oldukça kısa ömürlüydü. Kitlesel desteğe sahip oldukları tek yer olan Katalonya (Esquerra Republicana de Catalunya, Katalonya Cumhuriyetçi Solu veya ERC) dışında, sol Cumhuriyetçiliğin sosyal tabanı epey sınırlıydı ve temelde kentsel küçük burjuvazi ile öğretmenler gibi çok belirli kesimlerden oluşuyordu.
Cumhuriyet yılları boyunca elde edilen seçim sonuçları, gördükleri desteğin sınırlarını açıkça ortaya koymaktadır. 1931’de, Katalonya hariç tutulduğunda, PSOE ve Radikal Parti ile ittifak halinde 111 solcu Cumhuriyetçi milletvekili seçilirken, 1936’da Halk Cephesi’nin bir parçası olarak 129 milletvekili seçilmiştir. 1933’te ise ülke çapında bir koalisyonun parçası olmadan (Katalonya’daki 21 sandalyeye karşılık) yalnızca 14 sandalye kazanabilmişlerdir; bunların dokuzu Radikallerle yapılan yerel anlaşmalar, beşi ise PSOE’nin yine yerel düzeydeki desteği sayesinde elde edilmiştir.[6]
Uluslararası alanda, Cumhuriyet’in görünüşte doğal müttefikleri liberal demokrasiler, Meksika’nın dikkate değer istisnası dışında, meşru hükümete kendini savunması için gerekli silahları göndermeyi reddederek onu terk etmekle kalmadılar, aynı zamanda cumhuriyetçi İspanya’nın neredeyse tamamen izole olmasına yol açan “müdahale etmeme” politikası adlı bir maskaralığı da desteklediler. Almanya ve İtalya’nın Müdahale Etmeme Komitesi’ne katılımı, bu rezil politikanın alaycılığının en açık örneğiydi.
Gerçekte, ne Fransa’nın ne de Büyük Britanya’nın ciddi bir siyasi ve sosyal radikalleşme ortamında zayıf görünen bir hükümeti desteklemeye niyeti vardı. Egemen sınıflar, askeri liderlik ve İngiliz emperyalizmi tarafından köşeye sıkıştırılan Fransız Halk Cephesi hükümeti, Cumhuriyet’e silah gönderme niyetinden hızla vazgeçti. İngiliz hükümeti, İkinci İspanyol Cumhuriyeti’nin Başbakanı (1931-1933 ve 1936), 1935’teki Halk Cephesi’nin örgütleyicisi ve Cumhuriyet’in son Cumhurbaşkanı (1936-1939) olan Manuel Azaña’yı “İspanya’nın Kerenski’si” olarak görüyor ve İç Savaş başladığında Bolşevizmin iktidarı ele geçirmek üzere olduğuna inanıyordu. Bakanları arasında, İngiltere’nin emperyalist ve kapitalist çıkarlarını korumak için Franco’nun en iyi seçenek olduğuna dair açıklamalar yapanlar bolca mevcuttu. [7]
Stalinizm
Rus Devrimi’nin yozlaşması ve Stalin’in iktidarı ele geçirmesiyle komünist partiler, tamamen Moskova’nın politik ihtiyaçlarına tabi hale gelmişti. Komintern’in Halk Cephesi politikasına yönelmesi, öncelikle Nazi Almanyası’nın bizzat SSCB’nin bekasına yönelttiği tehdidi kontrol altına alma ihtiyacından kaynaklanıyordu. Bu tehdit, faşist güçlere karşı demokrasilerle, özellikle de Fransa ile uluslararası bir ittifak kurmayı acil hale getirdi. Böylece Halk Cephesi, Sovyet dış politikasının ulusal düzeydeki ifadesi haline geldi. Bu yeni yönelimin söz konusu dönemde komünist partiler tarafından tek tip bir şekilde benimsenmesi, her bir ülkenin sosyopolitik durumuna dair herhangi bir analize dayanmıyordu.
