İmdat Freni

Venezuela: Proleter Bir Anti-Emperyalizmin Zorunluluğu – Luis Bonilla-Molina

Venezuela’ya karşı ABD bombardımanının başladığı şu saatlerde, yaklaşık bir ay önce kaleme alınmış olan ve yayın planımızda bulunan, Venezuela’lı bir IV. Enternasyonal üyesi olan, sosyal bilimci Luis Bonilla-Molina’nın analizini yayınlıyoruz.

İmdat Freni

Venezuela’nın etrafındaki jeopolitik harita, ABD askeri gücünün güney Karayipler’de benzeri görülmemiş bir şekilde yoğunlaşması, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin ve 15.000’den fazla askerin konuşlandırılması, açık denizlerde ölümcül operasyonlar ve “narko-terörizm” söylemi ile yeniden çizildi.

Washington, Madurizm’in siyasi döngüsünün sona ermesi için baskı yaparken, Madurizm 2013’ten bu yana eşi benzeri görülmemiş bir kırılganlıkla karşı karşıya kaldı. Arka planda yeni doktrinler ortaya çıkmakta, eski ihtiraslar yeniden su yüzüne çıkmakta ve ülke kendisini dış kuşatma ile iç otoriter sürüklenme arasında sıkışmış bulmaktadır.

Dört aydan kısa bir süre içinde güney Karayipler yarımkürenin en askerileştirilmiş bölgelerinden biri haline geldi. Trump yönetimi muhripleri, nükleer denizaltıları, deniz devriye uçaklarını, 22inciDeniz Piyadesi Sefer Birliğini ve son olarak da USS Gerald R. Ford uçak gemisini vurucu grubu eşliğinde bölgeye konuşlandırdı.

87 balıkçının hayatını kaybettiği Güney Mızrağı Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen operasyonlarda, “Venezuela bağlantılı narko-teröristlere karşı eylemler” olarak tanımlanan 23 tekneye yönelik 22 saldırı düzenlendi. İnsani yardım örgütleri yargısız infazları kınadı.

Saldırıya diplomatik baskılar, hava sahasının kapatılması duyuruları ve müttefik ülkeler Panama, Dominik Cumhuriyeti, Curaçao ve Trinidad ve Tobago’da askeri tatbikatların yoğunlaştırılması eşlik etti.

Güney Karayipler bir kez daha jeostratejik bir koridor haline geldi ve Venezuela bu koridorun merkezinde yer alıyor.

Yirmi beş yıllık kuşatma

Bu hikâye 1998 yılında Hugo Chávez’in başkanlık seçimlerini kazanmasıyla başladı. ABD, Juan Vicente Gómez liderliğindeki 1908 darbesinden bu yana Venezüella ile kurduğu yeni-sömürgecilik ilişkisinin tehdit altında olduğunu gördü. O zamanlar Cipriano Castroyu devirmek için yapılan ABD müdahalesi (1), Venezüella petrol endüstrisi üzerinde 20. yüzyılın geri kalanında hız kesmeden devam eden bir kontrol stratejisi için bir sıçrama tahtası görevi gördü.

Chavez, Anayasa’da reform yapmak (1999) ve ulusun siyasi, ekonomik ve sosyal temellerini yeniden inşa etmek için bir kurucu süreç başlatma sözünü tuttuğunda, ABD stratejik çıkarlarının tehdit altında olduğunu gördü. Chavez’in 2000-2001 yıllarında tarım arazilerinin mülkiyetini yeniden tanımlamak ve petrol endüstrisi üzerindeki devlet kontrolünü yeniden düzenlemek için başlattığı girişimler, Washington’un 2002 yılında Chavez’e karşı bir darbe yapılmasını teşvik etmesine yol açtı. Darbe halkın seferberliği sayesinde engellendi.

O andan itibaren, özellikle Chavez’in “Yankees de mierda: Váyanse al Carajo” (“Siktiriboktan Yankiler: Siktirip gidin”) ifadesiyle bilinen anti-emperyalist bildiriyi (2004) yayınlamasıyla ABD ve Venezüella hükümeti arasındaki gerilim arttı. Ancak bu dönem boyunca Venezuela, Kuzey Amerika’nın istikrarlı bir petrol tedarikçisi olmaktan hiç vazgeçmedi. Chávez’in hastalığı ve ölümü tüm senaryoları ve yörüngeleri sorgulanır hale getirdi.

