Mayıs sonu ile Haziran 2025 başı arasında Çin’i kat eden gösteriler, ülkenin toplumsal dokusunda derin gerilimleri ve artan bir istikrarsızlık dinamiğini görünür kılıyor.
Mayıs ayının sonundan Haziran 2025’in başına kadar Çin’de kayda geçen toplumsal seferberliklerin analizi, ülkenin tamamına yayılan sistemik gerilimlere işaret ediyor. Yalıtık olgular olmaktan uzak olan bu gelişmeler, ekonomik sıkıntıların siyasal nitelikli yapısal sorunlarla ve temel özgürlüklerin artan ihlalleriyle iç içe geçtiği mevcut toplumsal durumda derin yarılmaları ortaya koyuyor.
İncelenen dönem, 4 Haziran 1989’daki Tiananmen’in bastırılmasının 36. yıldönümüyle sembolik olarak doruğa ulaşırken, bir haftayı biraz aşkın bir sürede toplumun farklı kesimlerine yoğun biçimde yayılan olağanüstü bir protesto yoğunlaşmasına sahne oldu: sanayi üretimi, inşaat, eğitim, sağlık ve hatta cezaevi sistemi. Bu çapraz mobilizasyonların hızla art arda gelişi, protestoların nedenlerinin belirli sektörel sorunlara indirgenemeyeceğini; tersine, eşzamanlı gelişen daha derin sistemik dinamiklere bağlı olduğunu gösteriyor.
Ayrıntılı biçimde incelenen sekiz “örnek” gün –26 Mayıs–3 Haziran– ayrıca Guangdong’un sanayi eyaletinden kuzeydoğu bölgelerine uzanan ülke çapında bir coğrafi dağılım sergiliyor. Bu da olgunun belirli ekonomik alanlarla sınırlı olmadığını, çağdaş Çin toplumunun dokusundaki yarılmaların genelleşmiş bir dışavurumu olduğunu ortaya koyuyor.
Ödenmeyen ücretlerin birikmesi olgusu: boyutlar ve özellikler
Belgelendirilen protestoların büyük çoğunluğunda ortak payda olarak ücret birikmeleri öne çıkıyor. China Labour Bulletin verilerine göre, 2024’teki toplu protestoların en az %88’i ücretlerin ödenmemesiyle bağlantılıydı; bu da sorunun Çin ekonomisinde ne denli endemik hâle geldiğini gösteriyor. Kuruluş ayrıca, “ücret birikmelerinin 2011’den bu yana grev haritasındaki olayların %76’sını oluşturduğunu” belirtiyor; bu da olgunun on yılı aşkın süredir kalıcı olduğunu gösteriyor.
Chengdu’daki Yunda Express işçilerinin eylemi, bu dinamiklerin karmaşıklığını ve çatışmaların nasıl gelişip kimi zaman nasıl çözüldüğünü gözler önüne seriyor. 30 Mayıs–2 Haziran arasında süren çatışma, yalnızca ücret meselelerinden değil, şirketin dağıtım merkezini tek taraflı olarak Ziyang kentine, Lezhi ilçesine taşıma kararından da kaynaklandı; bu taşınmaya karşılık çalışanlara herhangi bir tazminat ya da alternatif istihdam sunulmadı. İşçiler, araçların giriş-çıkışını engellemek için dağıtım merkezinin girişini kapatarak şirket faaliyetlerini felce uğrattı.
Eylemin seyri gerilimin tırmanışını ortaya koyuyor: 31 Mayıs gecesi polis göstericileri zor kullanarak dağıtmaya çalıştı ve işçilerin tanıklıklarına göre müdahale sırasında bazı çalışanlar darp edildi. Günler süren direniş ve sert müzakerelerin ardından şirket, 2 Haziran’da belirli bir matematiksel formüle göre tazminat ödemeyi kabul etti: bu, ortalama ücret artı 6.000 yuanın hizmet yılıyla çarpılmasıydı. Bu sonuç, baskıcı bağlama rağmen, sürdürülen kolektif baskının –nadiren de olsa– somut kazanımlar sağlayabildiğini gösteriyor.
Üretim sektöründe, Çin ekonomisinin yapısal zorluklarını yansıtan çok sayıda huzursuzluk yaşandı. Örneğin Zhejiang’daki Ningbo’da Rockmoway Clothing işçileri, şirketin maaşlarının %40’ını keyfî biçimde alıkoyma kararına karşı 2–3 Haziran’da iki gün boyunca eylem yaptı. Benzer şekilde, Guangdong’daki Donghai’de BASF şantiyelerinde olduğu gibi, ücret birikmeleri nedeniyle birçok fabrikada uzun süreli grevler görüldü; burada inşaat işçileri 2 Haziran’da ücretlerin ödenmemesini protesto etmek için işi durdurdu.
