İmdat Freni

Berlin’de Die Linke’nin Tarihî Zaferi: Tavizsiz Bir Duruş İhtiyacı – Hermann Nehls

Die Linke, Berlin’de seçmenleri ikna etmeyi başardı. Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerinde tarihî bir sonuç elde edildi: Parti yüzde 25,7 oyla (468.060 oy) tüm beklentilerin üzerine çıktı. 2023’e kıyasla oy oranını 13,4 puan artırdı. Böylece Die Linke, tarihinde ilk kez Berlin’in birinci siyasi gücü oldu ve 158 sandalyeli mecliste 47 sandalye kazandı.

Die Linke özellikle Friedrichshain-Kreuzberg’de yüzde 44,2, Mitte’de yüzde 35,9 ve Neukölln’de yüzde 33 ile çok güçlü sonuçlar aldı. Bu üç ilçenin her birinde oy oranını yaklaşık 20 puan artırdı.

Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de seçimlede katılımdaki yüksek oranı esas olarak AfD’nin işine yararken, Berlin’de artan seçmen mobilizasyonundan en fazla yararlanan parti Die Linke oldu. Parti en büyük artışı daha önce sandığa gitmeyenler arasında kaydetti: Önceki seçimlerde oy kullanmamış 75.000 kişi bu kez oyunu Die Linke’ye verdi. Buna, daha önce Yeşiller’e oy veren 57.000 ve SPD’ye oy veren 39.000 seçmen de eklendi. Hatta daha önce CDU’ya oy veren 16.000 kişi de bu kez Die Linke’yi tercih etti. Buna karşılık yalnızca 10.000 seçmen Die Linke’den BSW’ye geçti.

Die Linke gençler arasında da son derece güçlü sonuçlar elde etti. İlk kez oy kullananların yüzde 39’u Die Linke’yi tercih etti; 25-34 yaş grubunda ise bu oran yüzde 48’e ulaştı. Ekonomik durumunu kötü olarak değerlendirenlerin yüzde 34’ü, işsizlerin yüzde 35’i ve işçilerin yüzde 26’sı Die Linke’ye oy verdi — ne yazık ki işçiler arasındaki bu oran AfD’nin yalnızca çok az üzerindeydi.

Kamulaştırma temel bir talep

Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern seçimlerinde gözlemlenenin aksine, Die Linke Berlin’de köklü değişimler hedefleyen bir parti olarak kendisini açık biçimde kabul ettirmeyi başardı. Bu durum özellikle büyük emlak şirketlerinin kamulaştırılması (“toplumsallaştırılması”, orijinal metindeki bu ifade yalnızca kamu/devlet mülkiyetine geçirilmekle sınırlı olmayan bir toplumsal mülkiyet ve denetimi içeriyor -ÇN) talebi ve sosyal alandaki bütçe kesintilerine karşı çıkış açısından geçerliydi. “Berlin’i herkes için yaşanabilir ve karşılanabilir bir kent haline getirmek” sloganı tam isabet etti ve toplumdaki güçlü bir hassasiyete dokundu. Elif Eralp, bu siyasi hedefleri temsil eden ve geniş kesimlere ulaşmayı başaran güçlü bir liste başı adayıydı.

Die Linke her şeyden önce kiracıların partisi olarak algılandı. Berlinli seçmenlerin onda dördü ve Die Linke seçmenlerinin yüzde 86’sı, kiracıların yanında duran ve federal hükümetin sözde sosyal reformlarına karşı çıkan tek partinin Die Linke olduğunu düşünüyor.

Kiraların patlaması Berlin’de toplumsal bir krize yol açıyor. Berlin bir kiracılar kenti: Nüfusun yüzde 85’i kirada yaşıyor. Son on yılda yeni kiraya verilen konutların kiraları yüzde 69 arttı. 2016’da Berlin’de talep edilen çıplak kira metrekare başına 9,02 avroyken, bugün bu rakam 15,25 avroya ulaşmış durumda. Berlin’de her dört kişiden biri kullanılabilir gelirinin yüzde 30’undan fazlasını kiraya ayırıyor.

Die Linke, kira meselesini öne çıkararak temel bir soruna parmak bastı: Kira ve sosyal sorunlar seçimin belirleyici meseleleri arasında yer aldı. İlçe düzeyinde ise bu başlıklar, sahadaki gelişmelere ve üyelerin kaygılarına karşılık gelen talepler ve sloganlarla tamamlandı. Neukölln örgütü açısından bunlar arasında “Savaşa ve soykırıma karşı”, “Faşizme karşı birlikte” ve “Bundeswehr okullardan çıksın” talepleri de yer alıyordu. Eyalet parlamentosu adaylarının “Sosyal. Dayanışmacı. Antifaşist.” sloganı da Neukölln’de büyük afişlerde ve seçim bildirgesinde yer alarak merkezi bir rol oynadı.