Şeytanla dans etmek

Maduro Chavez’in projesini devam ettirmiyor; onu ekonomik, sosyal, kültürel, askeri ve polisiye açılardan yeniden yapılandırıyor. Madurizm, Chavez tarafından uygulamaya konulan sosyal projeyi terk edişini maskelemek için sosyalist retoriği kullanan, gelişmekte olan bir burjuva kesiminin siyasi projesidir.

Madurizm dört aşamadan geçmiştir. İlki, 2013-2017 yılları arasında, eski burjuvazinin siyasi temsilcilerinin çoğunu ezmeye, boyun eğdirmeye ve 2002 askeri darbesinin ardından 2002-2013 yılları arasında ortaya çıkan yeni burjuvaziyi yerleştirmeye adanmıştır. Bu durum, hem Obama hem de ilk Trump başkanlığındaki ABD yönetiminin tepkisine yol açtı ve Venezüella tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir emperyalist müdahale eylemi olan Tek Taraflı Zorlayıcı Önlemlerin (UCM’ler) uygulanmasıyla sonuçlandı.

Maduro’nun 1998’den beri Chavez’e eşlik eden sola (PCV, PPT ve diğerleri) saldırmaya karar verdiği, meşru liderlerini siyasi temsilden mahrum bıraktığı, Chavizm’den doğan sosyal, sendikal ve mesleki hareketlerin liderlerine zulmettiği, tartışmaları ve toplu pazarlıkları dondurduğu ve yalnızca kendi bürokrasisine uygun olanları kabul ettiği 2018-2024 yılları arasındaki ikinci dönem. Bu dönemde ABD ile önce gizlice sonra da açıkça müzakerelere girişti ve bu müzakereler Venezüella’nın bir kez daha Kuzey’in güvenilir bir petrol tedarikçisi haline geldiği Ukrayna savaşıyla doruğa ulaştı, ancak bu kez kesinlikle yeni-sömürgeci ödeme koşullarıyla.

Maduro ABD ile nasıl pazarlık yapılacağını biliyor. Nitekim 2002 yılında Venezüella Parlamentosu Başkanı iken Boston Grubunu (Venezüella-Amerika parlamento dostluğu) kurdu ve Dışişleri Bakanı olarak, özellikle 2008 küresel ekonomik krizi sırasında petrol endüstrisi üzerindeki etkisi nedeniyle ABD’ye kapıyı her zaman açık tuttu. 2018’den 2024’e kadar bu stratejiyi tekrarladı. O dönemde Chávez’in 1999 Anayasasında ana hatlarını çizdiği projeyi sürdürmeye çalışan Chavizm ve PSUV’un önde gelen isimlerini bir kenara itti.

Üçüncü an ise 2024 seçimlerinin ardından, kendisini kazanan ilan eden seçim sonuçlarının şeffaf ve güvenilir olmaması nedeniyle geldi. Maduro daha sonra, önderlik ettiği ve temsil ettiği yeni burjuvazi, kendisini destekleyen ordu ve polis teşkilatı ve 2013’ten bu yana kendisine eşlik eden liderler için iktidarını sürdürme koşulları garanti edilmedikçe iktidarı bırakmaya hazır olmadığını gösterdi. Bu, sadece bir yıl içinde iki binden fazla insanı hapse atan ve bazılarını kısıtlayıcı tedbirlerle serbest bırakılan Madurizm’in otoriter coşku anıdır.

Dördüncü aşama Ağustos 2025’te, doğrudan askeri çatışmadan kaçınmak amacıyla ABD ile bir anlaşma arayışına girme kararıyla başladı. Maduro çatışmacı söylemini sürdürse de ABD askeri konuşlandırmasının başlangıcından itibaren Trump ile diyalog arayışına girdi. Nihayet Kasım ayı sonunda Trump ve Maduro’nun ilk telefon temasını gerçekleştirdikleri ve diyaloğun açık olduğu açıklandı. Maduro’nun bu krizi aşmak ve iktidarda kalmak için gereken tavizleri vermeye hazır olduğu izlenimi var.