Sanayideki protestoların coğrafyası, Çin ekonomisinin “motoru” sayılan Guangdong eyaletinde belirgin bir yoğunlaşma gösteriyor. Eyalet, Nisan 2025’te 37 vaka kaydetmişti; bu, tüm bölgeler arasında açık ara en yüksek sayıydı. Bu yoğunlaşma, Çin’in imalat kalbini oluşturan ve ihracata dönük sanayilerin üzerinde artan baskıyı yansıtıyor.
Ticaret savaşının etkisi ve sanayi emeğinin dönüşümü
ABD ile Çin arasındaki ticari gerilimlerin tırmanması, işçilerin koşulları üzerinde doğrudan ve ölçülebilir etkiler yarattı. ABD gümrük vergilerindeki artış –üçüncü ülkelerde Çinli şirketlerce üretilen malları da hedef alarak– belirsizlikleri büyüttü ve işçilerin karşı karşıya olduğu krizi derinleştirdi. Veriler, imalat sektöründe seferberliklerin Mart 2025’te 25 vakadan Nisan’da 39 vakaya yükseldiğini gösteriyor; bu artış, ihracata dönük sanayiler üzerindeki baskının arttığını yansıtıyor.
Gösteriler coğrafi olarak “Çin’in güneybatısındaki, çok sayıda fabrikanın bulunduğu Guangdong eyaletinden, kuzeydoğudaki Jilin eyaletinin Tongliao kentine kadar” yayıldı ve olgunun ulusal ölçekteki dağılımını ortaya koydu. Workers’ Solidarity’nin belirttiği gibi, “bu durum, Çin ekonomik sisteminin sorunlarının uluslararası faaliyetlere de uzandığını yansıtıyor”; nitekim yurtdışındaki projelerde çalışan Çinli işçiler 29 Mayıs’ta Suudi Arabistan ve Umman’da ücretlerini talep etmek için greve gitti.
Dünyanın en büyük üreticilerinden biri olan ve Apple için iPhone tedarik eden Foxconn’daki protestolar özellikle dikkat çekici. Hengyang tesisinde işçiler, sosyal yardımların ve fazla mesai saatlerinin azaltılmasına karşı greve çıktı; Taiyuan tesisinde ise üretim tesislerinin üç saat uzaklıktaki Jincheng’e taşınması planlarını protesto ettiler. Sokak eylemleri sırasında işçiler “Haklarımızın korunmasını istiyoruz” diye haykırdı.
BYD, Çin’in başlıca elektrikli otomobil üreticisi, önemli çalkantılarla da karşı karşıya kaldı. 28 Mart’ta Wuxi fabrikasında 1.000’den fazla işçi, ücret kesintileri, doğum günü primlerinin kaldırılması ve diğer ödeneklerdeki azaltmaları protesto etmek için greve çıktı. Birkaç gün sonra Chengdu fabrikasındaki işçiler de istihdam güvencesi, taşınma süreçlerine ilişkin şeffaflık ve adil tazminat talebiyle eylem yaptı.
Farklı sektörler arasında, hazır giyim ve ayakkabı sanayi krizden özellikle ağır biçimde etkilendi; bu sektörlerde çalışan işçiler sıklıkla ücretlerin ödenmemesinden zarar gördü. Bu endüstriler çoğu zaman küçük ölçekli ve aynı bölgelerde yoğunlaşmış durumda olduğundan, kârlılıktaki düşüş nedeniyle ücretlerin ödenmemesi ya da faaliyetin askıya alınması genellikle birbirine yakın yerlerde ve aynı zamanlarda yaşanıyor. 2024’te imalat sanayisindeki grevler arasında hazır giyim sektörü, elektrik ve elektronik sektöründen (109 vaka) sonra ikinci sırada yer aldı (90 vaka).
“Brother 800” olayı: sistemik umutsuzluğun sembolü
20 Mayıs 2025’te Pingshan ilçesinde Sichuan Jinyu Tekstil Şirketi’ne ait fabrikanın yanması, olayın yerel boyutunu çok aşan sembolik bir anlam kazandı. 27 yaşındaki işçi Wen, kendisine ödenmeyen toplam 5.370 yuan tutarındaki ücretleri nedeniyle işyerini ateşe verdi; medyada ilk etapta aktarılan ve daha sonra polis tarafından yalanlanan 800 yuan değil, bu daha yüksek meblağ söz konusuydu.
