İmdat Freni

Kopuşlar: IV. Enternasyonal’in Yeni Manifestosu – Michael Löwy

1796 tarihli Babeuf’nün Eşitler Manifestosu ile 1848 tarihli Komünist Manifesto’dan bu yana, işçi hareketi tarihinde bu türden pek çok belge ortaya çıkmıştır. Bunların bazıları, 1848’de Marx ve Engels’in kaleme aldığı metin gibi, kuşaklar boyunca okurları etkilemiştir. Diğerleri ise hızla unutulmuştur… Aralarındaki farklılıklara rağmen, bu metinler bazı ortak özellikler taşır:

• herkesi yeni bir öneriden haberdar etme isteği,

• bir siyasal hareketin temel çözümlemelerinin yanı sıra programının ve stratejisinin özeti,

• mümkün olan en geniş kitlelere hitap eden, erişilebilir bir dil,

• konjonktür analizleri ile birkaç kurucu ilkenin birlikte ortaya konması.

Dördüncü Enternasyonal’in kurucu metni olan, Kapitalizmin Can Çekişmesi ve IV. Enternasyonal’in Görevleri (Türkçesi Lev Troçki, Bildirgeler, Yazın yay., 2003 içinde) yaygın olarak Geçiş Programı (1938) adıyla bilinen metin, başlığında bu terim yer almasa da bir manifesto olarak değerlendirilebilir. IV. Enternasyonal başka bazı belgeleri de manifesto olarak nitelendirmiştir: örneğin 1948’de yayımlanan “Dördüncü Enternasyonal’in İkinci Kongresi Manifestosu: Wall Street’e ve Kremlin’e Karşı. Komünist Manifesto’nun Programı İçin. Dünya Sosyalist Devrimi İçin”, kuşkusuz Lev Troçki’nin 1938’de öngördüklerinden bir kopuşu işaret eder (1). Aynı tespit, sözde “reel sosyalizm”in ortadan kalktığını kayda geçiren 1993 tarihli Ya Sosyalizm ya Barbarlık. 21. Yüzyılın Eşiğinde. Dördüncü Enternasyonal Manifestosu için de geçerlidir (Yazın yayıncılık tarafından yayınlanmıştır. çn).

Zamanımızın Bir Manifestosu

Yeni Ekososyalist Devrim Manifestosu, çağımızın meydan okumaları karşısında hem anlamaya hem de eylemeye yönelik yollar çizmeyi amaçlıyor. Elbette 1938, 1948 ve 1993 manifestolarıyla birçok ortak yanı var: onlar gibi, ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla konjonktürün Marksist bir analizini, Troçki’nin tanımladığı yönteme göre bir “geçiş programı”nı, devrimci bir stratejiyi ve sosyalist bir ufku ortaya koyuyor. Bununla birlikte, önceki metinlerden ayrılan özgün özellikler de taşıyor.

1938 tarihli Geçiş Programı Lev Troçki tarafından, 1993 Manifestosu ise büyük ölçüde Ernest Mandel tarafından kaleme alınmışken, yeni Enternasyonal Manifestosu bir yılı aşkın süren kolektif bir çalışmanın ürünüdür; bu çalışmaya, Daniel Tanuro’nun koordinasyonunda, Küresel Kuzey’den ve Küresel Güney’den yoldaşlar katkıda bulunmuştur.

1938 Manifestosu, “insanlığın üretici güçlerinin büyümeyi durdurduğunu; yeni buluşların ve yeni teknik ilerlemelerin artık maddi zenginliğin artmasına yol açmadığını” ileri sürüyordu. Metne göre bu durum, proleter devrimin “ekonomik bir öncülü”nü oluşturuyordu (2). Bu yargının 1938’deki geçerliliği üzerine ne düşünülürse düşünülsün, savaş sonrasında üretici güçlerin büyümeye devam ettiği ve kapitalizm çerçevesinde —her ne kadar bir sömürücüler azınlığı tarafından gasbedilmiş olsa da— bir “maddi zenginlik artışı” yaşandığı inkâr edilemezdi (3).