Sorun şu ki ABD artık Maduro’nun vaatlerine inanmıyor gibi görünüyor ve 1960’lardan beri engellenen bir Amerikan arzusu olan Bolivya topraklarında askeri üsler kurulmasını talep edebilir. Trump’ın Monroe Doktrini’ni sahiplenen ve genişleten yeni güvenlik doktrini ile en muhtemel olan bu. Elbette bu anlaşma Panama’da olduğu gibi, uyuşturucu kaçakçılığına karşı bir iş birliği mutabakatı şeklinde olabilir ve kesinlikle açık bir askeri üs kurma anlaşması şeklinde olamaz. Ancak bu türden bir anlaşmayı kabul etmek, Maduro’yu söylem ve söylemlerinde 180 derecelik bir dönüş yapmaya zorlayacak Demokles’in kılıcını kabul etmekle eşdeğer olacaktır. Bunu yapabilecek mi? Bunu kabul etmenin ya da reddetmenin sonuçları ne olacak?

Madurizm uzun zamandan beri Hugo Chavez’in projesinden uzaklaştı. Dışarıya karşı sosyalist bir retoriği sürdürse de içeride neo-liberal özelliklere sahip otoriter bir modeli, etkili bir baskı sistemini ve devlet yönetimiyle ilişkili yeni bir ekonomik eliti pekiştirmiştir. ABD’nin ekonomik ablukası karşısında yeni burjuvazi lehine uyguladığı politikalar, ücretlerin çöküşünü, kitlesel göçü, sendikal baskıyı ve kurumsal bozulmayı kolaylaştırmış ve tüm bunlar meşruiyetini aşındırmıştır. 2024 seçimleri ise, hükümet ile toplum arasında derin bir uçurum bıraktı.

Çatışma

ABD şimdiye kadar işgalden değil, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için sadece uluslararası sularda değil, karadan bombalamayı da içerebilecek operasyonlardan söz ediyordu. Son dört ayda yaşananlar, sadece füzelere ve doğrudan saldırılara değil, askeri operasyonlar, zorlayıcı diplomasi ve açık kaynaklı otomatik istihbaratın (OSINT) bir kombinasyonuna dayanan son teknoloji ürünü bir askeri saldırıdır. Uydular, AIS sistemleri, sosyal ağ analizi ve tahmin modelleri Venezüella’daki askeri hareketler, iç toplumsal tepkiler, silahlı kuvvetlerin ruh hali ve hükümetin her olay karşısındaki tutumu hakkında gerçek zamanlı bilgi üretmektedir. Bu aşamada ABD’nin amacı, Venezüella ve Latin Amerika’daki davranışları önceden tahmin etmesini ve konvansiyonel savaşa başvurmak zorunda kalmadan baskıyı kalibre etmesini sağlayacak büyük hacimli veri ve bilgi biriktirmek gibi görünüyor. Başka bir deyişle, savaş tek bir füze bile atılmadan başladı ve veri, algı ve hikayelerin toplanması ve analizi yoluyla yürütülüyor.

ABD FAA’nın NOTAM’ı (2) ile başlatılan ve Trump’ın doğrudan hava sahasını kapatma emriyle pekiştirilen hava ablukası, devam eden müzakereler bağlamında Venezüella’ya yönelik ekonomik ve medya kuşatmasını arttırmayı amaçladığı anlaşılan bir başka emperyalist müdahale biçimidir. İran’a karşı olduğu gibi bir askeri saldırı olasılığı, başlatılan müzakerelerin mevcut aşamasının ilerlemesine ve sonucuna bağlıdır.