Ancak, sosyal demokrat partileri sosyal faşizmle özdeşleştiren ve onları işçi sınıfı için en büyük tehlike olarak gören önceki felaket çizginin aksine, Halk Cephesi aşırı sağ tehdidiyle yüzleşme ihtiyacıyla uyumluydu ve İspanya Devleti de dahil olmak üzere birçok ülkede komünistlerin siyasete etkisinde ani bir artışa yol açtı. Savaşın patlak vermesiyle birlikte PCE, Cumhuriyetçi bölgedeki en güçlü siyasi parti haline geldi. Parti, 1937’nin ortalarına gelindiğinde 300 bin üyeye ulaşmıştı (Temmuz 1936 öncesinin on katı), öte yandan Katalonya’daki kolu olan Partit Socialista Unificat de Catalunya (Katalonya Birleşik Sosyalist Partisi veya PSUC) 50 binden fazla ve partinin gençlik grubu olan Juventudes Socialistas Unificadas (Birleşik Sosyalist Gençlik veya JSU) ise yaklaşık 250 bin üyeye sahipti.
Komünist Parti’nin böylesine güçlenmesinin birkaç nedeni vardı. Komünistlerin Halk Cephesi’ni kararlı bir şekilde savunması, devrimin aşırılıklarından ve özel mülkiyete yönelik saldırılardan korkan küçük burjuva kesimler de dahil olmak üzere, askeri ayaklanmaya ve faşizme karşı çıkan yeni siyasallaşmış insanları partiye çekti. Askeri merkezileşmeyi ve sıkı disiplini savunan komünistler, Cumhuriyet’e sadık kalmış olan birçok profesyonel askerin de desteğini kazandılar. Ancak her şeyden önce, SSCB’nin Cumhuriyet’e verdiği askeri destek PCE’nin prestijinin artmasına katkıda bulundu.
Komünist etkinin artışını açıklarken sıklıkla göz ardı edilen bir faktör de “Rus Devrimi’nin partisi” imajının kalıcılığı ve kendilerini devrimci olarak tanımlamalarıydı. PCE’nin, cumhuriyetçi demokrasiyi savunma taahhüdüne rağmen “yeni tip bir demokrasi”, “halk devrimi” ve “ulusal devrimci savaş” ihtiyacından bahsetmesi, Cumhuriyetçi bölgedeki siyasi ve sosyal gerçekliklerin bir yansımasıydı. Kasım 1936’da Madrid halkını harekete geçirmek için Sovyet imgelerinin ve devrimci yöntemlerin yaygın olarak kullanılması, komünistler ile burjuva demokrasisi arasındaki görünürde kafa karıştırıcı olan ilişkinin bir başka örneğidir. Dolayısıyla, Halk Cephesi’nin sosyalizmin kurulması için gerekli bir taktiksel ara dönem, bir ön aşama olduğu sonucuna varmak zor değildi. Bu tür belirsizlikler, Stalinizmin, PCE’ye katılan Federación de Juventudes Socialistas’ın (Sosyalist Gençlik Federasyonu) önemli bir kesimi için yarattığı cazibeyi açıklamaya yardımcı olmaktadır.[8]
Sonuç olarak, liberal ve reformist kesimler değil, disiplini ve Leninist yapısıyla yalnızca PCE (ve Katalonya’da PSUC), hem Cumhuriyetçi bölgede sürmekte olan sosyal devrimi sona erdirmeyi hem de Halk Cephesi’nin savaş çabalarını siyasi olarak yönlendirmeyi başarabildi.