Olayların yeniden kurgulanması, bu aşırı eyleme yol açan dinamiklerin karmaşıklığını ortaya koyuyor. Wen, 30 Nisan’da istifasını sunmuştu ve Ücretlerin Ödenmesine İlişkin Geçici Hükümler’in 9. maddesine göre, işten ayrılmanın hemen ardından tüm ücret alacaklarını alması gerekiyordu. 15 Mayıs’ta istifa işlemlerini tamamladığında fabrikanın Wen’e 5.370 yuan (yaklaşık 760 dolar) borcu vardı. Wen derhal ödeme talep etti; ancak mali işler birimi, iç onay prosedürlerini gerekçe göstererek bunu reddetti. Üst amirinden de sonuç alamayınca, polis raporunun ifadesiyle Wen’de bir “intikam arzusu” gelişti.
Yangın, on milyonlarca yuanla ifade edilen ekonomik zarara yol açtı ve failin tutuklanmasıyla sonuçlandı; ancak olay Çin sosyal medyasında “Brother 800” etiketiyle viral hâle geldi. Başta dile getirilen 800 yuan ile gerçekte borçlu olunan 5.370 yuan arasındaki fark, sosyal ağlarda tartışmaları alevlendirdi; pek çok kullanıcı Wen’le dayanışma ifade ederek onu bir suçlu değil, “çaresiz bir kahraman” olarak gördü.
Bu vaka, hukuki koruma mekanizmalarının yapısal işlevsizliğini gözler önüne seriyor. Bir tanığın ironik biçimde belirttiği gibi: “Ücretleri ödenmeyenler hukuki yardım istediğinde hâkimler ortadan kayboldu, çalışma bakanlığı personeli de görünmez oldu. Ama Wen fabrikayı ateşe verdiğinde polis hemen geldi ve savcılar yeniden ortaya çıktı.” Bu eleştiri, sistemin kamu düzeni ihlallerine hızlı tepki verirken, işçilerin haklarının sistematik ihlalleri karşısında atıl kaldığını vurguluyor.
Wen’in aile durumuna ilişkin betimleme –yoksulluk, hasta bir anne, acil para ihtiyacı– bireysel ekonomik sıkıntıların yeterli sosyal korumanın yokluğuyla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. China Labour Bulletin, olayın “işçileri desteklemek üzere tasarlanmış hukuki ve kurumsal sistemlerde bir kopuşu” temsil ettiğini vurgulayarak, mevcut sendikal yapıların bu süreç boyunca “sessiz kaldığını” ve yetersizliğini ortaya koyuyor.
Kamuoyunun tepkisi, bu sistemik aksaklıklara yönelik yaygın bir öfkeyi yansıtıyor. İnternette viral olan bir yorum şöyle soruyordu: “Bir insan 800 yuan için neden bir fabrikayı yakmak zorunda kalsın? Bu, kelimenin tam anlamıyla aç olduğu anlamına gelmez mi?” Diğerleri ise çifte standardı teşhir etti: protesto eden işçiler “düzen bozucu” diye damgalanırken, ücretleri alıkoyan işverenler yetkililer tarafından tolere ediliyor.
İnşaat ve emlak sektöründeki kriz: aşağı doğru bir sarmal
İnşaat sektörü, Nisan 2025’teki tüm toplu protestoların %54,48’ini oluşturdu; bu oran, Çin emlak piyasasında süregiden krizi yansıtıyor. İnşaat sektöründeki bu yoğunlaşma, 2021’de Evergrande vakasıyla başlayan ve tüm sektöre, hatta genel olarak ekonomiye yayılan emlak krizinin, çalışma koşulları üzerinde yıkıcı etkiler yaratmaya devam ettiğini gösteriyor.