Oysa 2025’te, yeni Manifesto açısından tam da bu “maddi zenginlik artışı”, bu sınırsız ve limitsiz kapitalist büyüme mücadele edilmesi gereken şeydir: “kapitalist büyüme ile kopuş”! Bu aynı zamanda ilerleme, maddi zenginlik ve “üretici güçlerin gelişimi”ne dair belirli bir anlayışla da bir kopuştur. Bu değişim apaçık bir olgunun ifadesidir: 2025’te ekolojik kriz insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır; 1938’de durum kesinlikle böyle değildi.

Ekolojinin Yeri

IV. Enternasyonal, ekolojik meydan okumanın farkına aşamalı olarak varmıştır. 1938 ve 1946 manifestolarında yer almayan bu sorun, 1993 Manifestosu’nda ise sınırlı bir biçimde ele alınır: metnin 22 bölümünden yalnızca biridir ve esas olarak kirlilik ile doğal kaynakların tükenmesi konusuna odaklanır. Asıl dönüm noktası, 2003’te, 15. Kongre’de kabul edilen “Ekoloji ve Sosyalizm” başlıklı kararla yaşanır (türkçesi Direnişler, XV. Dünya Kongresi Kararları, Yazın, 2005); bu karar, Enternasyonal tarihinde ekolojik krizi merkezi tema olarak ele alan ilk metindir. “Ekososyalizm” terimi de burada ilk kez ortaya çıkar; kendimizi özdeşleştirdiğimiz, ekolojik sol içindeki akımlardan birini tanımlamak için kullanılır:

Kapitalist ve/veya bürokratik (sözde “reel sosyalist”) biçimleriyle üretimci ilerleme ideolojisiyle kopuş içinde olan ve çevreyi tahrip eden bir üretim ve tüketim tarzının sonsuz genişlemesine karşı çıkan ekososyalizm, işçi hareketi ile ekoloji alanında emekçilerin ve Güney halklarının çıkarlarına en duyarlı eğilimi temsil eder; kapitalist piyasa ekonomisi çerçevesinde bir “sürdürülebilir kalkınma”nın imkânsızlığını kavramış olan eğilimdir. (4)

2003 tarihli belge, IV. Enternasyonal’in ekolojik sorunu kavrama ve sahiplenme konusundaki gecikmesine dair eleştirel bir bilanço da çizer. “IV. Enternasyonal ve ekolojik kriz” başlıklı bir bölüm bu “özeleştirel” değerlendirmeye ayrılmıştır:

İşçi hareketinin çoğu partisinde olduğu gibi, bu sorun da Enternasyonalimizin varlığının ilk yıllarında ele alınmamıştır. Örneğin, 1938’deki kuruluş kongresinin temel programatik belgesi olan Geçiş Programı’nda bunu aramak beyhude olur. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde devrimci Marksistler çevrenin tahribini ve hava ile su kirliliğini bütünüyle görmezden gelmiş değillerdi. Ancak bu olgular, sömürücü ve insanlık dışı bir sistemin zararlı sonuçlarından yalnızca biri olarak ele alınıyor, bütün yaşamın temellerini yok etme tehdidi taşıyan küresel bir olgu olarak algılanmıyordu. […]

Enternasyonal’in seksiyonlarının çoğu ekolojik sorunları ancak başka güçlerin eylemleri sonucunda, bu meseleler basının manşetlerine çıktığında gündeme almaya başladı. Bunun sonucu olarak Enternasyonal içindeki tartışma görece yavaş ilerledi. Diğer akımlar ve bireyler onlarca yıldır ekoloji ve sosyalizm meselesini tartışırken, devrimci Marksistler büyük ölçüde sessiz kaldılar.

Bir diğer önemli ilerleme, 2018’deki 16. Kongre’de atıldı; burada ekososyalizm Enternasyonal’in yönelimi olarak benimsendi ve bu, kararın başlığında da yer aldı: “Kapitalist çevre tahribatı ve ekososyalist alternatif”. Belge, “3 Mart 2016’da çokuluslu şirketlerin tetikçileri tarafından katledilen Honduraslı ekolojist ve feminist yerli militan Berta Cáceres’in anısına ve çevresel adalet uğruna verilen mücadelelerin tüm şehitlerine” ithaf edildi (5).