İktidara karşı Anarşizm
İspanya topraklarının neredeyse üçte ikisinde askeri ayaklanmanın bastırılmasının ardından, iktidar, çoğu Halk Cephesi’ne bağlı olan ve CNT’nin doğrudan katılımıyla faaliyet gösteren sayısız komite tarafından yürütülüyordu. Katalonya’da ise komiteler, devrimin etkisini yansıtıyordu. Genellikle “devrimci” veya “antifaşist” komiteler olarak anılan bu komitelerin yapısı, çeşitli örgütlerin yerel güçlerine bağlıydı. Genellikle üyeler, kendi örgütleri tarafından atanır, çok azı yerel halk tarafından seçilirdi.[9]
Cumhuriyetçi bölgede, ilk haftalarda yaşanan, koordinasyon eksikliğini ve iktidarın parçalanmışlığını aşmak için şehir ve bölge ölçeğinde farklı türde komiteler örgütlendi. Bunların neredeyse tamamı yerel düzeydeki Halk Cephesi örgütleri tarafından destekleniyor, CNT de buna eklemleniyordu. Bu komitelerin özerklik düzeyleri ve radikalizmleri bulundukları yere göre değişiklik gösteriyordu. Bunların en önemlisi Katalonya’daki Anti-Faşist Milisler Merkez Komitesi’ydi (CCMA). Durumu idare edemeyen Katalan hükümeti, işçi ve cumhuriyetçi güçlere, isyancı güçlere karşı mücadeleyi koordine edecek birleşik bir komitenin kurulmasını önerdi. Böylece 21 Temmuz’da, yeni komitenin kararları devrimin gücünü yansıtmasına karşın, Halk Cephesi’nin çoğunlukta olduğu CCMA kuruldu.[10] Askeri örgütlenmenin yanı sıra CCMA; ayaklanmayı destekleyen kişilerin banka hesaplarını dondurarak ve işçilerin sahip olduğu işletmelerin ücret ödemeye devam etmesine yardımcı olacak önlemler alarak ekonomiyi kontrol altına almanın ilk adımlarını attı.
Cumhuriyetçi bölgenin büyük bir kısmında, İç Savaş’ın ilk haftalarında, CCMA gibi, fiilen iktidarı elinde tutan komiteler kuruldu. Bu komitelerin çoğunun siyasi yönelimi, Halk Cephesi örgütlerinin etkisini yansıtıyordu. Ancak durum o kadar kutuplaşmıştı ki, Cartagena, Gijón, Málaga, Valensiya’daki komitelerde ve özellikle Ekim ayında kurulan ve anarşistlerin hâkim olduğu Aragon Konseyi’nde olduğu gibi, birçok yerde bu komiteler belirgin bir şekilde radikal bir tutum sergiledi.
Ancak, tamamen parçalanmış halde kalan komitelerin iktidarı sağlamlaştırılamadığı için devrim tam anlamıyla başarılı olamadı. Bu gerçeklik göz önüne alındığında, devrimin geleceği, savaş sırasında üye sayısını ikiye katlayarak bir buçuk milyon üyeye ulaşan CNT’ye bağlıydı. Anarşistler açısından devrim, İspanya’nın ileride Cumhuriyetçi bölgeyi oluşturacak kesiminin büyük bölümünde işçi sınıfının sokakları, fabrikaları ve toprakları kontrol etmesi anlamında bir gerçeklikti. Ancak işçi örgütleri iletişimi, dış ticareti veya bankacılığı kontrol etmiyordu. Hepsinden önemlisi, 1936 sonbaharında Halk Ordusu’nun kurulmasıyla birlikte savaşın ve devrimin temel unsuru olan silahlı kuvvetlerin de kontrolünü kaybettiler.
Cumhuriyetçi Devlet’in neredeyse tamamen çözülmesinin yarattığı boşluk karşısında, anarşistler kısa süre içinde bir ikilemle karşı karşıya kaldılar. Barselona’da askerî isyancıların yenilgiye uğratılmasının ertesi günü, 21 Temmuz’da Katalan CNT’sinin bölgesel genel kurulunda, radikal anarşizmin en etkili liderlerinden biri olan Juan García Oliver, CNT’nin önünde iki seçenek bulunduğunu ifade etti: “ya her şeyi göze almak” ve bunun sonucunda “bir anarşist diktatörlük” kurmak ya da diğer anti-faşist güçlerle işbirliği yapmak. “Diktatörlük” anarşistler için kabul edilemez olduğundan ve özellikle Katalonya dışında diğer güçlerin (bilhassa sosyalistlerin) önemli bir varlığı bulunduğundan, “işbirliği” seçeneğini tercih ettiler. Böylece anarşist liderler, daha başlangıçtan itibaren devrimi savunmaları ile devletle işbirliği yapma pratikleri arasındaki çelişkinin içinde kaldılar. Gerçekte ikilem “diktatörlük” ile “işbirliği” arasında değildi: Asıl ikilem, iktidarın ele geçirilmesi için anarşist safların ötesine geçen bir işçi birliği ile er ya da geç devrimin sonu anlamına gelecek olan Halk Cephesi’ne tabi olma arasındaydı.