Yarım kalan projeler, yalnızca sektörde çalışan işçileri değil, birikimlerini konut satın almaya yatırmış yurttaşları da ilgilendirdiği için toplumsal gerilimlerin özel bir kaynağı hâline gelmiş durumda. Örneğin Shaanxi eyaletine bağlı Xianyang’da, 30 Mayıs’ta Sunac Shiguang Chenyue projesindeki tamamlanmamış binaların sahipleri, yerel şikâyet merkezinin önünde gösteri düzenleyerek hükümeti inşaat için ayrılan fonları başka amaçlarla kullanmakla suçladı; bu eylem polis tarafından yapılan çok sayıda gözaltıyla sonuçlandı. Shandong eyaletinin Qingdao kentinde ise, 31 Mayıs’ta Heda Xingfucheng adlı yarım kalmış emlak projesinin yüzlerce sahibi Chengyang ilçesinde toplu bir protesto düzenledi; trafiği kapattı ve inşaat sahasına zorla girdi. Birçok mülk sahibi polis şiddetine maruz kaldı.
Bu örnekler, emlak krizinin yalnızca sektör aktörlerini değil, tasarruflarını konut alımına yatırmış olan ve genellikle “orta sınıf” olarak tanımlanan yurttaşları da kapsadığını; dolayısıyla hoşnutsuzluğun toplumsal tabanını genişlettiğini gösteriyor. Ekonomik kriz ile boşa çıkan toplumsal beklentilerin kesişimi, özellikle istikrarsızlaştırıcı bir unsur oluşturuyor.
Protestoların kamu sektörüne yayılması: öğretmenler, doktorlar ve sağlık emekçileri
Yetkililer, geleneksel olarak daha istikrarlı ve sisteme daha bağlı kabul edilen kamu sektörüne protestoların yayılmasından özellikle kaygı duyuyor. Shandong eyaletinde sözleşmeli öğretmenler altı aydır maaşlarını alamıyor. Bir ilkokul öğretmeni durumu şöyle ifade ediyor: “Aylık maaşımız yalnızca yaklaşık 3.000 yuan (400 doların biraz üzerinde) ve altı aydır borç parayla yaşıyoruz.”
Shanxi bölgesinden bir öğretmen, okulunun 2021’den bu yana personele ödenmiş yıl sonu primlerinin geri istenmesini ve ayrıca ders dışı etkinlikler için alınan ücretlerin bir kısmının iade edilmesini talep ettiğini bildirdi. Bu uygulamalar, Xiaohongshu (RedNote) adlı sosyal ağda paylaşılan mesajların da gösterdiği üzere, yaygın bir hoşnutsuzluğa yol açtı.
Sağlık emekçileri de benzer sorunlarla karşı karşıya. Ülkenin kuzeybatısındaki Gansu eyaletinde bir kamu hastanesinde çalışan bir hemşire, aylık maaşının yalnızca 1.300 yuan (200 ABD dolarından az) olduğunu ve performans priminin dört aydır ödenmediğini söyledi. Jiangxi eyaletine bağlı Fuzhou kentinde ise Dongxin No. 6 Hastanesi’nde çalışan doktorlar ve hemşireler, yedi aydır bloke edilen bir primin ödenmesi talebiyle 7 Nisan’da Fuzhou belediye hükümet binasının önünde toplandı.
Guizhou Üniversitesi’nden emekli bir öğretim üyesi olan Zhang’ın da belirttiği gibi: “Geçmişte maaş talep edenler göçmen işçiler ve sanayi işçileriydi; bugün ise öğretmenler, doktorlar ve çöp işçileri de bu durumdan etkileniyor. Bu, Çin’in ‘istikrarlı yapısının’ kırılganlaşmaya başladığını gösteriyor.”
Bu gözlem, niteliksel açıdan temel bir değişime işaret ediyor: Toplumsal hoşnutsuzluğun, kamu sektöründe geleneksel olarak daha ayrıcalıklı kabul edilen kesimlere de yayılması, konjonktürel ekonomik sıkıntıların ötesine geçen bir meşruiyet krizine işaret ediyor.
Cezaevi sisteminde insan hakları ihlalleri: Liu Xijie’nin tanıklığı
Yargı ve cezaevi sistemi, sistematik istismarları açığa çıkaran son derece ağır şiddet vakalarına sahne oldu. Anhui’nin Bozhou kentinden olan ve 2011–2024 yılları arasında Liaoning’deki Fushun 1 No’lu Cezaevi’nde tutulan Liu Xijie, cezaevi polisinin sistematik şiddetini kamuoyu önünde ve isim vererek teşhir etme cesaretini gösterdi; suçlanan görevlilerin adlarını tek tek açıkladı.