Taban aktivistleri ve yeni üyeler özellikle aktifti

Taban aktivistlerinin ve çok sayıda yeni üyenin yoğun katılımı, bu güçlü seçim sonucunun önemli unsurlarından birini oluşturdu. Mahallelerde ve evlerin kapılarında aktif biçimde sahaya çıktılar; toplamda 250 bin kapı çalındı. Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de ise bu tür bir seferberlik ancak büyük kentlerde mümkün olabilmişti.

Bu seçimde eyalet çapındaki listeler yerine ilçe listelerinin oluşturulmuş olması da kuşkusuz bu güçlü aidiyet duygusuna katkıda bulundu. Adaylar kendi ekiplerini kurdu; bu ekipler özerk biçimde örgütlendi ve kampanyanın temel görsel kimliğini esas alan kendi materyallerini hazırladı. Sosyal medyada yürütülen yoğun çalışmanın da ayrıca altını çizmek gerekiyor; bunun da seçim başarısına katkıda bulunduğu kuşkusuz.

Medyadan sert saldırılar

Seçimden önceki haftalarda ve özellikle son günlerde medya ile bazı partiler, Die Linke’yi defalarca antisemit bir parti olarak göstermeye çalıştı. Bunun arka planında, Die Linke Neukölln örgütünün tiyatro yönetmeni Volker Lösch ile birlikte düzenlediği “Kapitalizme karşı öfke” etkinliği vardı. Etkinlik sırasında rapçi Dahabflex, “Stop the Genocide” adlı şarkıyı seslendirmişti.

Burjuva basınının bir bölümü bunu Yahudilere yönelik düşmanlığın bir ifadesi ve sivillerin öldürülmesine yönelik bir çağrı olarak yorumladı. Ancak bu polemiğin Die Linke’ye verilen desteğe zarar verebileceği yönündeki kaygılar doğrulanmadı. Hem kapı kapı yürütülen görüşmelerde hem de seçim sonrası anketlerde, bu tartışmanın oy verme tercihinde neredeyse hiç kimse açısından belirleyici olmadığı görüldü.

Hükümete katılım meselesi

Geçmiş deneyimler göz önüne alındığında, yoldaşlar arasında hükümete katılmaya yönelik kuşkuculuk oldukça yaygın. Özellikle daha genç üyeler, son yıllarda partiye katılanlar ve çeşitli yerel örgütler hükümete katılım konusunda eleştirel bir tutum sergiliyor.

25 Eylül’de yapılacak eyalet parti kongresinde, ön görüşmeleri yürütecek müzakere heyetinin yalnızca eyalet yönetim kurulu üyelerinden oluşmaması, tabandaki aktivistlerin de bu heyette yer alması yönünde talepler dile getirilecek. Ön görüşme heyetinin, olası koalisyon ortaklarını rahatsız edebilecek tutumları savunabilmesi ve aslında direnmenin gerekli olduğu noktalarda geri adım atmaması için parti içinde güçlü bir dayanağa sahip olması vazgeçilmez görünüyor.

İnandırıcı bir sosyalist politika, açık kırmızı çizgiler ve asgari koşullar gerektirir. Die Linke hiçbir koşulda toplum karşıtı bütçe kesintilerinin uygulayıcısı haline gelmemeli ve hareket etme kapasitesini kapitalizmin sözde nesnel zorunluluklarına feda etmemelidir. Berlin açısından her şeyden önce büyük emlak şirketlerinin kamulaştırılması, yani Deutsche Wohnen & Co.’nun kamulaştırılmasını öngören yasa tasarısının hayata geçirilmesi öncelik taşıyor.

Bunun yanı sıra, yeterli düzeyde kamusal hizmet sunulabilmesi için gerekli mali kaynakların sağlanması, giderek sertleşen baskıcı politikalara son verilmesi ve polis yetkilerinin genişletilmesinin durdurulması gerekiyor; çünkü bütün bunlar toplantı ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına katkıda bulunuyor. Şunun herkes tarafından açıkça görülmesi gerekir: Sol bir toplumsal kamp parlamentoda değil, her şeyden önce parlamento dışındaki hareketler içinde inşa edilir. Ve Berlin’de bu hareketlerin eksikliği çekilmiyor.

24 Eylül 2026

*ISO tarafından yayımlanmıştır.

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi