İmdat Freni

Soykırım Çağında Hayvan Özgürlüğü Hareketi – Dalia Zein

İsrail devleti, kendisini “Batılı değerler”le ve özellikle de vegan hareketle özdeşleştirmeye çalışıyor. Oysa asıl amaç, Filistin’deki soykırıma karşı yükselen sesleri susturmak.

2025 yazında, Uluslararası Hayvan Hakları Konferansı’nın (IARC) organizasyon komitesi, Eylül 2025’te düzenlenecek konferansları öncesinde, bu toplantıların boykot edilmesi çağrılarına yanıt olarak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Filistinli sesleri susturmak istedikleri yönündeki iddialar reddediliyor ve 2024 etkinlikleri sırasında neden kefiye takan hayvan hakları aktivistlerinin fotoğraflarını paylaşmayı reddettiklerini sosyal medya hesaplarında şu şekilde gerekçelendiriyorlardı:
“Almanya’da¹ kefiyeler zaman zaman İsrail’in yok edilmesini talep eden kişi ve gruplar tarafından kullanılmıştır. Elbette kefiye takan herkesin bu görüşleri paylaştığına inanmıyoruz; ancak sembollerin yanlış yorumlanmasından endişe duyuyoruz.”

Hayvan soykırımı mı, sömürgeci şiddet mi?
Komite, açıklamasında İsrail hükümetinin Gazze’de uyguladığı şiddet ve baskıya karşı olduğunu belirtmesine rağmen, soykırım ve sömürgeci şiddet kavramlarını kullanmayı reddediyor. Her yıl milyarlarca su canlısının ve milyonlarca kara hayvanının katledilmesine yönelik eleştiriyi merkeze alırken, Filistinlilerin—özellikle de Gazze halkının—İsrail’in sömürgeci devleti tarafından maruz bırakıldığı aşırı şiddeti ve yok edilişi görmezden gelmek münferit bir durum değil. IARC örneği, ana akım vegan hareketin eşitlik, şefkat ve özgürlük değerlerini insan-dışı hayvanların ötesine taşımadaki başarısızlığını gözler önüne seriyor.

Peki neden bu kadar çok vegan örgüt soykırım karşısında sessiz kalmaya devam ediyor? Bu sorunun yanıtlarından biri, hala devam etmekte olan soykırımın başlamasından kısa bir süre sonra Gazze’deki Filistinli veganlar tarafından ve İran ile Lübnan gibi bölgelerdeki müttefiklerle birlikte kurulan Filistin İçin Veganlar (Vegans for Palestine) grubunda bulunabilir.

Filistin İçin Veganlar, BDS kampanyasını destekliyor; hayvansal ürünlerin boykot edilmesi ile İsrail ürünlerinin boykot edilmesi arasında bir paralellik kuruyor ve soykırıma ortak olan vegan şirketlerin de boykot edilmesi gerektiğini savunuyor. Daha da önemlisi, grup, ana akım vegan alanların İsrail’in savaş suçları karşısındaki sessizliğinin ardındaki yapısal nedenleri inceliyor; bu alanlarda beyazlığın sorgulanmamasının baskın rolüne ve İsrail’in “vegan-washing” stratejisinin teşhir edilememesine dikkat çekiyor.

İsrail, özellikle genç kuşaklar arasında “Batılı liberal değerler”e seslenmeye çalışarak, son on yıldır kendisini bölgesinin LGBT ve vegan başkenti olarak pazarlıyor; askerleri için vegan yemeklere ve botlara yatırım yapacak kadar ileri giderek, kendini “dünyanın en ahlaklı ordusu” olarak sunma anlatısını güçlendiriyor. Filistin İçin Veganlar’dan Dalal’ın da belirttiği gibi: “Veganizm, İsrail için ahlaki bir pusula değil, ahlaki bir kalkan.”

Hayvan özgürlüğü için mücadele eden pek çok aktivistin, hayvan meselesinin merkezden kayacağı korkusuyla kesişimsellik hakkında konuşmaktan kaçınması, tahakküm biçimlerinin karmaşık iç içeliğini ıskalıyor. Hayvanlar endüstriyel tarımsal sömürünün merkezinde olabilir; ancak bu şiddet boşlukta var olmuyor.

Sosyal bilimlerin militan bir angajmanı için

Sosyal bilimlerin, hayvan özgürlüğü hareketinin stratejilerinin yapıbozuma uğratılıp yeniden düşünülebileceği; böylece kesişimsel ve sömürgecilik karşıtı teorilerle daha doğrudan bir angajmana kapı aralayabilecek bir platform işlevi görebileceğini söyleyebiliriz.

İsrail’in vegan-washing stratejilerine karşı kolektif biçimde mücadele etmek, soykırımın sona ermesini ve sömürgeci devletin tasfiye edilmesini talep etmek, dönemin en acil görevlerinden biriyse; veganizm, diğer tahakküm sistemlerinin baskıyı nasıl normalleştirdiğini her zaman kavramak zorundadır.

Hayvan sömürüsü, kadın bedeninin nesneleştirilmesi kadar normalleştirilmiştir; yaşamlarını sürdürmek için başka bir seçeneği olmayan, çoğunlukla göçmen ve mülteci olan kadın ve erkek emekçiler son derece acımasız çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu tarımsal işletmeler yalnızca işçileri sömürmekle kalmaz, aynı zamanda ekosistemleri yağmalar, yerli halkların tarımını ve geleneksel mutfaklarını da tahrip eder.

Türcülüğün (spesizmin) ataerkil, sömürgeci ve kapitalist tahakküm biçimleri tarafından nasıl güçlendirildiği sorusu etrafında tartışmaları yeniden merkezileştirdiğimizde, hayvan özgürlüğünden vazgeçmiş olmayız; tersine, özgürlüğe ulaşmak için neyin gerekli olduğuna dair daha incelikli bir perspektif sunarız.

Dalia Zein, Finlandiya Tampere Üniversitesi’nde, Sömürgecilik ve Gündelik Şiddetin Coğrafyası Araştırma Grubu’nda doktora sonrası araştırmacıdır.

  1. Organizasyon komitesinin merkezleri Almanya ve Lüksemburg’dadır.

Türkçesi: İmdat Freni Çeviri Kolektifi

Kaynak: https://lanticapitaliste.org/actualite/oppressions/le-mouvement-de-liberation-animale-lheure-du-genocide