Ayrıntılı tanıklığına göre, 2022 Şubat’ı civarında 200’den fazla mahkûm farklı derecelerde işkenceye maruz kaldı. Bunlar arasında elektrikli coplarla yapılan işkenceler, hakaretler ve; yönetmeliğe uygun olmayan yanıtlar, uygunsuz duruşlar ya da battaniyelerin yanlış katlanması gibi küçük “ihlaller” gerekçe gösterilerek uygulanan dayaklar yer alıyordu. Tanıklıklar, bazı cezaevi görevlilerinin bu kötü muamelelerden haz aldığına dair ürpertici ayrıntılar içeriyor: yaşlıların ayaklar altında çiğnenmesi, copların tutukluların ağzına sokulması, mahkûmların dışkı kaçırmasına yol açacak kadar şiddetli elektrik verilmesi gibi.
En ağır vaka, Fan Hongyu’ya ilişkin olanıdır. Fan Hongyu, cezaevi yönetmeliğini ezberlemediği gerekçesiyle defalarca işkence gördükten sonra 19 Şubat 2022’de hayatını kaybetti. Toplumsal gerilimin yüksek olduğu bir anda kamuoyuna açıklanan bu tanıklık, baskı aygıtının temel insan haklarını sistematik biçimde ihlal eden yöntemlere başvurduğunu ve bunun da toplumsal hoşnutsuzluğu besleyen genel baskı iklimine katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.
Öğrenci protestoları: Xuchang vakası ve Tiananmen’in hafızası
Öğrenci hareketlerinin analizi, özellikle anlamlı dinamiklere işaret ediyor. 3 Haziran’da Hunan eyaletinin Changning kentinde, Shangyu Lisesi’nden yüzlerce öğrenci, üniversite giriş sınavlarının yarattığı stresi atmak için kampüs içinde kendiliğinden bir gösteri düzenledi. Başlangıçta barışçıl olan ve rahatlatıcı sloganlarla karakterize edilen etkinlik, okul yönetiminin gençlerin “aşırı coşkusunu” gerekçe göstererek yetkilileri haberdar etmesiyle hızla siyasal bir boyut kazandı.
Polisin müdahalesi ve üç “olası organizatörün” gözaltına alınmasıyla durum hızla tırmandı: öğrenciler, polis araçlarının ayrılmasını engellemek için insan zinciri oluşturdu; “okuldan ayrılalım, parayı geri verin” gibi sloganlar atarak gözaltına alınan arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep etti. Gösterilen kararlılığa rağmen polis, öğrenci barikatını zor kullanarak dağıttı ve üç genç erkeği arkadaşlarının çaresiz bakışları altında götürdü.
Bu olay, 4 Haziran 1989 yıldönümüne zamansal yakınlığı nedeniyle özellikle hassastır; bu tarih Çinli yetkililer için hâlâ son derece duyarlı bir dönüm noktasıdır. Henan’daki Xuchang 6 No’lu Lise örneğinde ise, bir öğrencinin bir öğretmenin uyguladığı zorbalık nedeniyle intihar etmiş olabileceği iddiası üzerine binlerce öğrenci ve yurttaş okul önünde protesto düzenledi; kampüse girildi, bazı ofisler tahrip edildi ve ancak polisin müdahalesiyle olaylar bastırıldı. Tayvan Strateji Derneği Genel Sekreteri Wu Jianzhong’a göre, olayın 4 Haziran gibi hassas bir tarihe yakın gerçekleşmesi nedeniyle yetkililer son derece temkinli davrandı; zira bunun toplumsal huzursuzluğu tetikleyip yangın gibi hızla yayılmasından endişe ediliyordu.
Toplumsal kontrol ve baskı: Tiananmen’in yıldönümü
Tiananmen’in 36. yıldönümü kapsamında yetkililer, “Tiananmen Anneleri” grubuna karşı benzeri görülmemiş denetim önlemleri uyguladı. Grubun tarihinde ilk kez, dış dünyayla tüm iletişim kesildi; Haidian’daki Wan’an Mezarlığı’ndaki anma sırasında cep telefonları ve fotoğraf makineleri yasaklandı.
31 Mayıs’ta Tiananmen Anneleri, aralarında 108 kurban yakınının imzası bulunan bir açık mektup yayımladı. Mektup, son bir yıl içinde yaşamını yitiren üyeleri anarken taleplerini yineledi: olaylara ilişkin tarafsız bir soruşturma, hayatını kaybedenlerin isimlerinin açıklanması, ailelere tazminat ödenmesi ve sorumluların cezalandırılması. 87 yaşındaki Zhang Xianling birkaç gün önce yayımlanan bir videoda duygularını şöyle dile getirdi: “36 yıldır yetkililerle diyalog aramaktan vazgeçmedik, ama karşılığında yalnızca denetim ve baskı gördük.”
Bu denetim tırmanışı, yetkililerin 1989 olaylarıyla bağlantılı her türlü kolektif hafızaya karşı özel bir hassasiyet taşıdığını gösteriyor; bu da rejimin, güncel protestolar ile geçmişteki toplumsal seferberlik örnekleri arasında kurulabilecek bağlara karşı duyduğu kırılganlık hissine işaret ediyor.
Dijital sansür ve bilgi kontrolü
Protesto olaylarına ilişkin bilginin yönetimi, kamusal söylemi denetlemek için geliştirilen sofistike stratejileri ortaya koyuyor. Xuchang 6 No’lu Lise olayı sırasında yetkililer, sosyal medyada yayımlanan tüm içerikleri hızla sildi; Weibo’daki Xuchang 6 No’lu Lise başlığı tamamen ortadan kayboldu. Öğrenciler paylaşımlarının yayılmadığını fark edince, öfkelerini okulun kendisine yöneltmekten başka çare bulamadı ve bu durum açık bir çatışmaya dönüştü.
Aynı zamanda Çin’in siber uzayında olağandışı tepkiler gözlendi. Haziran başında Tencent’in “Golden Spatula Wars” oyununda tüm WeChat kullanıcı avatarları tek tip yeşil penguenlerle değiştirildi ve bu avatarlar değiştirilemez hâle getirildi; bu durum tüm oyuncuların dikkatini çekti. Bir internet kullanıcısı X’te şöyle yakındı: “Penguenler aslında eğlencenin simgesiydi, ama şimdi sansürün simgesi hâline geldiler.”
Ayrıca her yıl 4 Haziran civarında olduğu gibi, Çinli sosyal medya platformları “meydan”, “tanklar”, “8964” [Not: 4 Haziran 1989] gibi anahtar kelimeleri engelliyor; ilgili içerikler derhâl siliniyor ve bunları paylaşan hesaplar yasaklanma riskiyle karşı karşıya kalıyor. 4 Haziran günü insan hakları avukatı Pu Zhiqiang, X’te yayımladığı anma konuşmasını silmesi için polis tarafından uyarıldı.
Etkili direnişin dinamikleri: Dongguan örneği
Otoriter denetime rağmen, bazı örnekler toplumsal seferberliğin, belirli bir ölçeğe ulaştığında ve somut ekonomik talepler dile getirdiğinde, yerel yetkililerin kararlarını etkileme kapasitesini koruduğunu gösteriyor. Dongguan vakası, işçilerin kendiliğinden ve başarılı bir seferberliğinin simgesel bir örneği.
2 Haziran’da Dalang kasabasına bağlı Yangyong köyünde yaşayan yüzlerce göçmen işçi, ekonomik olarak katlanılmaz buldukları bir geçiş ücreti sisteminin uygulanmasına karşı çıktı. Saat 18.00 sularında gişe bariyerlerinin kapatılmasıyla başlayan kolektif eylem, giderek “bariyerleri kaldırın” sloganları atan yüzlerce kişinin katıldığı bir protestoya dönüştü.
Göstericilerin sürdürdüğü baskı karşısında, toplumsal istikrarı sağlamakla görevli polis saat 22.00 civarında geri adım atmak zorunda kaldı ve gişedeki tüm ekipmanların sökülmesi için personel gönderdi. Bir gün önce yürürlüğe giren ücretlendirme politikası geçersiz ilan edildi; bu durum, ekonomik zorlukların alt sınıfları giderek daha örgütlü ve etkili direnme biçimlerine ittiğini gösteriyor.
Protesto stratejileri ve toplumsal örgütlenmenin evrimi
Analiz, protestoların örgütlenme biçiminde, çağdaş teknolojik ve baskıcı çerçeveye uyumu yansıtan bir evrim olduğunu ortaya koyuyor. Xuchang’daki öğrenciler örneğinde, cep telefonları ve internetin kullanımı, hızlı bağlantılar kurulmasını ve kısa sürede toplanmaların gerçekleşmesini sağladı; bu da dijital teknolojilerin, devlet denetimine rağmen, kolektif eylemin çarpanları olarak işlev görebildiğini gösteriyor.