Yeni bir devlet kurmaya karşı çıkan anarşistler, sonunda mevcut devletle, daha doğrusu 1936 İspanya’sının koşullarında Cumhuriyetçi devletin yeniden inşasıyla işbirliği yapar hale geldiler. Askerî durumun giderek kritikleştiği Kasım 1936’nın başlarında, dört anarşist Cumhuriyetçi hükümete katıldı.
Cumhuriyetçi bölge içindeki karşı devrimci süreç, 1937 Mayıs’ının başlarındaki sokak çatışmalarıyla zirveye ulaştı.[11] Bir hafta sonra, ılımlı sosyalist Juan Negrín başkanlığında, anarşistlerin katılımı olmadan bir hükümetin kurulması, burjuva devletinin kesin olarak güçlenmesini ve başta Stalinizmin şiddetli karalama kampanyasının kurbanı olan POUM olmak üzere en devrimci kesimlerin bastırılmasını temsil ediyordu. Devrimin son kalesi, anarşistlerin kontrolünde olan ve ağustos ayında feshedilen Aragon Konseyi’ydi. Şubat 1938’e gelindiğinde, Cumhuriyetçi devlet ile işbirliği yapmaya tamamen ikna olmuş olan CNT, hükümete geri döndü.
Devrimci bir alternatif mümkün müydü?
Halk Cephesi’nin, sosyal devrimi feda ederek demokrasiyi savunmak amacıyla savaş yürütme yaklaşımına bir alternatif olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Cumhuriyetçi hükümetin askeri stratejisi, kısmen kendi bölgesindeki siyasi durumun kontrolünü elinde tutma ve dünyaya kendini liberal bir hükümet olarak sunma ihtiyacından dolayı, alışılmışın dışında veya devrimci taktiklerin kullanılmasını reddediyordu. Ancak düşmanın büyük maddi üstünlüğü göz önüne alındığında, Cumhuriyetçi hükümetin geleneksel askeri stratejiye bağlı kalmasının başarı şansı oldukça düşüktü. Halk Cephesi’nin ve devrimin yok edilmesinin, yalnızca Cumhuriyet’in askeri ihtiyaçlarından kaynaklanan “pratik” bir tutum olduğu düşüncesi bir yanılgıdır.
Halk Cephesi politikalarının, özellikle de emperyalist çıkarlara tabi olmasının askeri sonuçları oldu. Örneğin, İngiliz hükümetinin baskısıyla donanma filosunun daha en başından Cebelitarık Boğazı’ndan çekilmesi, isyancı güçlerin binlerce askeri Kuzey Afrika’dan İber Yarımadası’na geçirmesi için yolu açık bıraktı. Ayrıca, Fransız emperyalizminin çıkarlarına zarar vermemek adına Fas’ın bağımsızlığını ilan etmeyi ve faşistlerin cephe gerisinde milliyetçi bir ayaklanmayı desteklemeyi reddetmeleri de isyancı güçlerin işine yaradı.
Alternatif bir strateji, nüfusun (Kasım 1936’daki Madrid Muharebesi’nde olduğu gibi) kitlesel seferberliğini, savunmaya dayalı bir mevzi savaşını ve gerilla savaşıyla harmanlanmış daha sınırlı, ani baskınların kullanımını içerebilir, böylece kapasiteleri arasında belirgin bir eşitsizlik bulunan iki ordu arasındaki devasa çarpışmaların önüne geçilebilirdi. Aynı zamanda, Fas’ın bağımsızlığının ilan edilmesi ve Fas bağımsızlık hareketine askeri destek verilmesi ya da köylülere toprak dağıtımının duyurulması gibi adımlar, düşmanın cephe gerisinin zayıflatılmasına katkı sağlayabilirdi.[12]
Elbette, Madrid savunması bu konuda açıklayıcı bir örnek teşkil etse de, devrimci bir savaş stratejisinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağını bilmek imkansızdır. Dahası, hem komünist hem de sosyal demokrat partilerin önemli bir nüfuza sahip olduğu uluslararası durum elverişli olmaktan çok uzaktı. İspanya’da devrimci bir iktidarın varlığının, kendi sınırlarının ötesindeki işçi hareketleri üzerinde nasıl bir etki yaratacağını bilmek imkansızdır. 1917 örneği, bunun bir katalizör işlevi görebileceği ve sonuç olarak diğer siyasi akımların sınıf mücadelesi üzerinde daha büyük bir etkiye sahip olmasının önünü açabileceği ihtimalini doğurmaktadır.
Savaş ve devrim
İspanya İç Savaşı tarih yazımı, genellikle antifaşist güçler arasındaki bölünmeyi, savaşa öncelik vermek isteyenler (komünistler, cumhuriyetçiler ve sosyalistler) ile devrimin çıkarlarını savaşın çıkarlarının önüne koyan CNT ve POUM arasındaki bir bölünme olarak sunar: savaş mı devrim mi ikilemi. Aslında durum hiçbir zaman böyle olmadı. Hem CNT hem de POUM, savaşı ve devrimi eşzamanlı olarak yürütmenin, yani devrimci bir savaş yürütmenin gerekliliğini savunuyordu. İkisi birbiriyle iç içe geçmişti. Özellikle POUM, Rus İç Savaşı sırasındaki Sovyet Kızıl Ordusu’nu örnek alarak devrimci bir ordunun kurulmasını öneren net bir askeri politikaya sahipti. Ancak böyle bir ordu, işçiler, köylüler ve milislerden oluşan komiteler aracılığıyla, alttan gelen demokrasiye dayalı bir devrimci hükümet olmadan kurulamazdı.[13]
POUM, en azından Katalonya’da devrimi pekiştirmek için işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak CNT olmadan böyle bir hedefe ulaşmak imkânsızdı. CNT’yi veya en azından bir kısmını buna ikna etmek çok geçmeden POUM’un temel siyasi meselesi haline geldi, ancak görüldüğü üzere, anarşistlerin herhangi bir devrimci iktidar veya devlet biçiminin kaçınılmaz olarak bir diktatörlüğe yol açacağına dair inancını aşması gerekiyordu.
Nihayetinde İspanyol devrimindeki en büyük eksiklik, iktidarın ele geçirilmesine öncülük edecek gerekli güce sahip devrimci bir örgütün bulunmamasıydı. Andreu Nin’e göre “devrimin tek partisi” olan POUM’un böylesi bir örgüt haline gelmesinin önünde bir dizi engel vardı. Kendi hatalarının ötesinde, Katalonya dışında bir tabanının bulunmaması ve kısa geçmişi –henüz bir yıl önce kurulmuştu– aşılması zor engellerdi. Ve siyasi bir liderlik olmadan, devrim yenilgiye mahkûmdu.
Dipnotlar
[1] Cumhuriyet’in başarısızlığı üzerine bkz: Maurin (2023) and Durgan (2021).
[2] İç Savaş öncesinde ve sırasında anarşizm üzerine yazılmış kapsamlı kaynakça listeleri arasında şu eserlere başvurulabilir: Peirats (1989), Casanova (2010) ve Ealham (2026).
[3] Durgan (2025) ss. 88-89.
[4] Kolektifleştirme sürecine ilişkin en kapsamlı tarihçe hâlâ şudur: Bernecker (1982).