Büyüme-karşıtlığı (décroissance/degrowth) meselesi

Bu karar, “Sürmekte olan tartışmalar, açıklığa kavuşturulması gereken noktalar, açık sorular” başlığını temkinli biçimde taşıyan bir bölümde, büyüme-karşıtlığının zorunluluğunu zaten ortaya koyuyordu; ancak bunun bir program ya da bir toplum tasarısı olmadığını da vurguluyordu, çünkü üretim ve mülkiyet ilişkileri hakkında hiçbir şey söylemiyordu (6).

2025 Manifestosu’nda ise büyüme-karşıtlığı artık “açık bir soru” değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu vurgu, belgenin başlığında dahi yer alır ve “kapitalist büyümeyle kopuş” zorunluluğunu hatırlatır. Bununla birlikte adil, ekososyalist bir büyüme-karşıtlığı, eşitsiz ve bileşik ekonomik gelişmeyi hesaba katar:
Küresel nihai enerji tüketimi radikal biçimde azaltılmalıdır — bu, küresel ölçekte daha az üretmek ve daha az taşımak anlamına gelir — ancak toplumsal ihtiyaçları karşılamak için en yoksul ülkelerde enerji tüketiminin artırılması gerekir” (7).

Bununla birlikte, yoksul ülkeler de asalak elitlerin gösterişçi tüketimini ortadan kaldırarak, eko-yıkıcı mega projelere ve tarım-sanayi ile madencilik faaliyetlerinin biyomları tahrip etmesine karşı mücadele ederek, küresel ekososyalist büyüme-karşıtlığına katkıda bulunabilirler (8).

2025 Manifestosu, önceki yirmi yılın ekolojiye ilişkin kararlarının kazanımlarına dayanır; ancak çeşitli açılardan onlardan ayrılır:

• tehlikenin keskin bilinci: ekososyalizm, “insanlığı, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir ekolojik felaketten kurtarmak” isteniyorsa zorunludur.

• “devrimci Marksizmin analizlerini güncelleme” gerekliliği.

• programımızın ve stratejimizin “geniş çaplı bir yeniden kuruluş”a, gerçek bir “sosyalist projenin yeniden formülasyonu”na ihtiyaç duyduğunun kabulü.

• artık, insan toplumları ile doğa arasındaki “metabolik yarılmanın” (Marx) aşılması, ekolojik dengelere saygı, “programımızın ve stratejimizin yalnızca bazı bölümleri değil, onların ana ekseni”dir.

• alternatif bir uygarlık projemiz, “uğruna mücadele ettiğimiz dünya” üzerine daha derinlemesine bir düşünüm.

Ekososyalist devrim için Manifesto, IV. Enternasyonal’in 21. yüzyıldaki en sistematik ve en kapsamlı belgesidir. Ancak kendisini “son söz” olarak sunmaz. Tartışmaya, eleştirilere ve müzakereye açık bir katkı olmayı amaçlar.

26 Eylül 2025

  1. Örneğin, uluslararası burjuvazinin “şaşkınlığı” ve “çıkmazı” ile kapitalizmin “can çekişmesi” teşhisi.
  2. Geçiş Programı (1938), Paris, Éditions de la taupe rouge, s. 20. Türkçesi Lev Troçki Sürekli Devrim, Yazın Yayıncılık içinde
  3. 1945-1975 yıllarını “Otuz Parlak Yıl” olarak görmek, ancak ekonomist, burjuva ve emperyalist bir bakış açısından mümkündür. Kimin için parlak? Kesinlikle, Asya’daki (Hindiçin) ve Afrika’daki (Cezayir, Portekiz sömürgeleri) acımasız sömürge savaşlarına, Latin Amerika’daki kanlı askerî diktatörlüklere ve Avrupa’nın birçok ülkesindeki (Portekiz, İspanya, Yunanistan) faşist rejimlere maruz kalan insanlığın çoğunluğu için değil.
  4. Ekoloji ve sosyalizm”, “İşçi hareketi ve ekoloji” bölümü.
  5. Inprecor n° 664, Mart 2018, s. 3.
  6. A.g.e., s. 34.
  7. Ekososyalist bir devrim için Manifesto: Kapitalist büyümeyle kopuş, Paris, La Brèche, 2025, s. 18.
  8. A.g.e., ss. 54-55.

Çeviri: İmdat Freni Çeviri Kolektifi