Tayvan’daki Çin Demokratik Akademik Derneği Direktörü Zeng Jianyuan, “Çin’deki baskıcı yönetim ve siyasi tasfiyeler ikliminde, yalnızca apolitik meseleler, geniş ölçekli kolektif toplanmaların örgütlenmesine olanak tanıyan bir meşruiyet elde edebiliyor” diyor. Ancak Zeng’e göre Çin Komünist Partisi de “bu hareketliliğin yalnızca bir okula ya da münferit bir olaya destek jesti olmadığını, aynı zamanda iki daha derin sorunu yansıttığını” açıkça görüyor.
Zeng’e göre bunlardan ilki, “Xi Jinping yönetimi altında Çin toplumunun kolektif bir duygusal sıkıntı dalgası yaşaması ve pek çok insanın bir çıkış yolu araması.” İkincisi ise, “Xuchang olayı, yerel yetkililerin toplumsal kontrolünde bir gevşemeyi ortaya koyuyor: öğrenciler cep telefonları ve internet sayesinde hızla koordine olup bir araya gelebildiler; bu da istikrarı koruma mekanizmalarının başarısızlığını gösteriyor.”
Açık olan şu ki, en son protestolar, belirli adaletsizliklere verilen basit ve kendiliğinden tepkiler olarak okunamaz; aksine, görünürde apolitik meseleler üzerinden kendine ifade kanalları arayan daha geniş bir “kolektif duygusal sıkıntı dalgası”nın tezahürleri olarak değerlendirilmelidir.
Yerel otoritelerin meşruiyet krizi
Belgelendirilen protestolar, merkezi ekonomik baskılar ile yerel toplumsal ihtiyaçları etkili biçimde uzlaştıramayan yerel otoritelerin giderek derinleşen bir meşruiyet krizine sürüklendiğini ortaya koyuyor. Yerel düzeyde keyfî vergi ve harçların dayatılması, bu dinamiğin çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.
Zhejiang eyaletinin Gushan kentindeki Pingtang köyü örneğinde, köy komitesi 10 Mayıs’tan itibaren tüm sürekli sakinler ve köyde çalışanlar için “çevre-sağlık yönetim ücreti” ile “otopark ücreti” alınacağını duyuran bir bildiri yayımladı: yetişkinler için yılda 80 yuan, çocuklar için 40 yuan; otomobil ve üç tekerlekli araçlar için ise 500 yuan. Bildiride ayrıca, zamanında ödeme yapmayanların 1 Haziran’dan itibaren “denetim altına alınacağı”, 100 ila 200 yuan arasında ek ödeme yapacakları, araçlarının kilitleneceği ve kilitleri zorla açanların “kamu mallarına zarar verme” suçundan işlem göreceği belirtildi.
Köy sakini Li, “Bu ücret köylülerle hiçbir zaman kararlaştırılmadı ve hiçbir açık toplantıda görüşülmedi. Burada yaşıyorum ve bu ücreti onaylayan bir köy toplantısı yapıldığını hiç duymadım” dedi. Bazı köylüler kararı “alenen haraç” olarak nitelendirdi. Bir başka köylü, Zhang Shun (takma ad), şunları söyledi: “Ailem beş kişiden oluşuyor ve yılda 400 yuan ödememiz isteniyor. Bunu kesinlikle karşılayamayız. Burası hâlâ Komünist Parti tarafından yönetilen bir ülke mi?” Aktivist Jia Lingmin ise köy komitesinin özerk bir halk örgütü olduğunu ve tüm harçların bir “harç izni” alması gerektiğini; aksi hâlde bu uygulamaların yasa dışı olduğunu vurguladı.
Bu olay, mali sıkıntıların baskısı altındaki yerel yönetimlerin gelir toplamak için giderek daha çaresiz ve gayrimeşru yöntemlere başvurduğunu; bunun da halk nezdinde meşruiyetlerini daha da aşındırdığını gösteriyor. Guizhou Üniversitesi’nden emekli bir öğretim üyesi olan Zhang’ın gözlemi durumu özetliyor: “Yerel borç düzeyinin yüksekliği ve merkezi politikaların sertleşmesi, yerel mali yönetimi ciddi biçimde etkiledi. En doğrudan mağdurlar ise sürekli ve sözleşmeli emekçilerdir.”
Çin’in toplumsal dokusundaki dönüşümler
Sichuanlı akademisyen Tang Gang, süregiden toplumsal dönüşümleri son derece isabetli biçimde analiz ediyor: Çin toplumu, “uzlaşmanın mümkün olduğu, karşılıklı hoşgörü ve birlikte yaşamanın sağlanabildiği geleneksel bir toplumdan; sert çatışmaların yaşandığı, konumların uzlaşmaz hâle geldiği ve birlikte yaşamanın imkânsızlaştığı bir topluma” evriliyor. Tang, bu dönüşümü Xi Jinping yönetimi altında son on yılda yaşanan değişimlere bağlıyor ve bunun, belirli ekonomik sorunların ötesine geçen niteliksel bir toplumsal ilişki bozulmasına işaret ettiğini söylüyor.