Petrol piyasaları Ocak 2025’ten bu yana fiyatların düştüğünü gördü ve Venezüella’nın gezegendeki en büyük ham petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen Karayipler’deki askeri kriz konusunda herhangi bir tedirginlik göstermedi. Petrol piyasası çatışmanın müzakere yoluyla çözüleceğine inanıyor gibi görünüyor. Borsa analistlerinin haklı olup olmadığını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Maduro sonrası geçiş sürecinde ABD’nin karşılaşacağı en büyük sorun, María Corina Machado ve Edmundo González Urrutia (MCM-EGU olarak biliniyor) ikilisinin sahip olacağı sınırlı yönetişim kapasitesidir. Aşırı sağcı Nobel Ödülü sahibi María Corina Machado’nun Maduro’nun reddini sentezleyen bir liderliğe sahip olduğu doğrudur, ancak bu Venezuela’daki kadar karmaşık bir geçiş fırtınasının ortasında yönetme kapasitesine sahip olduğu anlamına gelmez. Machado’nun olası hükümetinin özelliklerine ilişkin yaptığı açıklamalar, ülkeyi istikrara kavuşturacak bir ulusal uzlaşma ve mutabakat görevinden ziyade özgürlükçü olmayan programlara benziyor. Bu nedenle Maduro’nun kendi hükümeti ABD petrol kaynakları için en istikrarlı hükümet olabilir ancak bunun için Maduro’nun söylem ve eylemlerinde yapısal bir değişikliğe gitmesi gerekir. Diğer seçenek ise dört farklı taraf arasında bir anlaşmaya dayalı olarak düzenli bir geçiş sağlamaya çalışmak: Madurizm, MCM-EGU ikilisi, asker-polis kesimi ve Fedecámaras işverenler birliği (ticaret odaları federasyonu). Başka bir deyişle amaç, müzakere edilmemiş bir geçiş bağlamında uzun süreli bir çatışmanın yaratacağı travmayı ve petrol kaynaklarına yönelik tehlikeyi önleyecek bir eşitler hükümeti kurulmasını zorlamaktır. Bu kısa vadede o kadar kolay görünmüyor.

Devrimci bir politika olarak anti-emperyalizm

Müzakerelere doğrudan erişimimiz yok, ancak ABD’nin Karayipler’deki acımasız askeri konuşlanmasını görüyoruz. Somut gerçeklik budur. Bu bağlamda, devrimciler açısından doğru olan, aktif bir anti-emperyalist militan kampanya yürütmektir. Madurizm eleştirisi askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için bir bahane olarak kullanılamaz. Otoriter sürüklenişini görmezden gelerek bu hükümeti de savunamayız. Uygulanabilir tek demokratik tutum, ABD müdahaleciliğini reddetmek ve Madurist hükümetin otoriterliğini kınarken, işçi haklarını savunmak, siyasi özgürlükler talep etmek ve egemen ve barışçıl bir çözüm için baskı yapmaktır. Bölgenin demokratik, barışçıl ve egemen bir çözüme ihtiyacı vardır. Artık yeter: Kuşatmalara, vesayetlere, savaşlara son!

7 Aralık 2025

1) Venezuela Devlet Başkanı Cipriano Castro, Venezüella’nın dış borcunu tanımayı reddetti ve bu da 1902-1903 yıllarında Avrupalı güçler tarafından Venezüella kıyılarının deniz ablukasına alınmasına yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri “arabulucu” olarak müdahalede bulunarak ülkedeki jeopolitik etkisini güçlendirdi, ancak Castro’nun milliyetçiliğine Venezüella petrolünün kontrolüne engel teşkil ettiği için her zaman şüpheyle yaklaştı. MIR’in kurucusu ve Venezüella radikal solunun tarihi lideri Domingo Alberto Rangel, Gómez, el amo del poder (1975) adlı kitabında ABD’nin Gómez liderliğindeki darbeye verdiği desteğe ilk işaret edenlerden biriydi. Gómez iktidara gelir gelmez İngiliz Horacio Hamilton’a verilen petrol imtiyazlarını iptal ederek General Asphalt’a (ABD) verdi. 1910 ve 1914 yılları arasında Gómez, o zamanlar Standard Oil’in bir yan kuruluşu olan Caribbean Petroleum gibi Amerikan şirketlerine ilk büyük petrol imtiyazlarını verdi.

2) NOTAM’lar (Notice to Airmen), pilotları altyapılar üzerindeki veya çevresindeki gelişmeler hakkında bilgilendirmek için devlet hava trafik kontrol kuruluşları tarafından yayınlanan mesajlardır.

Çeviri: İmdat Freni Çeviri Kolektifi