[5] Nash (2006) s. 92.
[6] Durgan (1992).
[7] Moradiellos (1996).
[8] Halk Cephesi’ne ilişkin komünistlerin tutumundaki çelişkilerin örnekleri için bkz. Fraser (1979), Cilt II, s. 30 ve Durgan (2022), s. 30, 43-44.
[9] Komitelerle ilgili olarak, örneğin şu kaynaklara bakınız: Pozo (2012) ve Durgan (2017).
[10] Beş Cumhuriyetçi delege vardı, ayrıca üçü CNT’den, üçü UGT’den, ikisi FAI’den ve POUM, PSUC ile Katalan tarım sendikası Unió de Rabassaires’ten birer kişi.
[11] Mayıs Olayları ile ilgili kaynakçalar arasında özellikle dikkat çekenlerden biri Guillamón (2018) çalışmasıdır.
[12] Devrimci savaş seçeneğine ilişkin tartışma için bkz.: Claudin (1975), s. 210-242; Guillén (1980); Fraser (1979), cilt II, s. 27-38; Beevor (2005), s. 464; Durgan (2013).
[13] Durgan (2025) ss.113-118.
Referanslar
Bernecker, Walther (1982) Colectividades y revolución social. El anarquismo en la Guerra Civil española. 1936-1939. Barcelona: Crítica.
Beevor, Antony (2005) La Guerra Civil española. Barcelona: Crítica.
Casanova, Julián (2010) De la calle al frente. El anarcosindicalismo en España. Barcelona: Crítica.
Claudin, Fernando (1975) The Communist Movement. From Comintern to Cominform. Harmondsworth: Penguin.
Durgan, Andy (1992) “The 1933 elections in Spain and the Defeat of the Left”, Journal of the Association of Contemporary Iberian Studies, vol. 5, n º 2. Londres.
(2013) “The People in Arms: Spain 1936”, en Gonzalez, Mike & Barekat, Houman (eds.), Arms and the People. Popular Movements and the Military from the Paris Commune to the Arab Spring, Londres: Pluto Press: pp. 123-148.
(2017) “La democracia de los trabajadores en la Revolución española, 1936-1937”, en Azzellini, Darío & Ness, Immanuel (eds.), Poder Obrero. Autogestión y control obrero desde La Comuna hasta el presente. Madrid: La Oveja Negra: pp. 211-242.
(2021) “90 aniversario de la II República. Razones de un fracaso”, viento sur, 175: 99–108.
(2022) Voluntarios por la revolución. La milicia internacional del POUM en la Guerra Civil Española. Barcelona: Laertes.
(2025) El POUM. República, revolución y contrarrevolución. Barcelona: Sylone- viento sur.
Ealham, Chris (2026) La lucha por Barcelona. Clase, cultura y conflicto 1898-1937. Madrid: Ediciones La Tormenta.
Fraser, Ronald (1979) Recuérdalo tú y recuérdalo a otros. Historia oral de la Guerra Civil española. Barcelona: Crítica.
Guillamón, Augustín (2017) Insurrección. Las sangrientas jornadas del 3 al 7 del mayo del 1937. Barcelona: Editorial Descontrol.
Guillén, Abraham (1980) El error militar de las “izquierdas”. Barcelona: Hacer.
Maurin, Joaquin (2023) Hacia la segunda revolución. Toledo: El Perro Malo.
Moradiellos, Enrique (1996) La perfidia de Albión. El gobierno británico y la guerra civil española. Madrid: Siglo Veintiuno.
Nash, Mary (2006) Rojas. Las mujeres republicanas en la Guerra Civil. Madrid: Taurus.
Peirats, José (1989) La CNT en la revolución española. Madrid: Hamelyn.
Pozo González, Josep Antoni (2012), Poder legal y poder real en la Cataluña revolucionaria de 1936. Sevilla: Espuela de Plata.
Kaynak: https://internationalviewpoint.org/Reflexions-on-the-Spanish-Revolution-of-1936
Çeviri: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