Guizhou’da çalışma ilişkileri alanında araştırmacı olan Xue ise, işçiler ile patronlar arasındaki çatışmaların keskinleşmesine katkıda bulunan bir dizi etkeni sıralıyor: “Öncelikle, bazı işletmelerde sendika yöneticileri doğrudan patronlar tarafından atanıyor; bu da sendikaların işçilerin çıkarlarını gerçekten temsil etmesini engelliyor. Bu durum, çalışanların haklarını savunmayı zorlaştırıyor ve gerilimleri besliyor. İkinci olarak, sermaye ile emek arasındaki ilişki büyük ölçüde piyasa mantığına göre şekillenmiş durumda; ancak gelirlerin adil bir paylaşımı yok. Ayrıca birçok fabrikada, işçilere ilişkin konuların yönetiminde şeffaflık bulunmuyor; bu da çelişkileri daha da derinleştiriyor.”
Xue’nin analizi, sorunların yalnızca ekonomik olmadığını; Çin’in endüstri ilişkileri sistemindeki yapısal yetersizlikleri yansıttığını ortaya koyuyor. Bağımsız ve temsil gücü olan sendikaların yokluğu, işçileri çatışmaların çözümü için etkili kanallardan mahrum bırakıyor; bu da onları giderek daha doğrudan ve zaman zaman daha uç protesto biçimlerine yöneltiyor.
Artan istikrarsızlık senaryolarına doğru
Mayıs sonu–Haziran 2025 başı döneminde belgelenen gerilimlerin birikimi, günümüz Çin’inin, rejimin geleneksel olarak başvurduğu baskıcı mekanizmalarla tek başına çözülemeyecek, sistemik nitelikte toplumsal meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Protestoların sektörler arası yaygınlığı, ülke çapındaki coğrafi genişliği ve öğretmenler ile sağlık emekçileri gibi geleneksel olarak “istikrarlı” kabul edilen kesimlerin sürece dâhil olması, mevcut sorunların konjonktürel dalgalanmalar değil; daha derin yapısal çelişkilerin tezahürleri olduğunu ortaya koyuyor.
Yerel otoritelerin halkın taleplerine etkili biçimde yanıt verme kapasitesinin sınırlı olması, nüfusun geniş kesimlerinde artan ekonomik çaresizlikle birleştiğinde potansiyel olarak patlayıcı koşullar yaratıyor. “Brother 800” vakasının gösterdiği üzere, çatışmaların çözümü için hukuki yollar etkisiz kaldığında, yurttaşlar giderek daha uç ve yıkıcı protesto biçimlerine yönelebiliyor.
Tiananmen Anneleri’nin tecrit edilmesinde ve protesto anlarının hızla sansürlenmesinde görülen baskı önlemlerinin yoğunlaşması, rejimin kendi kırılganlığının farkında olduğuna işaret ediyor; ancak bu durum paradoksal biçimde yeni gerilimleri de besleyebilir. Bilgi kontrolüne dayalı strateji kısa vadede etkili olsa bile, yurttaşların taleplerini kurumsal kanallar aracılığıyla iletmenin imkânsızlığını fark etmeleri, hayal kırıklığını ve radikalleşmeyi artırma riski taşıyor.
Çinli yetkililer giderek daha zor bir konumda görünüyor: bir yandan toplumsal denetim talepleri, diğer yandan ekonomik istikrarı sürdürme zorunluluğu arasında denge kurmak zorundalar. Burada incelenen kısa dönemin deneyimi, bu gerilimin kritik eşiklere ulaştığını ve sonuçlarının, ele alınan tekil olay ya da sektörün çok ötesine taşabilecek nitelikte olduğunu düşündürüyor.
5 Haziran 2025
Bu makale Yesterday, Radio Free Asia, China Labour Bulletin, AsiaNews ve Workers’ Solidarity kaynaklarından derlenen bilgilere dayanmaktadır. https://andreaferrario1.substack.com/p/la-cina-sotto-pressione-mobilitazioni
İtalyancadan Pierre Vandevoorde ve Pierre Rousset tarafından ESSF için çevrildi.
Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi
